Liteslukû minhâ subulen ficâcâ(n)
(19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."
Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.
Nûh Suresi 20. ayet, Allah'ın yeryüzünü insanlar için yaşanılır kıldığını ve geniş yollarla donattığını vurgular. Ayet, yeryüzünün insan hareketliliğine elverişli kılınmasının ilahi bir lütuf olduğunu dilbilimsel olarak 'sülûk' ve 'ficâc' kavramları üzerinden ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sülûk' kelimesini bir şeye girmek, içine nüfuz etmek ve yol almak olarak açıklar. Ayetteki 'li-teslükû' ifadesi, yeryüzünün geniş yollarında hareket etme, dolaşma ve geçiş yapma eylemini vurgular, bu da Allah'ın insanlara yeryüzünü kullanma imkanı verdiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sülûk' kelimesini 'yürümek, geçmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, yeryüzünde geniş yolların (sübülen ficâcen) varlığı sayesinde insanların bu yolları kullanarak hareket etme ve seyahat etme imkanına sahip olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sülûk' kökünün Kur'an'daki kullanımının genellikle bir yolculuk, bir süreç veya bir şeye giriş anlamını taşıdığını belirtir. Nûh Suresi'ndeki bu kullanım, yeryüzünün insanlara sunduğu fiziksel hareketlilik ve keşif imkanını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sübülen' kelimesini 'yollar' olarak açıklar. Ayetteki 'sübülen ficâcen' ifadesi, yeryüzünde insanların rahatça hareket edebileceği, geniş ve açık yolların varlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebil' kelimesinin 'yol' anlamına geldiğini ve hem maddi hem de manevi yollar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise yeryüzündeki fiziksel, geniş yolları ifade ederek, Allah'ın insanlara hareket özgürlüğü ve kolaylığı sağladığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'sebil' kelimesinin genellikle 'açık yol' anlamına geldiğini ve insanların üzerinde yürüdüğü, takip ettiği güzergahları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünün insanlara sunduğu geniş ve kullanışlı yolları vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ficâc' kelimesini 'geniş yollar' olarak açıklar. Ayetteki 'sübülen ficâcen' ifadesi, yeryüzündeki yolların sadece varlığını değil, aynı zamanda genişliğini ve geçişe elverişliliğini de vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fecâc' kelimesinin 'geniş vadi' veya 'geniş yol' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, yeryüzünün insanlara sunduğu yolların geniş ve rahat geçişlere imkan tanıyan yapısını ifade eder, bu da Allah'ın yaratılışındaki kolaylığı ve lütfu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ficâc' kelimesinin 'geniş ve açık yollar' anlamına geldiğini ve genellikle dağlar arasındaki geniş geçitler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünün coğrafi yapısının insan hareketliliğine uygun, geniş yollarla donatıldığını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.