İllâ belâġan mina(A)llâhi ve risâlâtih(i)(c) vemen ya'si(A)llâhe ve rasûlehu fe-inne lehu nâra cehenneme ḣâlidîne fîhâ ebedâ(n)
"Ancak Allah'tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O'nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır."
"Benim yapabileceğim, sadece Allah'tan size duyuru yapmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir." Artık kim Allah'a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
Bu ayet, peygamberin görevinin yalnızca Allah'ın mesajlarını tebliğ etmek olduğunu vurgularken, Allah'a ve Resulüne isyan edenlerin akıbetini cehennem ateşi olarak bildirmektedir. Ayet, tebliğ, isyan ve ceza kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâğ' kelimesini bir şeye ulaşmak, bir hedefe varmak olarak tanımlar. Ayetteki 'belâğan' ise, peygamberin görevinin Allah'ın emir ve yasaklarını, yani O'nun mesajını insanlara ulaştırmak, tebliğ etmek olduğunu ifade eder. Bu, sadece bir aktarım değil, aynı zamanda mesajın muhatabına tam olarak ulaşmasını sağlama çabasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belâğ'ı 'teblîğ' anlamında kullanır. Ayetteki 'illâ belâğan' ifadesi, peygamberin görevinin sadece Allah'ın vahyini insanlara ulaştırmakla sınırlı olduğunu, kendi adına bir şey ekleme veya çıkarma yetkisinin olmadığını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'belâğ' kavramını Kur'an'ın temel iletişim stratejilerinden biri olarak ele alır. Ayetteki kullanımı, peygamberin ilahi mesajı eksiksiz ve doğru bir şekilde aktarma sorumluluğunu vurgular. Bu, mesajın içeriğinin ve amacının muhataplar tarafından anlaşılmasını sağlamayı da içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'risâlet'i bir elçinin gönderilmesi ve onunla birlikte gönderilen mesaj olarak açıklar. Ayetteki 'risâlâtihî' ifadesi, Allah'ın peygamberine vahyettiği tüm ilahi mesajları, emirleri ve yasakları kapsar. Bu, peygamberin tebliğ etmekle yükümlü olduğu ilahi içeriği belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'risâlet'i 'gönderilen şey' ve 'elçilik görevi' olarak tanımlar. Ayetteki çoğul kullanımı olan 'risâlâtihî', Allah'ın tek bir mesajdan ziyade, zaman içinde ve farklı bağlamlarda gönderdiği tüm vahiylerin ve ilahi talimatların bütününü ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'risâlet'in Kur'an'daki kullanımının, sadece bir haber iletmekten öte, ilahi bir otoriteyle donatılmış bir elçinin getirdiği kapsamlı bir yaşam rehberini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'risâlâtihî', bu ilahi rehberliğin tüm boyutlarını kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'asâ' fiilini 'muhalefet etmek', 'karşı gelmek' olarak açıklar. Ayetteki 'men ya'si' ifadesi, Allah'ın ve Peygamberinin koyduğu sınırları aşan, onların emirlerine bilerek ve isteyerek uymayan kişileri tanımlar. Bu, sadece bir hata değil, bilinçli bir itaatsizlik halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ısyân'ı emre muhalefet etmek ve itaatten çıkmak olarak tanımlar. Ayetteki 'ya'si' fiili, Allah'ın ve Resulünün hükümlerine karşı gelmenin, bu hükümlerin dışına çıkmanın ciddi bir günah olduğunu ve belirli bir cezayı gerektirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ısyân' kavramını Kur'an'da Allah'ın mutlak otoritesine karşı gelme olarak inceler. Ayetteki 'ya'si' fiili, bu otoriteye meydan okumanın, ilahi düzene aykırı hareket etmenin sonuçlarını açıkça ortaya koyar. Bu, sadece bireysel bir eylem değil, aynı zamanda kozmik düzene karşı bir başkaldırıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cehennem' kelimesinin derin ve karanlık bir çukur anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nâra cehenneme' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin düşeceği, azabın şiddetli ve sürekli olduğu bir mekanı tasvir eder. 'Nâr' (ateş) kelimesi ise bu azabın yakıcı niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr'ı bilinen ateş olarak tanımlarken, 'cehennem'i ise ahiretteki azap yurdu olarak açıklar. Ayetteki bu terkip, itaatsizliğin nihai sonucunu, yani ebedi ve şiddetli bir azapla karşılaşmayı net bir şekilde ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cehennem'i, Allah'ın azap yurdu olarak tanımlar ve onun çeşitli katmanları olduğunu belirtir. Ayetteki 'nâra cehenneme' ifadesi, bu azap yurdunun temel unsuru olan ateşi vurgulayarak, isyan edenlerin karşılaşacağı cezanın dehşetini ve yakıcılığını gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd'u bir şeyin uzun süre kalması, devam etmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'hâlidîne' kelimesi, cehennem azabının geçici olmadığını, aksine Allah'a ve Resulüne isyan edenler için sonsuz ve kesintisiz bir azap olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hulûd'un Kur'an'da genellikle 'ebediyet' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hâlidîne fîhâ ebeden' ifadesi, cehennemde kalışın mutlak ve nihai olduğunu, bir sonu olmadığını vurgulayarak, itaatsizliğin ahiretteki en ağır sonuçlarından birini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kavramının Kur'an'da cennet ve cehennem ehlinin akıbetini belirten temel bir kavram olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, isyan edenlerin cehennemdeki varlığının zamanla sınırlı olmadığını, aksine sonsuza dek süreceğini kesin bir dille belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.