İlâ rabbike yevme-iżin(i)lmustekar(ru)
O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
Kıyâme Suresi'nin 12. ayeti, kıyamet gününde tüm varlıkların nihai dönüş yerinin Allah olduğunu vurgular. Ayet, 'Rab' ve 'müstakarr' kavramları üzerinden bu nihai dönüşü ve yerleşimi dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek' anlamından geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme ve yönetme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Bu ayetteki 'Rabbike' ifadesi, muhatabın (Hz. Peygamber ve dolayısıyla tüm insanlar) nihai dönüş yerinin, kendisini terbiye eden ve her şeyin sahibi olan Allah olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin lügatte 'sahip, efendi, ıslah eden, terbiye eden' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Allah için kullanıldığında ise, 'her şeyin sahibi, yaratıcısı ve yöneticisi' anlamını taşır. Ayetteki 'Rabbike' ifadesi, kıyamet gününde her şeyin O'na döneceği, O'nun hükmüne tabi olacağı mutlak otoriteyi işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'Rab' kavramının Allah'ın mutlak egemenliğini, yaratıcılığını ve insan üzerindeki otoritesini ifade ettiğini belirtir. 'Rab' aynı zamanda 'terbiye edici' ve 'koruyucu' anlamlarını da içerir. Bu ayetteki 'Rabbike' ifadesi, kıyamet gününde tüm varlıkların, kendilerini yaratan ve terbiye eden Rablerinin huzuruna dönecekleri nihai mercii vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' kelimesinin bilinen 'gün' anlamının yanı sıra, Kur'an'da belirli bir zaman dilimini veya olayı ifade etmek için de kullanıldığını belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, önceki ayetlerde bahsedilen kıyamet olaylarının gerçekleştiği o belirli ve dehşetli günü işaret eder. Bu ayette, o günün, Rabbe dönüş günü olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yevm' kelimesinin bazen mecazi olarak bir olayın veya durumun vuku bulduğu zamanı ifade ettiğini belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, kıyamet gününün dehşetini ve o günün önemini vurgulayan bir zaman zarfıdır. Bu ayette, o günün, Rabbin huzuruna varış günü olduğunu açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yevmeizin' ifadesinin 'o zaman' veya 'o gün' anlamına geldiğini ve genellikle kendisinden önce zikredilen bir olaya işaret ettiğini açıklar. Bu ayette, kıyamet gününün dehşetinden ve insanların şaşkınlığından bahsedildikten sonra, 'o gün'ün, nihai dönüş yeri olan Rabbin huzuru olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karar' kökünün 'bir şeyin sabit olması, yerleşmesi' anlamından geldiğini belirtir. 'Müstakarr' ise 'istikrar yeri, yerleşme yeri' demektir. Bu ayette, kıyamet gününde tüm varlıkların nihai ve kalıcı olarak dönecekleri, yerleşecekleri yerin Allah'ın huzuru olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'karar' kökünün 'sakin olmak, durmak, yerleşmek' anlamlarını taşıdığını ve 'müstakarr'ın da 'karar kılınan yer, nihai durak' olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-müstakarr' ifadesi, kıyamet gününde insanların ve tüm varlıkların, Rablerinin huzurunda nihai olarak duracakları ve hesap verecekleri yeri vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müstakarr' kelimesinin Kur'an'da 'yerleşme yeri, durulacak yer, nihai varış noktası' gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayette, kıyamet gününde insanların kaçınılmaz olarak varacakları ve orada kalıcı olarak yerleşecekleri yerin, yani nihai dönüş noktasının Allah'ın huzuru olduğunu ifade eder.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.”(75/12)
Resülûllah Efendimiz (s.a.v.) bünyesinde, biz okuyanların varlığına da bu âyetler inmekte olduğuna göre o gün-bugün yani bunu müşahade edip idrak ettiğimiz an Rabb-imizin huzunda olmaktayız. Yalnız hayali ve vehimi olan kendi anlayışımız ile bu olursa hayali rabb-imiz huzurunda olacağımızda kaçınılmazdır.
Yavuz Sultan Selim ölüm döşeği denilen son hallerinde yatağında iken başında bulunan lalası Hasan Can, Sultanım Hakk’ın huzuruna çıkma vakti geldi dediği zaman; Sultan Selim bire lala sen ne söylersin biz bu zamana kadar kimin huzurundaydım demiştir.
Sultan Selim İrfan ehli imiş ki bu sözleri söylebilmiştir. İrfan ehli bilirki Rabb-inin huzurunda olmadığı hiçbir an yoktur. Yanına giren birisi yalnız mıydın? Diye bir soru sorduğunda, sen geldin ben yalnız kaldım diye cevap verir.
Bu âyeti kayda aldığım zaman, o gün-bu gün olduğuna göre açıkçası biraz irkildim ve ne zuhur edecek diye şuur altı düşünmeye başladım.
