Beli-l-insânu ‘alâ nefsihi basîra(tun)
(14-15) Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
Kıyâme Suresi 14. ayet, insanın kendi nefsine karşı bir şahitlik konumunda olduğunu vurgular. Ayet, insanın içsel muhasebesini ve kendini bilme yeteneğini dilbilimsel olarak 'insan', 'nefis' ve 'basîra' kavramları üzerinden derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'insan' kelimesini 'üns' (yakınlık, alışkanlık) kökünden türeterek, insanın diğer varlıklarla ünsiyet kurma ve sosyal bir varlık olma özelliğine dikkat çeker. Ayetteki bağlamda ise, insanın kendi iç dünyasıyla ünsiyet kurarak kendini tanıması ve muhasebe etmesi anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'insan' kavramının, hem zayıf ve nankör yönlerini hem de Allah'ın halifesi olma potansiyelini barındıran karmaşık bir varlık olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'insan', kendi içsel gerçekliğini idrak edebilen, dolayısıyla kendi aleyhine şahitlik yapabilecek bir varlık olarak öne çıkar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'insan' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını mecazi anlamlarıyla birlikte ele alır. Bu ayetteki 'insan', kendi durumunu en iyi bilen ve kendi hakkında hüküm verebilecek kapasitede olan bir varlık olarak mecazi bir derinlik kazanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nefis' kelimesinin Kur'an'da ruh, can, beden ve benlik gibi farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'nefis', insanın kendi öz varlığına, iç dünyasına ve bilincine işaret eder; yani insanın kendi kendini yargılayacağı 'benliği'dir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nefis'in hem ruhani hem de cismani yönleri kapsayan geniş bir kavram olduğunu ifade eder. Ayetteki 'nefsihî' ifadesi, insanın kendi içsel muhasebesini yapacağı, kendi benliğinin farkında olacağı bir durumu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nefis' kelimesinin Kur'an'da genellikle insanın irade, duygu ve düşünce merkezini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'nefis', insanın kendi eylemlerinin ve niyetlerinin bilincinde olan, kendini sorgulayabilen içsel varlığına karşılık gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'basîra' kelimesini 'basar' (görme) kökünden türeterek, kalbin görme yeteneği, içgörü ve idrak olarak açıklar. Ayetteki 'basîra', insanın kendi nefsine karşı bir şahit gibi, içsel bir kavrayışla kendi durumunu görmesi ve bilmesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basîra'yı kalbin idraki, hakikati ayırt etme yeteneği olarak tanımlar. Bu ayette 'basîra', insanın kendi kusurlarını, günahlarını ve durumunu başkalarının şahitliğine ihtiyaç duymadan, kendi içsel bilgisiyle idrak etme gücünü ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'basîra'nın sadece gözle görmek değil, aynı zamanda akıl ve kalp ile idrak etmek olduğunu vurgular. Ayetteki 'basîra', insanın kendi aleyhine delil olabilecek kadar keskin bir içgörüye sahip olduğunu, kendi durumunu net bir şekilde görebildiğini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'basîra' kavramının Kur'an'da genellikle hakikati idrak etme, doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'basîra', insanın kendi içsel muhasebesini yaparken sahip olduğu bu idrak yeteneği sayesinde, kendi durumuna dair en doğru şahitliği kendisinin yapabileceğini gösterir.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Doğrusu insan kendi nefsini görür.”(75/14)
Âyet bir tasdik ifadesi ile başlıyor. “Beli” evet, doğrudur. Yani bunun üzerinde daha başka söze ihtiyaç yoktur. Bunu tasdik eden özne insan’dır. Yani insanlık vasfı’dır. İnsan neyle bu tasdiği yapar “Basir” esmâsı ve sübuti (Sâbit) sıfâtıyla yapar. Arapça da günlük kullanımda olan zâhiri görmek-gördü fiili رأي “raa” dır. هُوَ يَرَى (Huve yerâ) O görüyor (erkek), هِيَ تَرَى (Hiye terâ) O görüyor (kadın). Burada görme fiili işi bu “raa” fiili ile bildirilmemiş. “Basir-Basiret” ile bildirilmiştir. Yani yağ tabakası ile olan gözü ile değil kalb ve akıl gözü ile Hakk’ın görüşü ile bir görme vardır. Arada bir perdeki bu beden perdesi ve kaydı ortadan kalkmıştır.
