Kul ûhiye ileyye ennehu-steme'a neferun mine-lcinni fekâlû innâ semi'nâ kur-ânen ‘acebâ(n)
(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."
Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
Cin Suresi'nin ilk ayeti, vahyin cinler üzerindeki etkisini ve onların Kur'an'a olan tepkisini dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, 'vahyolunma', 'dinleme', 'topluluk' ve 'Kur'an' gibi temel kavramlar üzerinden cinlerin iman ediş sürecini ve Kur'an'ın eşsizliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy, gizli ve süratli bir şekilde bir şeyi bildirmektir. Bu ayette 'uhıye' fiili, Allah'ın Hz. Muhammed'e cinlerin Kur'an'ı dinlediğini gizlice ve özel bir yolla bildirmesini ifade eder. Bu, beşerî iletişimin ötesinde, ilahi bir bildirimdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, vahiy kavramını Kur'an'ın merkezî bir olgusu olarak ele alır. 'Uhıye' fiili, Allah'ın iradesinin ve sözünün doğrudan bir aracı olmaksızın peygambere ulaşmasını, yani Kur'an'ın ilahi menşeini ve mutlak hakikatini vurgular. Cinlerin bu vahiy aracılığıyla haberdar edilmesi, vahyin evrenselliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstima', sadece işitmek değil, aynı zamanda işitileni anlamaya ve üzerinde düşünmeye yönelik bir çabayı ifade eder. Cinlerin 'istemâa' fiiliyle Kur'an'ı dinlemesi, onların pasif bir alıcıdan ziyade, aktif bir şekilde Kur'an'ın mesajına yöneldiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstima' fiili, 'semia' fiilinden farklı olarak, bir şeyi dinlemeye kasıtlı bir yönelimi ve dikkat kesilmeyi içerir. Ayette cinlerin Kur'an'ı bu şekilde dinlemesi, onların Kur'an'ın etkileyiciliğine ve içeriğine karşı gösterdikleri derin ilgiyi ve kabullenmeye hazır oluşlarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nefar, genellikle üç ile on kişi arasındaki bir topluluğu ifade eder. Bu ayette cinlerden 'nefer' kelimesiyle bahsedilmesi, onların sayıca az, ancak Kur'an'ı dinleme ve ona iman etme konusunda seçkin bir grup olduğunu ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nefar, bir iş için bir araya gelen veya bir yere giden küçük bir topluluktur. Cinlerin 'nefer' olarak nitelendirilmesi, onların Kur'an'ı dinlemek için özel bir amaçla toplandıklarını ve bu dinlemenin sıradan bir olay olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an, 'karae' fiilinden türemiş olup, hem okumak hem de bir araya getirmek anlamlarını taşır. Bu ayette cinlerin 'Kur'an'ı dinledik' demesi, onun hem lafızlarının okunduğunu hem de içerdiği hükümlerin ve hikmetlerin bir bütün olarak toplandığını ifade eder. Cinler, bu ilahi metnin bütünlüğüne ve okunabilirliğine şahitlik ederler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an kelimesinin hem okunan hem de toplanan anlamlarını vurgular. Cinlerin 'Kur'an'ı dinledik' ifadesi, onların sadece sesleri değil, aynı zamanda bu seslerin taşıdığı anlamları, hükümleri ve hikmetleri de idrak ettiklerini gösterir. Bu, Kur'an'ın sadece bir metin değil, aynı zamanda bir mesaj olduğunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Acab, bir şeyin benzeri görülmemiş olması nedeniyle hayranlık uyandırmasıdır. Cinlerin Kur'an'ı 'acaben' olarak nitelendirmesi, onun belagatının, içeriğinin ve etkisinin cinler üzerinde derin bir hayranlık ve şaşkınlık uyandırdığını gösterir. Bu, Kur'an'ın mucizevi yönünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Acab, insanın alışık olmadığı bir şeyle karşılaştığında hissettiği şaşkınlık ve hayranlık halidir. Cinlerin Kur'an'ı 'acaben' olarak tanımlaması, onun sıradan bir söz olmadığını, aksine eşsiz ve benzersiz bir ilahi kelam olduğunu, bu nedenle de onların iman etmelerine yol açan bir etki bıraktığını belirtir.