İşim olduğu için Cum’a namazına[132] Üsküdar Gülfem Hatun Camiinde[133] dahil oldum. İmam Efendi, Yemen halkında vefat eden Müslüman kardeşlerimiz için bağış toplanacağını ve kendilerine 1200 liralık tek makbuz kesileceğinide ilave etti… Camiinin dışına çıkarken bağış toplayan Yemen’e yardım diye sesleniyordu…
Aslında düşündüğüm bir şeyler vardı. Oluşan bu müşahade fikirlerimi perçinlemiş oldu.
Resülullah (s.a.v.) Efendimiz Nefesi Rahmaninin kokusunu Yemen tarafından alıyorum” buyurmuştur. Nefes’in, Fusüs’ûl Hikem Şis Fassında Nefis olduğu açıklanmıştır. Yemen aynı zamanda Vadi-i Eymendir. Toplanması istenen Yardım-Nusret kendi varlığında bulunan “12” “00” Hakikat-i Muhammediyenin varlıktaki gayriyetinin ayniyeti ile kesretinin vahdet edilmesidir.
Âyet إِلَى “İla” ile hedef gösteriyor… رَبِّكَ “Rabbi-ke” senin Rabb-in, Efendimiz (s.a.v.)’in Rabbi-Rabbi Hassı Allah (c.c.) esmâsıdır. Yani يَوْمَئِذٍ “yevme izin” kıyâmet günü tüm Hakikat-i Muhammedi zuhurları, Allah esmâsı huzurunda istikrar bulucaktır.
Âyetin sonunda olan “Müstekarr-İstikrar” kelimesinin anlamına bakmakta yarar olacaktır.
الْمُسْتَقَرُّ Müstekarr; Karar kılınacak, yerleşilecek yer. Sâbit, hiç değişmeyen, yerleşmiş, değişmez. Yerleşmiş, sabit, istikrarlı; değişmez. Karar kılan, yerleşen, sabit.
Buradan şu sonuç çıkmaktadır, Allah esmâsının huzurunda hazır ve sâbit hiç değişmiş ama kendi rabbleri ile mertebelerinden yerleşmiş olacaklardır.
Şimdi bu âyeti Efendimiz (s.a.v.) bünyesinde bizlere ne ifade etmektedir. “İla Rabbi-Ke” hedefimiz neresidir. “İla” “Elif-Ahadiyyet”, “Lâm-Ulûhiyyet” “Ye-Yakin mertebeleri” “Rabbi-Rubûbiyet” “Ke-Sen” “Levlake Levlak vema halaktü Eflak”, “Sen olmasaydın, bu âlemleri halk etmezdin” Yani sen henüz olmadığın bir mertebe vardı, âyan-i sabite denilen program ile bu âlemler yani Ef’âl âlemi halk edildi.
Bunun devamında ise “Yevme İzin” Kıyâmet Günü sûrenin başından beri karşımıza çıkan bu ifadeyi incelemeye çalışalım. Şimdi hemen hemen her birerlerimiz bu dünya hayatında iş yeri sahibi olalım, bir iş yerinde çalışan olalım haftalık izin günlerimiz, yıllık izin günlerimiz yani tatil sürelerimiz vardır. Aslında mü’minin tatil günü yoktur, Cum’a namazını kılıp tekrar alış verişe devam edin diye Cenâb-ı Hakk buyurmaktadır. Tabii mü’minin alışverişi Hakk ile Allah (c.c.) iledir, yani bâtini olarak yapılan ma’nâ çalışmasının tatili yoktur. Bir ömür boyu sürmektedir. Zâhiri olarak izin günü, tatil günü bizler nasıl işlerimizdeki faaliyetlerimize son veriyorsak, “Yevme İzin” “Kıyâm-et” günü öncesi bir Esmâ-i İlâhiyenin tatili yani faaliyetlerinin atıl kalması söz konusudur. Bu da “Kahhar” esmâsı ile olmaktadır. Bu sistemizde 7. Dersin esmâsıdır. Salik dervişliğinde bu esmâya geldiği zaman Esmâ-i İlâhiyye tatile uğrar yani atıl kalır.
Yusuf (a.s.)’ın Kûr’ân-ı Kerimdeki şu hitabını kendi kendine sorar;
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ {يوسف/39}
(Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr)
"Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok tanrılar mı daha hayırlı, yoksa herşeye hakim ve galip olan bir tek Allah mı?" (12/39) Yedi nefis mertebesi terakki edilince gelinen bu hitap zindan yani bu vehimi hayal beden hapisanesinde tutuklu olan herkes için geçerlidir. Ama ne zaman duyabilir, gerçek ma’nâda “Kahhar” esmâsının hakîkatini anlayabilirse buraya gelebilirse zindandan mahpusluktan kurtulacak duruma gelmiş demektir.
