Velev elkâ me'âżîrah(u)
(14-15) Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.
Bir takım özürler ortaya atsa da.
Bu ayet, kıyamet gününde insanın kendi durumunu en iyi bilen olacağını ve mazeretlerinin bir fayda sağlamayacağını vurgular. Anahtar kavramlar, 'atmak/sunmak' ve 'mazeretler' üzerinden bu durumu dilbilimsel olarak derinleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-İlkâ' kelimesini bir şeyi bir yere bırakmak, atmak veya ulaştırmak olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda ise, insanın mazeretlerini ortaya koyması, sunması anlamında mecazi bir kullanımdır; sanki mazeretlerini önüne seriyormuş gibidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki mecazi kullanımlara dikkat çeker. 'Elkâ' fiilinin burada 'söylemek', 'ifade etmek' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. İnsanın mazeretlerini dile getirmesi, onları 'atması' olarak ifade edilmiştir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'elkâ' fiilinin 'söylemek, beyan etmek' manasına geldiğini ve bu ayetteki kullanımının da mazeretleri dile getirmek, onları sunmak olduğunu ifade eder. Fiilin bu bağlamda somut bir atma eyleminden ziyade, soyut bir sunma eylemini ifade ettiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ma'âzîr' kelimesini 'özürler, bahaneler' olarak açıklar. Kıyamet gününde insanın kendi aleyhine şahitlik edeceği bir durumda, ileri süreceği hiçbir mazeretin kabul edilmeyeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uzr' kökünden türeyen 'ma'âzîr' kelimesini, bir kusuru veya hatayı gidermek için sunulan gerekçe olarak tanımlar. Ayetteki çoğul kullanımı, insanın pek çok mazeret ileri sürmeye çalışacağını, ancak bunların faydasız kalacağını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'uzr' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, genellikle bir hatadan dolayı af dileme veya bir eylemi haklı çıkarma çabası olarak ele alır. Bu ayetteki 'ma'âzîr' ise, kıyamet gününde insanın kendi vicdanı karşısında ileri süreceği, ancak geçerliliği olmayan bahaneleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ma'âzîr' kelimesinin 'özürler, mazeretler' anlamına geldiğini ve bu ayetteki bağlamda, insanın hesap gününde kendisini temize çıkarmak için sunacağı gerekçeleri ifade ettiğini belirtir. Ancak bu gerekçelerin, kişinin kendi vicdanı ve amelleri karşısında bir değer taşımayacağını vurgular.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Bir takım özürler ortaya atsa da.”(75/15)
İşte nefsini bir nefis olan nefsi vahideye ulaştıramayan ve nefsani benliği ile kıyâmeti kopan (nas) insân bu hâl karşısında bir takım özür ve mazeretler getireceği meydandadır.
أَلْقَى (elkâ) “Ortaya atsa da” “İlka etme” bırakma işi şeytanın işidir. Kalbe bıraktığı hayal ve vehim ile kalbe karışıklık hali verir ve bulandırır. Nefsinin daha önce alışmış olduğu hâl ile yine ortaya hayali, vehimi hileli ateşli, atışlar yapar… Bu konuda Mesnevi-i Şerif ve Muhyiddin İbn-i Arabi Kûr’ân-ı Kerim tefsirini inceleyelim.
732. "Harâret enbiyâ ve evliyanın lâyıkıdır. Hayâsızlık dahi her hîlekârın penâhıdır.
“Harâret-i aşk-ı İlâhî enbiyânın ve onların vârisleri olan evliyânın lâyıkıdır. Her hilekârın sığınacak mahalli de hayâsızlık ve utanmazlık gölgesidir. Bu hayâsızlık evvelâ nefsine karşıdır. Zîrâ her bir kimsenin nefsinin hallerine haberli olması basîret üzeredir. Nitekim âyet-i kerimede (Kıyâmet, 75/14-15) Ya’nî “Belki insanın nefsi üzerine basireti vardır ve her ne kadar ma’zeretlerini koyar ise de...” buyurulur. Binâenaleyh böyle kimseler, evvelâ kendi nefsine karşı hayâyı kaldırmıştır. Nitekim Îsmet Buhârî hazretleri şöyle buyururlar:
Töhmet eden özüne ne söyler özgesine Kendinden utanmayan hiç kimseden utanmaz.
Kürsî üzerinde: “Biz Hakk sarhoşuyuz, binâenaleyh latîf bir hâl içindeyiz,” diyerek halkın iltifatını ve hürmetini kendi taraflarına çekerler. Halbuki bâtınları, dedikleri gibi değildir. Bil’akis hoş değildir. Binâenaleyh bâtıni hallerini, zâhiri lisânları her an yalanladığı hâlde, kendi bâtınlarından utanmazlar.[137]
“O gün insana, ileri götürdüğü, ne varsa bildirilir.” Hayır ve salih amel gibi kurtuluşuna ve sevap kazanmasına sebep olan bütün davranışları “geri bıraktığı…” işlediği aşırılık ve yaptığı kusur veya işlemediği amel olarak ne varsa kendisine haber verilir. “Artık insan, kendi kendinin şahididir.” Apaçık bir delildir, kendi amelleriyle nefsine karşı şahitlik eder. Çünkü amellerinin heyetleri aleyhine yazılı olarak nefsinde kalıcıdır. Zatında kökleşmiştir. Amellerinin özellikleri, organlarının suretine dönüşmüştür. Artık dışarıdan birinin haber vermesine gerek yoktur. “İsterse özürlerini sayıp döksün.” isterse perdelerini salıversin, bu amelleri işlediği sırada onların arkasına saklanmaya çalışsın. Veya “sayıp döksün…” özürlerini ve bütün mazeretleri ileri sürerek kendini savunsun hiçbir şey değişmez çünkü kendi nefsine karşılık kendisi şahittir.[138]
لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ {القيامة/16}
(Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî.)