İçeriğe atla
Müddessir 51Cüz 29 · Sayfa 577

Müddessir Sûresi 51. Âyet

المدثر

Sohbete sor

Ferrat min kasvera(tin)

(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.

Müddessir Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Yaban eşşeği ve Aslan her ikiside nefsi emmare süreti olsada bir yönü diğer yönünü ortadan kaldırmıştır. Aynı zamanda “Aslan” İnsan-ı Kamil-Kamil İnsana teşbih edilir. Nefsi emmare sahibinin gırtlağından yakalar ve nefsi olarak almış olduğu nefesini habs eder. (M.D.)

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim. (M.D.)

Sen nazeninsin ve fakat kendi haddinde. Sakın sakın hadden ziyâde ayak koyma!

Ey ilim ve irfan sâhibi olan kimse, sen vâkıâ nâzenînsin; fakat kendi haddinde ve mertebende nâzenînsin. Bu mertebenin hâricine tecâvüz etmekten kork; zîrâ her bir ilim sâhibinin fevkinde bir alîm vardır; ve her bir mertebenin üstünde de, birçok mertebeler vardır.

Eğer kendinden daha nazenin üzerine vurur isen, seni yedinci yerin dibine götürür.

Eğer sen haddini tecâvüz edip, kendinden daha nâzenîn olan bir kimseye mukabeleye ve ta’n ve i’râza kalkarsan, o mukabele seni tabakât-ı arzın en dibindeki tabakaya kadar tenzîl eder; ya’nî mertebeni de muhâfaza edemeyip esfel-i sâfllîne düşersin. “Yedi kat arz” ta'bîrinden, arzın bidâyet-i halkından beri geçirdiği istihâlâtın yedi devre üzerine vâki’ olup ve her bir devrede bir kat kışır bağladığı anlaşılır. Zîrâ bu yedi arz ta'bîrine âsâr-ı evliyâda tesâdüf olunduğu gibi, hadîs-i şerîfde de “Kim ki arzdan bir karış yer gasb ederse, Allah Teâlâ yedi kat arzı boynuna geçirir” buyrulur.

Ad ve Semûd'un kıssası ne içindir? Tâ bilesin ki, enbiyânın nezâketi vardır.

Ya’nî Kur'ân-ı Kerîm’de Âd ve Semûd kavminin Peygam-

berleri olan Hûd ve Sâlih (aleyhime’s-selâm)a olan muhalefetlerine ve sûret-i helâklanna dâir zikr edilmiş bulunan kıssaları Hak Teâlâ hazretleri, enbiyâ hazarâtının ind-i İlâhîsindeki nezâketlerini bilmen için beyân etti. Zîrâ onlar Hakk’ın mahbûblandır; ve Hakk’ın mahbûblarına karşı olan hakaretin cezâsı da bittabi’ ağır olur.

Bu hasf ü kazf ve sâika alâmeti, nefs-i nâtıka izzetinin beyânı oldu.

“Hasf’ yere batmak ve “kazf’ taş atmak ve “sâika" yıldırım ma’nâlarınadır. Hasf ile Mûsâ (a.s.)a hakaret eden Kârûn’un ve kazf ile Lut (a.s.)a hakaret eden Lut kavminin ve sâika ile de Semûd kavminin helâkine işâret buyrulur. Ve bu helâk alâmetleri enbiyâ (aleyhimü’s-selâm)ın nüfûs-ı kud- siyyelerinin izz ü şerefini izhâr içindir. Ve beyt-i şerîfdeki “nefs-i nâtıka” ta’bîrinde iki vecih vardır: Birisi zâhir ve bâtın i’tibâriyle insan olanlar, ancak enbiyâ ile onlann vârisleri olan evliyâdır. Diğerleri her ne kadar sûrette insan iseler de, bâtınlan hayvandır. Binâenaleyh bu helâk, onların nefs-i nâtıkalarının izzetini beyân içindir. Ve ikinci vecih dahi bu âlemde alelumûm sûret-i insâniyyede zuhûr, nefs-i nâtıkanm tekmili için olduğu halde, bu sûretin şerefini ve izzetini muhâfaza edemeyip hayvâniyyete meyi ve inhimâk edenler, vazifelerini yapmadıklarından vücûdlan vâcibü’l-izâle olur; ve onlann kahn da bu nefs-i nâtıka izzet ve şerefinin şâir nüfüs-ı insâniyyeye karşı izhâr ve beyânı için bulunur.

Cümle hayvanı insan için öldür; cümle insanı da akıl için öldür!

İnsana gıdâ olmağa sâlih olan hayvanlann hepsi, fâide-i insâniyye için öldürülür; ve kezâ insanın râhatını selb eden hayvanlann hepsini de öldürmek câizdir. Zîrâ aklı sebebiyle insanın bu hayvânât üzerine fazl u şerefi vardır. Eğer insanlar akıl ve idrâkten inhirâf edip hayvâniyet derekesine tenezzül ederse, onları da akıl için öldürmek îcâb eder. Ve bu katilde iki nokta-i nazar vardır: Birisi kalan insanlara ibret olmak, dîğeri de, salâhından ümîd munkatı’ olan vücûd-ı muzım izâle etmektir. Ve bu beyt-i şerîfde “akıl”dan murâd, enbiyâ (aleyhimü’s-selâm)ın akıllandır; binâenaleyh enbiyâya

mukabele ve muhâlefet eden insanlann öldürülmesi câiz olur.

Akıl ne olur? Akıl sahibinin akl-ı küllüdür; akl-ı cüzî de akıldır; ammâ donuktur.