Yok, eğer gelememişse ne deniyor, “Müstekarr” dünya da sâbit kalmıştır, hareket edememiştir. Âyetin en başında olan Elif-Zât-ı Ahadiyyet mertebesinden bu esfeli safil âleme gelmiş kendi varlığını Hakk’a uçuracak olan beden füzesinin ağırlıkları olan vehim, hayal ve şartlanma elbiselerini bu âlemde bırakamamıştır.[134]
Bu bir sistem meselesidir. İnsanın kendini, Rabb-ini, Allah’ını, Kûr’ân-ı Kerimi, âlemleri tanıması sistemidir. Bizler bu âleme sadece çoluk çocuk yapmaya gelmedik. En büyük görevimiz Âdemliğimizi idrak etmektir, bunun dışındakiler ikinci, üçüncü derece görevlerimizdir. Ne deniyor Âdem safiyullah “Allah’ın saf Âdem’i-kulu denmiyor mu? Nefsi safiyenin karşılığı Kahhar esmâsıdır. İşte asıl görevimiz Âdem olduğumuzu idrak etmektir. Rabb-imizin huzuruna, bu işleri anlamadıktan sonra nasıl döneceğiz? Gözümüzü kapattık, ahirette karşımızda ben senin Rabb-inim dedi. Ya başka bir şey geldi ben senin Rabb-inim dediyse? Ya bizi aldattıysa? Kendimizin Rabb-imizin ne olduğunu, nasıl bileceğiz?
Hani deniliyor ya! Hayali rablerine iman edenler, Cenâb-ı Hakk “Ahirette ben sizin Rabb-inizin diye karşısına çıktığı zaman, haşa ve kella diyecekler.” Bu yine tekrar edildiği zaman yine kabul etmeyecekler. Ondan sonra rabb-leriniz ile aranızda bir işaretiniz (itikadınız) var mıydı? Denince, evet Ya Rabbi diyecekler ve Cenâb-ı Hakk her birerlerinin tanıdığı üzere tecelli edince, evet sen bizim Rabb-imizsin diyecekler… İrfan ehli ise her tecellisinde evet sen bizim Rabb-imizsin diyeceklerdir.
İşte onun için daha evvel bu yollardan geçmiş ve geçen bir kervana dahil olmadan O, Yusuf’un kuyudan çıkması mümkün değildir. Nasıl ilkokula gidilip, okuma yazma hesap kitap öğreniliyor. Kişi ne kadar zeki olsa, bunu öğrenebiliyor mu? Evet, kişi kendi kendine çalışma ile bir şeyler öğrenebilir ama bu ihtisas işidir. Her işte olduğu gibi bu işte de eğitim gerekiyor. İrade ve kudret gücünün faaliyete geçirilmesi lazımdır. Her birerlerimiz atıl, tatilde olan gücü ortaya çıkarmak zorundayız.
İşte Kahhar ve Vahid esmâsı (kilidi) arasında “Fettah” esmâsı (anahtarı) vardır. Bu da Tevhid-i Ef’âl kişinin varlığının kıyâm-etini koparmasıdır. Âlemde ve kendi varlığında Hakk’ın varlığı başkasının olmadığını anlamaktır. Seyr-i İlallah’ hedefi Allah’a doğru olan seyrin ilk aşamasıdır.
Bu anahtar, Seyri İlallah’ın ikinci Tevhid-i Esmâ aşamasıdır. Vahid-Bir kilidini açtıktan sonra hedef Vadi-i Eymendir. Buradan Tûr-Benlik dağında Rabb-in huzuruna çıkmak ve Rabb-in sesini duymak ile Rabb-i görmeyi talep etmek ve “Len Terani” Sen beni göremezsin hitabı ile karşılaşmaktır. Burada kişi hakîki rabbi karşısına çıksa da burada yine sabit, karar kılıcıdır. Yani görüş mertebesine geçemez… Ancak bu dünyada gerçek bir irfan ehli eğitimi sistemine dahil olunmuş ise, ahirette bu eğitimi devam edecektir. Ve Ahad-Tek olan kilidin görüş anahtarı bu sistemte mevcuttur. “Nefesi Rahmâninin kokusunu Yemen tarafından alınarak.” Yakîn kimlik, hakiki kimlik, men’iyyet-benlikten alınıp Yusuf (a.s.)’ın gömleğinin kokusu nasıl ki, Yakup (a.s.) tarafından duyulmuş, bu gömlek ama olan gözlerini açmışsa, “Hakîkat-i İlâhi dergâhından tenfis edilen nefesi Rahmâni” sohbetleri de Mü’min olan ama gözleri açacaktır. Bi-iznillahi Teâlâ… Ve Müstekarr, karar kılınan, yerleşilen yer, Rabblerinin yanı ve 9Zât Cenneti olacaktır. İnşeallah…
يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ {القيامة/13}
(Yunebbeul insânu yevme izin bimâ kaddeme ve ahhar)