Yunebbeu-l-insânu yevme-iżin bimâ kaddeme ve aḣḣar(a)
O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir.
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
Kıyâme Suresi'nin 13. ayeti, kıyamet gününde insanın dünyada yaptığı tüm amellerin kendisine bildirileceğini vurgular. Ayet, 'insan', 'bildirilmek', 'öne sürmek' ve 'geriye bırakmak' gibi temel kavramlar üzerinden, amellerin eksiksiz bir şekilde hesaplanacağı ve hiçbir şeyin gizli kalmayacağı mesajını iletir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'insan' kelimesinin 'üns' (alışma, yakınlık) kökünden geldiğini belirtir ve insanın diğer varlıklara göre daha sosyal ve uyumlu bir yapıda olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde hesaba çekilecek olan genel insanlık durumuna işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'insan'ı 'nüsyan' (unutkanlık) kökünden türemiş olarak da açıklar ve insanın doğasında var olan unutkanlık özelliğine dikkat çeker. Ancak kıyamet gününde bu unutkanlığın bir önemi kalmayacak, her şey kendisine hatırlatılacaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının genellikle zayıf, aceleci, nankör ve unutkan yönleriyle ele alındığını belirtir. Bu ayette ise, bu özelliklerine rağmen tüm yaptıklarından sorumlu tutulacak bir varlık olarak konumlandırılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nebe'' kökünün 'önemli haber' anlamına geldiğini ve bu fiilin pasif formunun (yünebbeu) 'kendisine haber verilecek' şeklinde anlaşılması gerektiğini belirtir. Ayette, insanın dünyada yaptığı tüm amellerin kendisine eksiksiz bir şekilde açıklanacağını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yünebbeu' fiilinin mecazi olarak 'hesaba çekilecek' veya 'yaptıkları ortaya konulacak' anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Bu, sadece bir bildirimden öte, bir muhasebe ve yüzleşme sürecini de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'nebe'' kelimesinin 'önemli ve faydalı haber' için kullanıldığını, 'haber' kelimesinden daha özel olduğunu belirtir. Ayetteki 'yünebbeu', kıyamet gününde insana verilecek olan bilginin sıradan bir haber değil, akıbetini belirleyecek hayati bir bilgi olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kaddeme' fiilinin 'öne geçirmek, önce yapmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, insanın dünyada iken önceden yaptığı, işlediği tüm iyi veya kötü amelleri kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kaddeme'nin 'geleceğe hazırlık olarak önden göndermek' anlamını da taşıdığını ifade eder. Bu, insanın ahiret için dünyada yaptığı hazırlıkları, yani amellerini simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kaddeme' fiilinin Kur'an'da genellikle 'gelecek için önceden yapılan işler' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, insanın dünyada iken işlediği ve ahirette karşısına çıkacak olan tüm amellerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ahhara' fiilinin 'geriye bırakmak, ertelemek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, insanın yapması gerekirken yapmadığı, ihmal ettiği veya başkalarının kendisinden sonra yapacağı kötü işlere sebep olduğu amelleri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ahhara'nın 'bir şeyi vaktinden sonraya bırakmak' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, insanın dünyada iken yapmayı ertelediği hayırları veya kendisinden sonra devam eden kötü etkileri olan amelleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ahhara' fiilinin bazen 'geride bırakılan nesillerin amelleri' veya 'kişinin ölümünden sonra devam eden etkileri' anlamında kullanılabileceğini belirtir. Bu, kişinin sadece kendi amellerinden değil, aynı zamanda başlattığı veya sebep olduğu şeylerin sonuçlarından da sorumlu tutulacağını gösterir.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.”(75/13)
يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ Yunebbeul insânu; İnsana haber verilir deniliyor. İnsana verilen bu haber hangi mertebedendir. İşte bir önceki âyette ifade edildi ya biraz sistemi öğrenmek gereklidir. “Nebe” haber veren demektir, Nebiliktir. Haber getiren demektir. Resûl kitaplı peygamber, kendisine kitap verilen, Nebi ise kendisinden önce gelen peygamberin şeriati ve kitabı üzere gelip haber getiren peygamber demektir.
“Nebbe” Nebi şeddelenerek yazılmıştır. Be ile birliktelik olduğuna göre kişinin kendi varlığında bulunan nebilik ile haber verilir, insanın varlığında bulunan risâlet mertebesinin nûru ile birliktelik ile haber verilir, anlamında haber verilir. Ne haber verilir?
Kıyâmet günü öne sürdüğü ve sona bıraktığı şeyler haber verilir.
Şeriat mertebesinde ise, tehir ettiği, öne alldığı namazları, haccı, orucu, zekâtı, sevapları-günahları, iyilikleri kötülükleri haber verilir.
Tarikat mertebesinde ise öne aldığı, tehir ettiği tesbihat, muhabbeti, duyguları haber verilir.
Hakîkat mertbesinde ise tehir ettiği ve öne aldığı nefsi işleri ve hakkaniyet ile gafletsiz hareketi haber verilir.
Marifet mertebesinde ise bir an Hakk’tan gafil olup olmamayı erteleyip, öne alıp almadığı bildirilir…
Bir önceki âyette yazıldığı birinci öncelikli işi Âdemiyyet işinin öne alıp almadığı veya ana, baba, eş, çocuk, iş, malları, tarlaları, bahçelerinin işleri bunları mı? Öne aldığı bilidirilir.
Kulum ben seninleydim, senin en önemli işin benim ile olmaktı. Sen bunu öne aldın mı? Yoksa öteleyip, perdeledin mi? Kendisine bu bildirilir…
Eyvah ki, Eyvah!
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ {الإنفطار/5}
(Alimet nefsum mâ kaddemet ve ahharat.)
“Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek. (82/5)
O nefs bildi ki ne takdim etti? Ne geriye bıraktı? Veya bunu kendi de tahmin edebilir. Cenâb-ı Hakk'ta onun geriye ne bıraktığını, önden ne gönderdiğini hepsini bilir. Burada evvelâ bilmemiz lâzım gelen şey bizim kendi varlığımız, kendi kimliğimizdir. Bunu oluşturduktan sonra neler yapabildik? Neler yapamadık? Sonra özeleştiriye geçerek yapabildiklerini ne kadar yaptıysa, neyi yaptıysa, günde kaç saat? Ne kadar ibadet ettiyse bunları zâten kendisi de bilebiliyordur. Allah hepsini daha iyi biliyor ayrı konu da. Ama kişi de o gün yaptığı fiillerini biliyor. Çünkü bunları kendi nefsinde yaşamıştır.
Yapamadıklarını da biliyor. Ölüm anı geldiği zaman veya mahşere çıktığı zaman, aşağı yukarı kendi hâlini tahmin edebiliyor. Ama bunlar, bu değerlendirmeyi kim yapabiliyor? Kendine arif olanlar ancak, dengeli olarak yapabiliyor. Onun dışındakilerin böyle bir ölçü kurması da zâten mümkün değildir.[135]
بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ {القيامة/14}
(Belil insânu alâ nefsihî basîreh)