İçeriğe atla
Nûh 14Cüz 29 · Sayfa 571

Nûh Sûresi 14. Âyet

نوح

Sohbete sor

Ve kad ḣalekakum etvârâ(n)

'Halbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'

Nûh Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Andolsun ki, sizi türlü, türlü tavır-terkip-derece’ lerle halk etmiştir. Yâni her birerlerinizi değişik, değişik huy, hilkat ve görünüş ile halk etmiştir ki; hiç bir kimse, kimseye hiç bir şekilde benzemez. Çünkü kendisi tek olduğu gibi, her zuhurda ki, zuhuru da tektir. Bir tecellisini iki def’a da etmez, aynı zuhurdan iki tane bir birinin aynı olarak ta halk etmez.[24] “ İz- -T-B- ”


Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim;

3153. “Biz nerede idik ki o dînin Deyyân'ı suya ve çamura akıl ekerdi!"

“Deyyân”, Hakkin sıfatlarından bir sıfattır. Ma’nâsı “hesâb edici ve cezâ ve-rici” demektir. “Dîn”, “tâat, âdet, tarîk, alâmet, nişân, cezâ ve mükâfat” ma’nâlannadır. “Su ve çamur”dan murâd, cemâd âlemidir. Ya’nî, “Bizim cisimlerimiz nerede idi? Bu âlem-i kesâfette henüz mevcûd değil idi ki, o vücûdu ve izâfî yolunun muhâsibi olan Hak Teâlâ bu cemâd âleminde bizim cisimlerimizi sûre-i Nûh’ta olan (Nûh, 71/14) ya’nî “Sizi etvâren yarattı” âyet-i kerîmesi mûcibince türlü türlü tavırlardan ve istihâlelerden geçirerek her bir tavra göre rûh ve rûhun sıfatı olan akıl ve idrâk ekerdi. Cisimlerin etvâr-ı hilkati hakkında 4. cildin 3622 numaralı beytinden i'tibâren ma’lûmât-ı mufassala geçti. Ve Hz. Pîr Efendimiz Fihi Mâ HMerinin 5. faslında dahi şöyle buyururlar:

“Âşıklar kendilerini bu veche fedâ etmişlerdir ve ivaz taleb etmezler. Onlardan mütebâkîsi en’âm ya’nî hayvânât gibidirler. Vâkıâ onlar en’âmdırlar, ya’nî hayvandırlar. Fakat müstehakk-ı in’âmdırlar; ve vâkıâ ahırdadırlar velâkin emîr-i ahırın makbûlüdürler. İsterse onlan bu ahırdan halâs edip nakl eyler ve tavîle-i hâssa götürür. Nitekim onun mebdei adem idi. Ona vücûd verdi; ve vücûdunu tavîle-i cemâdîye getirdi; ve tavîle-i cemâdîden nebâtîye ve nebâtîden hayvânîye ve hayvânîden insânîye ve insânîden melekîye ilâmâlâ-nihâye getirdi. İmdi bunların cümlesini onun bu cinsten tavîleleri çok olduğunu ve o (înşikâk, 84/19-20) ya’nî "Sen bir tabakadan bir tabakaya terkîb olunursun; imdi onlara ne oldu ki inanmıyorlar?” âyet-i kerîmesi mûcibince birinin diğerinden daha âlî olduğunu ikrâr etmen için sana gösterdi ve buyurdu: “Bunu sana onun için gösterdim ki, benim bu cins tavîlelerim çok olduğunu mukır olasın; ve diğer tabakât-ı mevcûdeyi onun için göstermedim.” Zîrâ inkâr edip dersin ki: “İşte üstâd-ı san’at budur!” Ve bunlann bir nev’ini ona mu’tekıd olmalan için göstermiş ve envâ’-i sâireyi yalnız mukır olup îmân etmeleri için göstermemiştir... ilh."[25]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)