Va(A)llâhu ce'ale lekumu-l-arda bisâtâ(n)
(19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."
Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.
Nûh Suresi 19. ayet, Allah'ın yeryüzünü insanlar için yaşanılır ve hareket edilebilir kıldığını ifade eder. Ayet, yeryüzünün bir 'döşek' gibi serilmesi metaforu üzerinden, insanın yaşam alanının kolaylaştırılmasına vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yapmak veya yaratmak anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette ise Allah'ın yeryüzünü insanlar için yaşanılır bir hale getirmesi, onu bir döşek gibi sermesi anlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halk' (yaratma) anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ceale lekümü'l-arda bisâtan' ifadesi, Allah'ın yeryüzünü insanlar için bir döşek gibi yaratıp düzenlediğini, onların üzerinde rahatça yaşayabilmeleri için elverişli kıldığını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ceale' fiilinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, 'kılmak, yapmak, yaratmak, tayin etmek' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Nûh 19'da ise yeryüzünü insanlar için yaşanabilir ve kullanılabilir bir 'bisât' (döşek) haline getirme eylemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'arz' kelimesinin bilinen yeryüzü anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da genellikle üzerinde yaşamın sürdüğü, insanların ikamet ettiği mekan olarak geçtiğini belirtir. Bu ayette de Allah'ın insanlar için hazırladığı yaşam alanı olarak vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem genel olarak gezegenimizi hem de belirli bir bölgeyi ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Nûh 19'da ise Allah'ın insanlara bir döşek gibi serdiği, üzerinde hareket etmelerini sağladığı geniş yeryüzü anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'arz' kavramının sadece fiziksel bir mekan olmanın ötesinde, Allah'ın kudretinin ve lütfunun tecelli ettiği bir alan olduğunu belirtir. Nûh 19'da yeryüzünün 'bisât' olarak nitelenmesi, onun insan yaşamına elverişli kılınmasının ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bisât' kelimesinin 'yere serilmiş yaygı, döşek' anlamına geldiğini ve bu ayette yeryüzünün insanlar için düz, geniş ve üzerinde rahatça hareket edilebilir kılındığını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir. Bu, yeryüzünün dağlık ve engebeli yapısına rağmen, insanların yaşamına uygun hale getirilişini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bast' kökünün 'yaymak, genişletmek' anlamlarına geldiğini ve 'bisât'ın da yere serilen, yayılan şey olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yeryüzünü insanlar için bir döşek gibi yaydığını, geniş ve düzgün kıldığını, böylece üzerinde kolayca hareket etmelerini ve yaşamalarını sağladığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'bisât' kelimesinin 'yere serilen, yaygın olan her şey' anlamına geldiğini ve bu ayette yeryüzünün insanlar için bir döşek gibi serilip genişletildiğini, üzerinde rahatça yaşanabilecek ve dolaşılabilecek bir hale getirildiğini mecazi bir anlatımla vurguladığını belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.