Yekûlu-l-insânu yevme-iżin eyne-lmefer(ru)
(7-10) Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan "kaçış nereye?" diyecektir.
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
Kıyâme Suresi'nin 10. ayeti, kıyamet gününün dehşetini ve insanın o günkü çaresizliğini 'kaçacak yer' arayışı üzerinden dile getirmektedir. Ayet, insanın o günkü psikolojik durumunu ve kaçış arayışını vurgulayan temel kavramlar içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (إنسان), 'üns' (yakınlık, alışkanlık) kökünden gelir ve unutkanlığı, alışkanlıklarına düşkünlüğü ile karakterize edilen bir varlıktır. Bu ayette ise, alışkın olduğu düzenin bozulmasıyla dehşete düşen ve çare arayan varlık olarak tasvir edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının genellikle zayıflığı, nankörlüğü ve acizliği ile birlikte ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'insan' da, kıyamet gününün mutlak gücü karşısında kendi acizliğini idrak eden ve bir çıkış yolu arayan varlığı temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Yevm' (gün) kelimesi, Kur'an'da bazen belirli bir zaman dilimini, bazen de bir olayın vuku bulduğu anı ifade eder. 'Yevmeizin' (o gün), burada kıyamet gününün dehşet verici olaylarının yaşandığı, kaçışın imkansız olduğu o özel zamanı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'yevm' kelimesinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak 'yevmeizin' kalıbının genellikle belirli ve önemli bir olayın gerçekleştiği zamanı işaret ettiğini belirtir. Bu ayette, kıyametin dehşetinin yaşandığı o 'belirli gün' kastedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Mefarr' (kaçış yeri), 'ferr' (kaçmak) fiilinden türemiş bir isimdir ve kaçılacak, sığınılacak yer anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününün şiddeti karşısında insanın çaresizce bir kaçış noktası arayışını, ancak böyle bir yerin olmadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mefarr' kelimesinin, bir tehlikeden veya zor durumdan kurtulmak için gidilen yer anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, kıyamet gününün mutlak ve kaçınılmaz oluşu karşısında insanın boşuna bir kaçış yeri arayışını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mefarr' kelimesinin Kur'an'daki bağlamlarda genellikle bir tehlikeden veya azaptan kurtulma çabasıyla ilişkilendirildiğini ifade eder. Kıyâme Suresi'ndeki bu kullanım, kıyametin dehşetinden kaçma imkanının olmadığını, insanın çaresizliğini vurgular.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.”(75/10)
Gerçekten dikkat çekici bir âyet, kıyâmet kopmuş yeryüzü hallaç kabuğu gibi atılıp dümdüz olmuş, içindekini dışına çıkarmış ve kararmış olduğu halde insân kaçacak yer neresi diye sorar. Acaba kaçacak yer var mıdır?
كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ {العلق/15}
(Kellâ lein lem yentehi lenesfean binnâsıyeh.)
“Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız.”(96/15)
Hayır, kim ki nehy ederse, yâni herhangi bir kulu Hakk yoluna dönmekten, Hakk yoluna gitmekten men ederse, o nasiyesinden tutulur yâni ahirette perçeminden/ alnından tutulur.[117]
Dünya hayatına baktığımız zaman suç işlemiş kişiler yakalanır kelepçenir. İşlemleri yapılır ve mahkemeye sevkedililir. Kanuna karşı suç işlemiş kişinin suçu sabit olursa, zaten hüküm giyen zaten bu suçu işlemek ile kendi hükmünü vermiş ve hakim sadece bunu infaz etmiş yani onaylamış olur. Ve suçlu buradan mahpus olarak hapse yollanır. Yasal olarak suçunu çekmeden buradan çıkışı yoktur. Ve ancak yasadışı yollardan firar ederek buradan çıkmaya çalışabilir. Ama çıksa bile toplum içinde rahat dolaşamaz yine âyette dediği gibi alnı olan kişinin en seçkin yerinden tutulur ve ait olduğu yere konur.
Yakın bir zamanda Kasımpaşa Hazreti pir dergâhında yaptığım ziyaretten sonra Azap kapısı denilen mevkiden Unkapanı köprüsüne üzerinden yürüyordum. Burada insanlar oltalarını Halice (Hâl-içe) sallamışlar, yakalanan kefal balıkları küçük kovalara konulmuş, çırpınıyor ve akıbetlerini bekler gibiydiler. Çocukluğumda fakirde balık avlamaya İstanbul boğazına giderdim. Oltaya yakalanan balık çoğu zaman kendini kurtaramaz ve ister istemez kovaya girer ve çırpına çırpına ölür. Biraz önce yazılan kef-al balığından yola çıkarsak “Kef-Ke-Sen”, “Al-El” yani senin elin, kolun bağlanır yani kaçacak yer var mıdır? Evet, sûret kıyâmet günü orada yoktur. Ama daha bu dünya hayatında “Kef-Ke-Sen” “Al-El” tutarsan “L” ile yokluğunu anlayıp daha bu dünya hayatında iken kıyâmetini koparıp hakîkatinin “Ben” olduğunu anlarsan kaçacak yeri bulmuş olursun.
Cenâb-ı Hakk bunu bi-zâtihi kendisi buyuruyor,
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ {الذاريات/50}
(Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.)
“O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezirim.”(51/50) Kıyâmet sûresi 10. Âyette insanın sorduğu kaçacak-firar edecek yer neresidir? Sorusunun cevabı “O halde – O zaman” yani bu zaman yani cevabı duyduğumuz “Fe” ifadesi Ef’âli İlâhiye remzidir. Yani “iki rekâtlık” zaman-an dan ibaret olan Ef’âli ilâhi yaşantınızda tüm menfi-müsbet esmâ-i ilâhiyyenin görüntüsü olan fiileri Hakk’ın gayrı görmekten firar edin kaçın nereye Allah’a-Ulûhiyyet’e her mertebenin hakkını yerli yerince vermeye-veren mertebeye إِلَى “İlâ” hedef bildirilmekte iltica edin yani yönelin diye âhadiyyet mertebesini, âyetin devamında nezir-uyarıcı olan risâlet mertebesi bildirmektedir.
İrfan ehlinin birinin koşarak kaçtığını gören biri nereye kaçıyorsun diye sorduğunda, bunun biraz tersini ifade eder tarzda “Allah”tan kaçıyorum diye cevap vermiş. Yani Allah’ın olmadığı bir mahal olmadığını ifade etmeye çalışmıştır…
Hazret-i Mevlânâ bu dünyaya geliş amacının birkaç mahbusu bu dünyadan kurtarmak olduğunu söylemiştir. Nefis zincirlerimizi İlâhi aşk ile kırıp nefsimizi dünyadan uzaklaştırıp, akl-ı cüzlerimizi akll-i külle ulaştırmamız niyazıyla!
“Fefurri İlâllah… “Allah (c.c.)a kaçınız-kaçalım” diyerek “Kıyâm-et” sûresindeki yolculuğumuza akılda, fikirde, düşüncede, gönülde kıyâm etmeye çalışarak devam edelim.
كَلَّا لَا وَزَرَ {القيامة/11}
(Kellâ lâ vezer)