Kul ûhiye ileyye ennehu-steme'a neferun mine-lcinni fekâlû innâ semi'nâ kur-ânen ‘acebâ(n)
(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."
Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
Cin Suresi'nin ilk ayeti, vahyin cinler üzerindeki etkisini ve onların Kur'an'a olan tepkisini dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, 'vahyolunma', 'dinleme', 'topluluk' ve 'Kur'an' gibi temel kavramlar üzerinden cinlerin iman ediş sürecini ve Kur'an'ın eşsizliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy, gizli ve süratli bir şekilde bir şeyi bildirmektir. Bu ayette 'uhıye' fiili, Allah'ın Hz. Muhammed'e cinlerin Kur'an'ı dinlediğini gizlice ve özel bir yolla bildirmesini ifade eder. Bu, beşerî iletişimin ötesinde, ilahi bir bildirimdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, vahiy kavramını Kur'an'ın merkezî bir olgusu olarak ele alır. 'Uhıye' fiili, Allah'ın iradesinin ve sözünün doğrudan bir aracı olmaksızın peygambere ulaşmasını, yani Kur'an'ın ilahi menşeini ve mutlak hakikatini vurgular. Cinlerin bu vahiy aracılığıyla haberdar edilmesi, vahyin evrenselliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstima', sadece işitmek değil, aynı zamanda işitileni anlamaya ve üzerinde düşünmeye yönelik bir çabayı ifade eder. Cinlerin 'istemâa' fiiliyle Kur'an'ı dinlemesi, onların pasif bir alıcıdan ziyade, aktif bir şekilde Kur'an'ın mesajına yöneldiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstima' fiili, 'semia' fiilinden farklı olarak, bir şeyi dinlemeye kasıtlı bir yönelimi ve dikkat kesilmeyi içerir. Ayette cinlerin Kur'an'ı bu şekilde dinlemesi, onların Kur'an'ın etkileyiciliğine ve içeriğine karşı gösterdikleri derin ilgiyi ve kabullenmeye hazır oluşlarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nefar, genellikle üç ile on kişi arasındaki bir topluluğu ifade eder. Bu ayette cinlerden 'nefer' kelimesiyle bahsedilmesi, onların sayıca az, ancak Kur'an'ı dinleme ve ona iman etme konusunda seçkin bir grup olduğunu ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nefar, bir iş için bir araya gelen veya bir yere giden küçük bir topluluktur. Cinlerin 'nefer' olarak nitelendirilmesi, onların Kur'an'ı dinlemek için özel bir amaçla toplandıklarını ve bu dinlemenin sıradan bir olay olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an, 'karae' fiilinden türemiş olup, hem okumak hem de bir araya getirmek anlamlarını taşır. Bu ayette cinlerin 'Kur'an'ı dinledik' demesi, onun hem lafızlarının okunduğunu hem de içerdiği hükümlerin ve hikmetlerin bir bütün olarak toplandığını ifade eder. Cinler, bu ilahi metnin bütünlüğüne ve okunabilirliğine şahitlik ederler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an kelimesinin hem okunan hem de toplanan anlamlarını vurgular. Cinlerin 'Kur'an'ı dinledik' ifadesi, onların sadece sesleri değil, aynı zamanda bu seslerin taşıdığı anlamları, hükümleri ve hikmetleri de idrak ettiklerini gösterir. Bu, Kur'an'ın sadece bir metin değil, aynı zamanda bir mesaj olduğunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Acab, bir şeyin benzeri görülmemiş olması nedeniyle hayranlık uyandırmasıdır. Cinlerin Kur'an'ı 'acaben' olarak nitelendirmesi, onun belagatının, içeriğinin ve etkisinin cinler üzerinde derin bir hayranlık ve şaşkınlık uyandırdığını gösterir. Bu, Kur'an'ın mucizevi yönünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Acab, insanın alışık olmadığı bir şeyle karşılaştığında hissettiği şaşkınlık ve hayranlık halidir. Cinlerin Kur'an'ı 'acaben' olarak tanımlaması, onun sıradan bir söz olmadığını, aksine eşsiz ve benzersiz bir ilahi kelam olduğunu, bu nedenle de onların iman etmelerine yol açan bir etki bıraktığını belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.