Ubelliġukum risâlâti rabbî veenâ lekum nâsihun emîn(un)
"Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım."
"Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
A'râf Suresi 68. ayet, peygamberin tebliğ, nasihat ve emanet görevlerini vurgulayan temel kavramlar içermektedir. Ayet, risalet görevinin içeriğini ve peygamberin bu görevi ifa ederken sahip olduğu nitelikleri dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâğ' kelimesinin bir şeye ulaşmak, son noktasına varmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'übelliğukum' ifadesi, peygamberin ilahi mesajları eksiksiz ve tam olarak muhataplarına ulaştırması, yani tebliğ etmesi anlamındadır. Bu, sadece aktarmak değil, aynı zamanda mesajın hedefine ulaşmasını sağlamaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belâğ' kelimesinin mecazi olarak bir şeyin sonuna ulaşmak, tamamlanmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'übelliğukum' fiili, peygamberin risaleti tam ve eksiksiz bir şekilde, hiçbir şeyi gizlemeden insanlara ulaştırma görevini vurgular. Bu, mesajın içeriğinin tam olarak iletilmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'belâğ' kavramının Kur'an'da 'tebliğ' olarak merkezi bir rol oynadığını, peygamberin Allah'ın vahyini insanlara iletme görevini ifade ettiğini belirtir. 'Übelliğukum' ifadesi, peygamberin bu ilahi görevi yerine getirdiğini, yani vahyi insanlara ulaştırdığını ve bu görevin onun temel misyonu olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'risâlet' kelimesinin 'irsâl'den geldiğini ve bir şeyi göndermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'risâlât' kelimesi, Allah'ın peygamberi aracılığıyla insanlara gönderdiği, tebliğ edilmesini emrettiği ilahi hükümleri, haberleri ve öğütleri ifade eder. Bu, peygamberin taşıdığı ilahi emanetin içeriğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'risâlet'in 'resul'ün görevi olduğunu ve gönderilen mesajı ifade ettiğini açıklar. 'Risâlât-ı Rabbî' ifadesi, Allah'ın peygamberine vahyettiği, insanlara ulaştırılması gereken emirler, yasaklar, haberler ve öğütler bütünüdür. Bu, peygamberin tebliğ ettiği ilahi metnin kendisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'risâlet'in Kur'an'da peygamberlik görevi ve bu görevle birlikte gelen ilahi mesajlar anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'risâlât-ı Rabbî' ifadesi, peygamberin kendi sözleri değil, bizzat Allah'tan gelen ve insanlığa yol gösteren ilahi bildirimler olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasîhat' kelimesinin 'halis' ve 'saf' olmakla ilişkili olduğunu, bir şeyi saf ve temiz kılmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nâsih' ifadesi, peygamberin insanlara karşı samimi, içten ve hiçbir karşılık beklemeksizin iyilik dileyen, onların hayrına olanı gösteren bir öğütçü olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasîhat'ın 'nush' kökünden geldiğini ve bir şeyi temizlemek, arındırmak anlamına geldiğini ifade eder. 'Nâsih' ise, öğüt verdiği kişiye karşı samimi olan, onun iyiliğini isteyen ve ona doğru yolu gösteren kişidir. Ayette peygamberin, insanlara karşı bu samimi ve halis niyetle öğüt verdiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nasîhat'ın, öğüt verilen kişinin lehine olanı dilemek ve ona yol göstermek olduğunu belirtir. Ayetteki 'nâsih' kelimesi, peygamberin insanlara karşı art niyetsiz, sadece onların kurtuluşunu ve iyiliğini düşünen bir rehber olduğunu, onlara en doğru ve faydalı bilgiyi sunduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'emîn' kelimesinin 'emn' kökünden geldiğini ve güvenilir olmak, korkudan emin olmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emîn' ifadesi, peygamberin Allah'ın mesajlarını eksiksiz ve tahrif etmeden ulaştıran, kendisine verilen emanete sonuna kadar sadık kalan, dürüst ve güvenilir bir kişi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emîn'in, kendisine güvenilen, emanete hıyanet etmeyen ve sözünde duran kişi olduğunu açıklar. Ayette peygamberin 'emîn' olarak nitelendirilmesi, onun tebliğ ettiği mesajların doğruluğu ve güvenilirliği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmadığını, ilahi emaneti hakkıyla taşıdığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emîn'in, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet etmeyen, sözünde duran ve güven veren kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'emîn' kelimesi, peygamberin sadece sözleriyle değil, tüm davranışlarıyla da güvenilir olduğunu, tebliğ ettiği ilahi mesajları hiçbir değişikliğe uğratmadan aktardığını ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(68) (Ubelligukum rÎsâlâti rabbî ve ene lekum nâsıhun emîn.)
"Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." İşte bu mertebede kişiye ilhâmlar gelir ve o bunları kendi nefsine aktarır. Nefsin ileri gelenleride buna karşı çıkar ve bu mertebelerde bu savaş devamlı sürer. İbrâhîm (a.s.)’a kadar kişi kendi bünyesindeki çalışmalarla nefsini temizlemekle meşguldür.