İçeriğe atla
A'râf 69Cüz 8 · Sayfa 159

A'râf Sûresi 69. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Eve ‘acibtum en câekum żikrun min rabbikum ‘alâ raculin minkum liyunżirakum(c) veżkurû iż ce'alekum ḣulefâe min ba'di kavmi nûhin vezâdekum fî-lḣalki besta(ten)(s) feżkurû âlâa(A)llâhi le'allekum tuflihûn(e)

"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(69) (E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ racûlin minkum li yunzirekum, vezkurû iz cealekum hulefâe min ba'di kavmi nûhın ve zâdekum fil halkı bastaten, fezkurû âlâallahi leallekum tuflihûn.)

"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve halkedilişte sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nîmetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz." Zikir sadece aynı şeyi tekrarlamak değildir. Zikir kelimesi sözlük anlamı olarak hatırlamak demektir, “ey okuyan kimse sende mevcût olan ilâhî hakîkatleri hatırla ve dışarıya çıkar” anlamındadır. Nefsi emmârenin oluşumlarının idrâk edilerek onların etkisinde kalınmaması isteniyor.

Bunları geçmişteki peygamberlerin hayât hikâyeleri

olarak kabullenirsek bu durumda Kûr’ân-ı Kerîm tarih kitâbı gibi kitâp olur fakat Kûr’ân-ı Kerîm Allah’ın kelâmı, zât-î zuhuru olduğundan böyle bir şey ile sınırlandırılması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Başkalarının dahi söylemesine gerek kalmadan bazen insân, “ben şu kadar ibâdet ediyorum, bu kadar nafîlelerim var” diye düşünür, işte bu şekilde bir düşünceye kesinlikle sapılmayıp, nefs temize çıkarılmamalıdır. Çünkü nefs kötülüğü emreder yâni oyun yapar ve kişiyi gururlandırır.

Racûl zâhiri olarak erkek kişi olsada hakîkatte Hakk erleri demektir. Onlarda nefsleri üzerine şâhit olup kendi varlıklarında ilâhî varlıktan başka hiçbir şey olmadığını müşâhede edenlerdir.

Hûd mertebesinde kişinin kavmi biraz daha genişleyip büyüyor ve mücâdele biraz daha zorlaşıyor çünkü insânın rûhâniyeti geliştiği gibi nefsânîyeti de gelişiyor. Nefs rûhta olan herşeyden haberdardır, dolayısıyla kişi rûhen nereye yükselirse nefste oranın ilmini idrâk ediyor ve oradan saldırmaya başlıyor. zûlmani perdeler geçilip yükselmeye başlandıkça rahmâni perdeler çıkmaya başlıyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)