Cin Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK
İz-Terzi Baba Necdet Ardıç
İşârî Te’vîl ve Tefekkürü
(72- CİN SÛRESİ)
Yazan ve Düzenleyen MURAT DERÛNİ
İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (276/72-52)
NECDET ARDIÇ
TERZİ BABA
“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat”
Adres
Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin
Pehlivan Caddesi No: 31/3
Servet Apt. 59 100
Tekirdağ
Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi
Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.
Tekirdağ
(0533) 7743937
İçindekiler.................................................................(4)
Ön Söz......................................................................(5)
Cin sûresi giriş............................................................(7)
Âyet (1-2-)……………………………………………………………………….(12)
Âyet (3-4-)……………………………………………………………………….(18)
Âyet (5-6-)……………………………………………………………………….(26)
Âyet (7-8-)……………………………………………………………………….(34)
Âyet (9-10-)……………………………………………………………………..(43)
Âyet (11-12-)……………………………………………………………………(50)
Âyet (13-14-)……………………………………………………………………(53)
Âyet (15-16-)……………………………………………………………………(56)
Âyet (17-18-)……………………………………………………………………(60)
Âyet (19-20-)……………………………………………………………………(73)
Âyet (21-22-)……………………………………………………………………(76)
Âyet (23-24-)……………………………………………………………………(80)
Âyet (25-26-)……………………………………………………………………(82)
Âyet (27-28-)……………………………………………………………………(84)
Terzi Baba kitapları listesi-.........................................(92)
ÖN SÖZ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.
Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “CİN” Sûresidir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir, bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.
Kûr’ân-ı Kerîm Allah-ın kelâmıdır ve zâhiri, beşerî Arap kavminin lisânı, bâtını ve hakikat-i ise, İlâh-î Arapça lisânı’dır. Ve bunu idrak etmek için de ayrıca İrfan ehli yanın da ayrı bir eğitim almak gerekmektedir. İşte böylece Kelâm-ı İlâhî yi hakikat-i itibari ile anlamak biraz daha mümkün olacaktır. Her bir Âyet-i Kerîmenin biçok mertebelerden anlatım ve izâhları vardır, Cenâb-ı Hakk İlâh-î kitabımızdan en geniş şekilde yararlanmamızı nasib eder İnşeallah.
“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî ma’nâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâli hazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.
Ana metinlerin altına, numaralandırılarak dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar
gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.
İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi Babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanımlara teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah.
Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın ruhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin, ceddimin ve eşimin ceddinin ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.
Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.
Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.
“Murat DERÛNİ EN-NÛR”
ÜSKÜDAR/İSTANBUL 03-03-2026
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
EUZÛ BİLLÂHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
(سورة الجنّ)
CİN SÛRESİ GİRİŞ…
Hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir. Ağırlıklı olarak cinlerden bahsettiğiiçin “Cin sûresi” adını almıştır. Sûrede ayrıca tevhit, peygamberlik ve öldüktensonra dirilmek gibi meseleler konu edilmektedir.
Nüzul
Mushaftaki sıralamada yetmiş ikinci, iniş sırasına göre kırkıncı sûredir. A‘râf sûresinden sonra, Yâsîn sûresinden önce Mekke’de inmiştir.
Abdullah b. Abbas’ın naklettiği rivâyete göre bir gün Hz. Peygamber ashabından birkaç kişiyle birlikte Ukaz panayırına doğru giderken Nahle denilen yerde onlara sabah namazını kıldırmıştı. Onun namazda okuduğu âyetleri işiten cinler bu âyetlerin tesirini derinden hissedip hayranlık duymuşlar, bu olayı kendi topluluklarına da anlatmışlar ve Kûr’ân’a inandıklarını, artık rablerine hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarını açıklamışlardır. İşte bu olay üzerine Cin sûresi inmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 72).
Konusu
Sûrenin ana konusu cinler ve bunlara ait özel durumlardır. Sûrede bir cin topluluğunun Hz. Peygamber’den Kûr’ân dinlediği ve ona iman ettiği, inanç bakımından cinlerin de müminler ve kâfirler olarak ikiye ayrıldığı bildirilmekte ve cinlerle ilgili olarak insanın normal yollardan elde edemeyeceği bilgiler verilmektedir. Ayrıca sûrede Allah Teâlâ’nın varlığı, birliği, büyüklüğü, evrendeki hükümranlığı ve Allah’tan başkasına ibadet edilmemesinin gereği üzerinde durulmuş, öldükten sonra dirilme ve hesap vermeye iman gibi İslâm’ın bazı inanç esasları ele alınmıştır. Gayb bilgisinin Allah’a mahsus olduğu, bu bilgileri ancak kendisinin razı olduğu kimselere bildireceği ve Allah’ın ilminin kuşatıcılığı ifade edilerek sûre sona ermiştir.[1]
---------------
Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.
