İçeriğe atla
Kıyâme 14Cüz 29 · Sayfa 577

Kıyâme Sûresi 14. Âyet

القيامة

Sohbete sor

Beli-l-insânu ‘alâ nefsihi basîra(tun)

(14-15) Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.

Kıyâmet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Doğrusu insan kendi nefsini görür.”(75/14)


Âyet bir tasdik ifadesi ile başlıyor. “Beli” evet, doğrudur. Yani bunun üzerinde daha başka söze ihtiyaç yoktur. Bunu tasdik eden özne insan’dır. Yani insanlık vasfı’dır. İnsan neyle bu tasdiği yapar “Basir” esmâsı ve sübuti (Sâbit) sıfâtıyla yapar. Arapça da günlük kullanımda olan zâhiri görmek-gördü fiili رأي “raa” dır. هُوَ يَرَى (Huve yerâ) O görüyor (erkek), هِيَ تَرَى (Hiye terâ) O görüyor (kadın). Burada görme fiili işi bu “raa” fiili ile bildirilmemiş. “Basir-Basiret” ile bildirilmiştir. Yani yağ tabakası ile olan gözü ile değil kalb ve akıl gözü ile Hakk’ın görüşü ile bir görme vardır. Arada bir perdeki bu beden perdesi ve kaydı ortadan kalkmıştır.

Daha önceki âyetlerde bildirildiği gibi bu hâl ya ihtiyari ya zaruri olmaktadır. Yalnız bu dünya hâyatında olan ilm’el yakîn bir görüş, fiziki kıyâmet gerçekleştiğinde dönüşülecek hâl, ayn’el yakîn mertebesi itibariyledir.

Peki, ne görülmektedir. عَلَى نَفْسِهِ “Ala nefsihi”, kendi nefsini karşı veya karşısında görür.


وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ {التكوير/7}

( Ve izen nufûsu zuvvicet. )

“Ve nefsler eşleştirildiği zaman.” (81/7)


Kıyâmetin kopmaya başlayarak büyük hâdiselerin olduğu anda nefslerin birleşmesi, kişinin önceleri var zannettiği bireysel nefsi ile bireysel varlığı ile İlâh-î nefsin birleştiği andır. Ve bu idrâk ancak kıyâmet halinde olabilmektedir, zâhiren bahsedilen kıyâmetin dışında bizler seyri sülûk yolunda kıyâmet hakîkatini kendi varlığımızda ortaya getirdiğimiz anda bizim var sandığımız bireysel varlığımız yokmuş o aslında Hakk’ın imiş dediğimiz anda bu âyeti kerîmenin hükmü bizde tahakkuk etmiş olacaktır. Yani bireysel nefs ile İlâh-î nefsimizin birleştiği zaman beşeri nefsimizin kıyamet-i kopmuş olacak nefs, nefs-i sâfiye olarak gerçek haline ulaşmış olacaktır.[136]


İnsan’ın iki özelliği vardır, nefsi-kadın yönü ve recüllük-erlik yönüdür. Zuhurda hangi yön bâtında kalmış ise diğer yön ön planda erkek ve kadın zuhurları olmak üzere âlemde zuhur perdesindedir. İşte bir hanım esmâ-i ilâhiyyeyi idrak etmiş ise recüllüğüne ulaşmış demektir. Bir erkek bunu idrak edememişse bâtında kadın-nefis hükmündedir.

Âyeti kerimede نَفْسِهِ kendi nefsi-onun nefsi olarak verilmiştir. Bu âyeti kerime anlatan, haber verilen ve anlatılan mahal olmak üzeredir. Anlatan Rahmâniyyet mertebesi, anlatılan risâlet mertebesi ve anlatılan mahal nefsi vahidedir. هِيَ تَرَى (Hiye terâ) O görüyor (kadın). Olduğu yazılmıştı, هِيَ (Hiye) “he” hüviyyet iki gözlüdür ilâhi nefs ve hüviyete, beşeri nefs ve hüviyetin gözleridir. نَفْسِهِ “Nefsi-hi” derken he görüldüğü gibi tek gözlü ve nefsi vahide hükmündedir. Buradan da anlaşılıyor ki basiret gözü ile aradaki beşeri nefis kalktığı zaman kendi nefsinin hakîkati olan İlâhi nefis ve nefsi vahide görülmektedir. Peki, bu nasıl olmaktadır. عَلَى (Ala) “karşı” kelimesinin harflerine bakarsak “ayın-Göz”, “Lâm-Ulûhiyet” “Ye-Yakîn” Nefis bir şeyin hakikati ve zâtıdır. Ulûhiyet-Allah Yâkîn gözü ile görülecektir. Yalnız şunu unutmamak lazımdır. Allah’ı Allah görür. Bu bir zevk ve neş’e işidir. Aynı zamanda bu bir sistem, bir eğitim işidir. Âyetin devamını okuyalım…


وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ {القيامة/15}

(Ve lev elkâ meâzîreh)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)