Akıldan murâdımız nedir? Bilir misin? Akıllının akl-ı küllüdür. Bu akıl enbiyânın ve onlann vârisleri olan evliyânın akıllandır. Nâkıs olan insanların akl-ı cüz’îleri de akıldır; fakat pek kolaylıkla hayvâniyyete meyi ettiği için, bu akıl gâyet zayıf ve donuktur.

Âdemîden vahşî olan hayvânâtın hepsi, hayvânât-ı insîden noksanlıkta olur.

İnsanlardan ürken vahşî hayvanların hepsi, insana alışkın olan hayvânât-ı ehliyyeden daha nâkıstır; ya’nî hayvânât-ı vahşiyyenin mertebesi, hayvânât-ı ehliyye mertebesinden daha aşağıdır. Çünkü hayvânât-ı ehliyye ukül-i cüz’iyye ashâbına

Onların kanı halka sebil oldu; zîrâ akl-ı celilden vahşîdirler.

“Sebil” yol ma’nâsına ise de, Fârisîde “mübâh” ma’nâsında da isti’mâl olunur. Ya’nî hayvânât-ı vahşiyyenin kam insana mübâhdır; çünkü celil ve şerîf olan akla karşı vahşîdirler.

Vahşînin izzeti bu sebeble aşağı vâki' oldu; zîrâ insana muhâlif gelmiştir.

Vahşî hayvanın izzeti ve şerefi, akla yabancı olması sebebiyle, aşağı mertebeye düştü; çünkü akıl sâhibi olan insana muhâlif olarak zâhir oldu.

Böyle olunca ey nâdire, sen nefret eden vahşî eşek olduğun vakit, senin ne izzetin olur?

Akıl bu derece şerîf ve çelil olunca ey ahmak, sen ukûl-i enbiyâdan nefret eden vahşî eşek olduğun vakit, sende insanlığın izzeti ve şerefi kalır mı?

Bu beyt-i şerîfde, sûre-i Müddessir’de olan (Müddessir, 74/49-51) “Nasihatten yüz çeviren o münkirlere ne oldu? Gûyâ onlar nefret eden vahşî eşeklerdir ki, arslandan kaçarlar” âyet-i kerîmesine işâret buyrulmuştur.

Salâhdan dolayı eşeği öldürmek lâyık olmaz; vaktaki vahşî olur; onun kanı mübâh olur.

İnsanın işine yaradığı için eşeği öldürmek câiz değildir; ancak vahşî olduğu vakit, onu öldürmek mübâh olur.

Vâkıâ eşeğin ilm-i zâciri olmaz; onu Vedûd ma'zûr tutmaz.

Yaban eşeği kendisini vahşîlikten men’ edecek bir ilme mâlik değildir; ve bu sebeble o vahşîliğin fenâ olduğunu bilmez. Fakat Hz. Vedûd, onu, insana karşı olan vahşîliğinden dolayı ma’zûr tutmaz; katline cevâz verir. Zîrâ “Vedûd” ism-i şerifinin iktizâsı, mezâhir arasında muhabbet ve te’nîs hükmünün cereyânını iktizâ eder. Binâenaleyh onun katline olan mesâğ, Hak Teâlâ’nın Vedûd ism-i şerifinin hükmünden vâki’ olur.

Ey âlî dost, böyle olunca âdemî, o demden vahşî olduğu vakit, ne vakit ma'zur olur?

Ey sûret-i insâniyyede müteayyen olmakla mükerrem ve âlî olan dostum. Vedûd ism-i şerifinin hükmü böyle olunca, insan, enbiyânın akıl ve kelâmından vahşet edip fırâr ettiği vakit, ma’zûr olur mu ve onun katli nasıl câiz olmaz?

Şübhesiz vahşî gibi oklar ve mızraklar önünde, kâfirlerin kanı mübâh oldu.

“Nüşşâb” nüşâbenin cem’idir, oklar demektir. “Rimâh” mızrak ma’nâsına olan “rumh”un cem’idir. Ya’nî enbiyâya karşı olan vahşîliklerinden ma’zûr olmadıklan için, hayvânât-ı vahşiyye gibi kâfirlerin oklar ile ve mızraklar ile öldürülmesi mübâh oldu. Artık menâfi’-i hasîse-i dünyeviyye için birbirini öldüren insanlann kıymeti tasavvur olunsun.

Onların zevceleri ve evlâtları hep mübâhdır; zîrâ ki akılsızdırlar, merdûd ve zelildirler.

Küffârın zevcelerinin ve evlâtlarının şer’an esîr edilmesinin sebebi, onların akıl ve idrâke karşı vahşî ve kıymetlerini bilmeyip hayvâniyyet derekesine sukut ederek, ind-i ilâhîde merdûd ve zelîl olmalandır. Esâretten sonra, terbiye-i insâniyyeyi iktisâb ettikleri vakit, artık vahşetleri zâil olmuş olacağından, şeriat-ı Ahmediyye, onlann birer vesîle ile âzâd edilmelerini emir buyurur.

Kezâ o bir akıl ki, aklın aklından ürker, akla mensubiyetten hayvânâta nakl olur.

Bu beyt-i şerif, yukarıki beyitlerin te’kîdidir. Ya’nî her ne kadar küffârın akl-ı cüz’îleri olup kendi aralarında medenî-bi’t-tab’ olarak yaşarlar ise de, aklın aklı olan akl-ı külden, ya’nî enbiyânın aklından ürküp kaçtıkları için, akl-ı cüz’îye mensûbiyetlerinin de hükmü kalmayıp insâniyyet rütbesinden, zekî hayvânât derekesine intikâl ve tenezzül ederler.

Ve dîğer bir hadîs-i şerîfde “Benim ümmetimin sâlihleri, şefâatime muhtâç değildirler; ve onlar için an­cak günâhkârlara şefâat vardır” buyurulur.[54]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)