(72) Mushaf sıra numarası.
(40) Nüzul sıra numarası.
(16) Alfabetik sırası.
(29) Cüz sırası.
(28) Âyet sayısı.
(28) Fasıla harfleri.
(213) Genel toplamdır.
Rakamları tek tek toplarsak,
(7+2+4+1+6+2+9+2+8+2+8=51) dir.
Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim.
Yirmi sekiz âyet olup fâsılası ا harfidir. (Lam) harfi “28” adettir. Uluhiyetin “28” Hakikat-ı Muhammedinin yirmisekiz risalet mertebesinden Cinleri (üç harflileri) eğitimidir.
Sûre-i Şerifin sayı değerine göz atalım.
(جنّ) “Cin: 3” “Nun: 50” “Nun: 50” harf değerlerinden oluşmaktadır. Toplarsak 3+50+50= 103 dür.
103 aradan sıfır alınırsa 13’tür.
Mushaf sıralamasında (72) (7+2=9) nüzul sıralamasında (16) (1+6=7) dir. (28) (2+8=10) âyettir. Genel sayı toplamı 213 (2+1+3=6) idi. (13+9+7+10+6=45) dir.
(6) 6 yön ve imân mertebeleridir.
(7) Nefis mertebeleri.
(10) Tevhid-i Sıfât.
(13) Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye.
Daha başka sayısal bağlantılar vardır. Bu kadar ile iktifa edelim…
“Cinn” harflerinin kısaca anlamı;
“Cin” Celal,
“Nun” Nar,
“Nun” Nûr’dur …
CİN'ler acaip bir Kur'ân dinledi,
Doğru yola iman ettik söylendi,
Tenzih, Teşbih, Tevhid de birlendi,
Rahman Rahiym olan Allâh'ın adıyla, [2]
Mealen;
1, 2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kûr’ân’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kûr’ân dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
3. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”
4. “Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş.”
5. “Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”
6. “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”
7. “Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
8. “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
9. “Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
10. “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”
11. “Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”
12. “Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu âciz bırakamayacağımızı anladık.”
13. “Gerçekten biz hidâyet rehberini (Kûr’ân’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”
14. “Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”
15. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
16, 17. Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kûr’ân’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”
18. “Mescitler Allah’a (ibadet etmeğe) mahsustur. O halde (oralarda) Allah’a ibadetin yanı sıra başka kimseye ibadet etmeyin.”
19. “Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kûr’ân’ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.
20. De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
21. De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”
22. De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.”
23. “Ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.”
24. Nihâyet uyarıldıkları şeyi gördüklerinde kimin yardımcısı daha zayıf, kimin sayısı daha azmış, bilecekler.
25. De ki: “Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem.”
26. O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.
27, 28. Ancak seçtiği resûller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resûlün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resûllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.[3]
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Rabbi zidniy ilmâ.” “Ya rabb-i ilmimizi ziyadeleştir.”
قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا {الجن/1}
(72/1) “Kul ûhiye ileyye ennehu-steme’a neferun mine-lcinni fekâlû innâ semi’nâ kur-ânen ‘acebâ(n)”
(72/1) De ki : “Bana şu gerçek vâhy olundu ki kesin bir takım cinler, (sabah namazında Kûr’ân okuduğumu) işittiler de (kavimlerine döndükleri zaman) dediler ki biz acîb (eşsiz)
Kûr’ân işittik.
Dünya daha henüz ateş küre iken üzerinde cinler vardı yaşıyorlardı.[4] “ İz- -T-B- ”
"Görünmeyen varlık âleminin (cinler, melekler, ruhaniyetler) vahiy karşısındaki teslimiyetini ve Kûr’ân'ın beşerî idrakin ötesindeki varlık katmanlarında dahi etkisini" ifade eder. "Cinler" (cinne), sadece fizik ötesi varlıklar değil, aynı zamanda "insanın iç âlemindeki gizli güçler, latifeler ve ruhânî yetiler" in de sembolüdür.
