Kâle nûhun rabbi innehum ‘asavnî vettebe'û men lem yezidhu mâluhu ve veleduhu illâ ḣasârâ(n)
Nuh, dedi ki: "Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular."
Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."
Nuh Suresi 21. ayet, Nuh peygamberin kavminin isyanını ve dünya malına düşkünlüklerinin getirdiği zararı dile getirmesini konu alır. Ayet, 'isyan etme', 'uyma' ve 'zarar' gibi temel kavramlar üzerinden, manevi değerlerden sapmanın sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aslî anlamı, bir şeyin bir şeyden ayrılmasıdır. 'Asâ' (عَصَى) fiili, emre karşı gelmek, itaatsizlik etmek demektir. Ayetteki 'asavnî' (عَصَوْنِى) ifadesi, Nuh'un kavminin ona itaat etmeyip, onun tebliğine karşı gelmelerini ve isyan etmelerini ifade eder. Bu, Allah'ın emrine karşı gelmekle eşdeğerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'asâ' (عَصَى) fiili, bir kimsenin emrine muhalefet etmek, ona karşı gelmek anlamında kullanılır. Nuh'un kavminin 'asavnî' (عَصَوْنِى) demesi, Nuh'un kendilerine getirdiği hakikatlere ve uyarılara kulak asmayıp, kendi bildiklerini okumaları ve ona karşı çıkmalarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tebâ' (تَبَع) kelimesi, bir şeyin ardına düşmek, peşinden gitmek demektir. 'İttebe'a' (اِتَّبَعَ) fiili ise, bir kimsenin yolunu, görüşünü veya fiilini takip etmek, ona uymak anlamına gelir. Ayetteki 'vettebe'û' (وَٱتَّبَعُوا۟) ifadesi, Nuh'un kavminin, Nuh'un doğru yolunu bırakıp, mal ve evladın kendilerine sadece zarar getireceği kimselerin sapkın yoluna tabi olmalarını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu, 'ittebe'a' (اِتَّبَعَ) fiilinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle bir liderin, bir yolun veya bir inancın peşinden gitmeyi ifade ettiğini belirtir. Nuh Suresi 21. ayetteki 'vettebe'û' (وَٱتَّبَعُوا۟) ifadesi, Nuh'un kavminin, dünya malına ve evlada düşkün olan, manevi zarara uğramış kişilerin peşinden gitmesini, onların yaşam tarzını benimsemesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasr (خَسْر) veya husrân (خُسْرَان), sermayenin veya bir şeyin aslının eksilmesi, kaybolması demektir. Ayetteki 'hasârâ' (خَسَارًا) kelimesi, mal ve evladın, Allah'ın yolundan sapan kimselere sadece dünyevi ve uhrevi kayıp getireceğini, onlara hiçbir fayda sağlamayacağını ifade eder. Bu, manevi bir iflas ve hüsrandır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hasr (خَسْر), bir şeyin değerini kaybetmesi, ziyan etmesi anlamına gelir. Nuh Suresi 21. ayetteki 'hasârâ' (خَسَارًا) kelimesi, mal ve evladın, Allah'a isyan eden ve Nuh'un tebliğine uymayan kimseler için bir bereket değil, aksine bir yük ve ahirette azaba yol açan bir sebep olacağını vurgular. Bu, dünya malına aşırı düşkünlüğün getireceği nihai sonucu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hasr' (خَسْر) kavramının Kur'an'da genellikle ahiret hayatındaki kayıp ve hüsranı ifade ettiğini belirtir. Nuh Suresi'ndeki bu kullanım, dünya malına ve evlada aşırı bağlanmanın, Allah'ın rızasından uzaklaşmaya ve dolayısıyla ebedi bir zarara yol açacağını açıkça ortaya koyar. Bu, sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda manevi ve ruhsal bir yıkımdır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.