Ve kad ḣalekakum etvârâ(n)
'Halbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'
"Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."
Nûh Suresi 14. ayet, insanın yaratılış sürecindeki aşamaları vurgulayarak Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını ortaya koymaktadır. Ayet, özellikle 'yaratma' ve 'aşamalar' kavramları üzerinden insanın varoluşsal serüvenine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçü ve düzen vermek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'خَلَقَكُمْ' ifadesi, Allah'ın insanı belirli bir plan ve aşamalar dahilinde, yoktan var etme kudretini ve bu yaratılışın tesadüfi olmadığını vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 288)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'halk' kelimesini 'icad etmek, var etmek' anlamında kullanır. Ayetteki 'خَلَقَكُمْ' ifadesi, Allah'ın insanı daha önce var olmayan bir durumdan varlığa çıkarmasını, yani yaratmasını ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 29)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halk' kavramının Kur'an'da 'yoktan var etme, bir şeyi belli bir ölçü ve düzen içinde meydana getirme' anlamında kullanıldığını belirtir. Nûh 14'teki 'خَلَقَكُمْ' ifadesi, Allah'ın insanı aşamalı bir süreçten geçirerek yaratmasındaki ilahi kudreti ve hikmeti gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 165)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'etvâr' kelimesini 'halden hale geçmek, bir durumdan başka bir duruma evrilmek' olarak açıklar. Ayetteki 'أَطْوَارًا' ifadesi, insanın ana rahmindeki nutfe, alaka, mudğa gibi farklı gelişim evrelerini, yani yaratılışın aşamalı bir süreç olduğunu belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 473)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tavr' kelimesinin 'bir şeyin sınırı, hali ve şekli' anlamına geldiğini ifade eder. 'Etvâr' ise bu hallerin çokluğunu ve çeşitliliğini gösterir. Ayetteki 'أَطْوَارًا' ifadesi, Allah'ın insanı farklı ve birbirini takip eden yaratılış evrelerinden geçirerek var ettiğini, her evrenin kendine özgü bir hali olduğunu vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 524)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'etvâr' kelimesini 'çeşitli haller, farklı merhaleler' olarak açıklar ve insanın yaratılışındaki her bir aşamanın ayrı bir 'tavr' olduğunu belirtir. Nûh 14'teki bu kelime, Allah'ın yaratma sanatındaki mükemmelliği ve insanın varoluşundaki kademeli gelişimi gözler önüne serer. (Umdetü'l-Huffâz, II, 102)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tavr' kelimesinin Kur'an'da 'hal, durum, aşama' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Etvâr' ise bu aşamaların çokluğunu ifade eder. Ayetteki 'أَطْوَارًا' ifadesi, insanın yaratılışının tek bir anda değil, belirli bir düzen içinde, farklı evrelerden geçerek gerçekleştiğini vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 312)
Nûh Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Andolsun ki, sizi türlü, türlü tavır-terkip-derece’ lerle halk etmiştir. Yâni her birerlerinizi değişik, değişik huy, hilkat ve görünüş ile halk etmiştir ki; hiç bir kimse, kimseye hiç bir şekilde benzemez. Çünkü kendisi tek olduğu gibi, her zuhurda ki, zuhuru da tektir. Bir tecellisini iki def’a da etmez, aynı zuhurdan iki tane bir birinin aynı olarak ta halk etmez.[24] “ İz- -T-B- ”
Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim;
3153. “Biz nerede idik ki o dînin Deyyân'ı suya ve çamura akıl ekerdi!"
“Deyyân”, Hakkin sıfatlarından bir sıfattır. Ma’nâsı “hesâb edici ve cezâ ve-rici” demektir. “Dîn”, “tâat, âdet, tarîk, alâmet, nişân, cezâ ve mükâfat” ma’nâlannadır. “Su ve çamur”dan murâd, cemâd âlemidir. Ya’nî, “Bizim cisimlerimiz nerede idi? Bu âlem-i kesâfette henüz mevcûd değil idi ki, o vücûdu ve izâfî yolunun muhâsibi olan Hak Teâlâ bu cemâd âleminde bizim cisimlerimizi sûre-i Nûh’ta olan (Nûh, 71/14) ya’nî “Sizi etvâren yarattı” âyet-i kerîmesi mûcibince türlü türlü tavırlardan ve istihâlelerden geçirerek her bir tavra göre rûh ve rûhun sıfatı olan akıl ve idrâk ekerdi. Cisimlerin etvâr-ı hilkati hakkında 4. cildin 3622 numaralı beytinden i'tibâren ma’lûmât-ı mufassala geçti. Ve Hz. Pîr Efendimiz Fihi Mâ HMerinin 5. faslında dahi şöyle buyururlar:
“Âşıklar kendilerini bu veche fedâ etmişlerdir ve ivaz taleb etmezler. Onlardan mütebâkîsi en’âm ya’nî hayvânât gibidirler. Vâkıâ onlar en’âmdırlar, ya’nî hayvandırlar. Fakat müstehakk-ı in’âmdırlar; ve vâkıâ ahırdadırlar velâkin emîr-i ahırın makbûlüdürler. İsterse onlan bu ahırdan halâs edip nakl eyler ve tavîle-i hâssa götürür. Nitekim onun mebdei adem idi. Ona vücûd verdi; ve vücûdunu tavîle-i cemâdîye getirdi; ve tavîle-i cemâdîden nebâtîye ve nebâtîden hayvânîye ve hayvânîden insânîye ve insânîden melekîye ilâmâlâ-nihâye getirdi. İmdi bunların cümlesini onun bu cinsten tavîleleri çok olduğunu ve o (înşikâk, 84/19-20) ya’nî "Sen bir tabakadan bir tabakaya terkîb olunursun; imdi onlara ne oldu ki inanmıyorlar?” âyet-i kerîmesi mûcibince birinin diğerinden daha âlî olduğunu ikrâr etmen için sana gösterdi ve buyurdu: “Bunu sana onun için gösterdim ki, benim bu cins tavîlelerim çok olduğunu mukır olasın; ve diğer tabakât-ı mevcûdeyi onun için göstermedim.” Zîrâ inkâr edip dersin ki: “İşte üstâd-ı san’at budur!” Ve bunlann bir nev’ini ona mu’tekıd olmalan için göstermiş ve envâ’-i sâireyi yalnız mukır olup îmân etmeleri için göstermemiştir... ilh."[25]