Cinler, ateşten halk edilmiş, zahiri duyularla idrak edilemeyen, şuur ve irade sahibi, insanlar gibi iman ve küfürle mükellef olan varlıklardır. Kûr’ân'da 22 yerde zikredilirler. Onlar da insanlar gibi peygamberlere muhatap olmuş, iyileri ve kötüleri bulunan bir varlık türüdür.
a) Gizli ve Görünmeyen Varlık Katmanı: "Cin" kelimesi, "cenne" (örtmek, gizlemek) kökünden gelir. İbn-i Arabî'ye göre bu, "varlığın duyularla idrak edilemeyen, ancak hakikatte var olan bâtınî katmanlarına" işaret eder. Nasıl ki cinler gözle görülmez ama vardır, insanın manevî âlemi de (kalp, ruh, sır) gözle görülmez ama vardır ve hakikatin tecellilerine muhatap olur. Cinlerin Kûr’ân'ı işitmesi, bu bâtınî âlemin vahye açık oluşunu sembolize eder.
b) İnsanın İç Âlemindeki "Gizli Güçler": İbn-i Arabî'nin Fusûs'ül-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye'de sıkça işlediği bir konu, insanın mikrokozmos (küçük âlem) oluşudur. İnsan, kâinattaki tüm varlık türlerinin (melek, cin, hayvan, bitki) özelliklerini kendinde taşır. Bu bağlamda "cin", insanın iç âlemindeki "gizli, karanlık, bilinçaltı güçler, nefsânî arzular, vehim ve hayal gücü" gibi latifeleri temsil edebilir. Bu güçler, başıboş bırakıldığında insanı azdırabilir (şeytanî cinler), ancak vahiy (Kûr’ân) ile terbiye edildiğinde, hidâyete erip iman ederler (mümin cinler). 1. âyetteki cinlerin imanı, işte insanın iç âlemindeki bu gizli güçlerin vahye teslim oluşunun sembolüdür.
c) İnsan ve Cin İlişkisi: Kûr’ân'da insan ve cinlerin birlikte muhatap alındığı âyetler vardır (mesela Rahmân sûresi). İbn-i Arabî'ye göre bu, "zâhir (görünen) ile bâtın (görünmeyen) arasındaki tamamlayıcı ilişkiyi" gösterir. İnsan (zâhir) ve cin (bâtın) birlikte, varlığın bütününü oluştururlar. Her ikisinin de imtihanı, vahye muhatap olmaları ve ona göre amel etmeleridir.
"İşitmek" (Semâ') : "Semâ'" (işitmek), sadece fizikî bir duyu değil, "kalbin ve ruhun ilâhî hitabı algılaması, ona açık olması" anlamına gelir. Cinlerin Kûr’ân'ı işitmesi, onların ruhânî yapılarının vahye açık olduğunu, onu algılayıp anlayabilecek bir latifeye sahip bulunduklarını gösterir. Fütûhât'ta İbn-i Arabî, "semâ'"ın, varlıkların Hakk'ın hitabını kabiliyetleri nispetinde duymaları olduğunu anlatır.
"Aceb" (Hayranlık Verici) : Cinlerin Kûr’ân'ı "acîb" olarak nitelemeleri, "vahyin beşer kelâmından tamamen farklı, üstün ve aşkın bir hakikat olduğunun idrak edilmesi" dir. Bu idrak, cinlerin hemen iman etmelerine vesile olmuştur. Kûr’ân'ın "acîb" oluşu, onun hem lafzında hem mânâsında, hem zâhirinde hem bâtınında sonsuz bir derinlik ve güzellik barındırmasındandır.[5]
(جِنِّ) Cin sayısal değeri hesaplamalar kısmında 103 bulunmuş. Ve bu (13) e Hz. Muhammed (s.a.v.) in şifre rakamına bağlıdır. Onun için efendimiz (s.a.v.) Resülü sakaleyn denilmiştir. Yani iki ağırlığın da Rasülüdür.
“Cin” asli harfi “Cim ve Nun” dur. “Celal ve Nar” dan oluşmaktadır. Ve okunuşta ise Nun harfinin şeddelenmesi (şiddetlenmesi) ile “Cim” “Nun” “Nun” dur. İrfani eğitim ile kendi varlığında bulunan Hakikat-i Muhammedinin ortaya çıkışı ile Nuru Muhammedi, Nar-ı ateşi söndürür. Ve “Cin”
“Cim” e ve Cemal’e dönüşür. (M.D.)