Daha önceki âyetlerde bildirildiği gibi bu hâl ya ihtiyari ya zaruri olmaktadır. Yalnız bu dünya hâyatında olan ilm’el yakîn bir görüş, fiziki kıyâmet gerçekleştiğinde dönüşülecek hâl, ayn’el yakîn mertebesi itibariyledir.
Peki, ne görülmektedir. عَلَى نَفْسِهِ “Ala nefsihi”, kendi nefsini karşı veya karşısında görür.
وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ {التكوير/7}
( Ve izen nufûsu zuvvicet. )
“Ve nefsler eşleştirildiği zaman.” (81/7)
Kıyâmetin kopmaya başlayarak büyük hâdiselerin olduğu anda nefslerin birleşmesi, kişinin önceleri var zannettiği bireysel nefsi ile bireysel varlığı ile İlâh-î nefsin birleştiği andır. Ve bu idrâk ancak kıyâmet halinde olabilmektedir, zâhiren bahsedilen kıyâmetin dışında bizler seyri sülûk yolunda kıyâmet hakîkatini kendi varlığımızda ortaya getirdiğimiz anda bizim var sandığımız bireysel varlığımız yokmuş o aslında Hakk’ın imiş dediğimiz anda bu âyeti kerîmenin hükmü bizde tahakkuk etmiş olacaktır. Yani bireysel nefs ile İlâh-î nefsimizin birleştiği zaman beşeri nefsimizin kıyamet-i kopmuş olacak nefs, nefs-i sâfiye olarak gerçek haline ulaşmış olacaktır.[136]
İnsan’ın iki özelliği vardır, nefsi-kadın yönü ve recüllük-erlik yönüdür. Zuhurda hangi yön bâtında kalmış ise diğer yön ön planda erkek ve kadın zuhurları olmak üzere âlemde zuhur perdesindedir. İşte bir hanım esmâ-i ilâhiyyeyi idrak etmiş ise recüllüğüne ulaşmış demektir. Bir erkek bunu idrak edememişse bâtında kadın-nefis hükmündedir.
Âyeti kerimede نَفْسِهِ kendi nefsi-onun nefsi olarak verilmiştir. Bu âyeti kerime anlatan, haber verilen ve anlatılan mahal olmak üzeredir. Anlatan Rahmâniyyet mertebesi, anlatılan risâlet mertebesi ve anlatılan mahal nefsi vahidedir. هِيَ تَرَى (Hiye terâ) O görüyor (kadın). Olduğu yazılmıştı, هِيَ (Hiye) “he” hüviyyet iki gözlüdür ilâhi nefs ve hüviyete, beşeri nefs ve hüviyetin gözleridir. نَفْسِهِ “Nefsi-hi” derken he görüldüğü gibi tek gözlü ve nefsi vahide hükmündedir. Buradan da anlaşılıyor ki basiret gözü ile aradaki beşeri nefis kalktığı zaman kendi nefsinin hakîkati olan İlâhi nefis ve nefsi vahide görülmektedir. Peki, bu nasıl olmaktadır. عَلَى (Ala) “karşı” kelimesinin harflerine bakarsak “ayın-Göz”, “Lâm-Ulûhiyet” “Ye-Yakîn” Nefis bir şeyin hakikati ve zâtıdır. Ulûhiyet-Allah Yâkîn gözü ile görülecektir. Yalnız şunu unutmamak lazımdır. Allah’ı Allah görür. Bu bir zevk ve neş’e işidir. Aynı zamanda bu bir sistem, bir eğitim işidir. Âyetin devamını okuyalım…
وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ {القيامة/15}
(Ve lev elkâ meâzîreh)