Ve teżerûne-l-âḣira(te)
(20-21) Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
Ahireti bırakıyorsunuz.
Bu ayet, insanların dünya hayatına aşırı düşkünlükleri nedeniyle ahiret hayatını ihmal etmelerini eleştirmektedir. Anahtar kavramlar, terk etme eylemi ve terk edilen ahiret kavramı etrafında yoğunlaşmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vezera' fiilinin 'terk etmek, bırakmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tazurûne' şekli, muhatapların ahireti bile bile terk ettiklerini, ona gereken önemi vermediklerini vurgular. Bu, bir şeyi göz ardı etme ve ondan yüz çevirme anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vezera' fiilinin Kur'an'da genellikle 'terk etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada, dünya menfaatleri uğruna ahiret işlerinin ihmal edilmesi, sanki ahiret yokmuş gibi davranılması mecazını içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'terk etme' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle bir değer sisteminden veya ahlaki bir yükümlülükten vazgeçmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, ahiretin terk edilmesi, dünya hayatının geçici zevklerine kapılarak ebedi olanın göz ardı edilmesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelen, son' anlamındaki 'âhir' kökünden türediğini ve dünya hayatının zıddı olarak ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, insanların dünya hayatına tercih ederek terk ettikleri nihai varış yerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'âhiret'in, dünya hayatından sonraki ikinci ve ebedi hayat olduğunu, bu dünyadaki amellerin karşılığının görüleceği yer olduğunu açıklar. Ayette, insanların bu önemli gerçeği göz ardı etmeleri eleştirilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âhiret' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve dünya hayatının geçiciliğine karşılık ebedi ve gerçek hayatı temsil ettiğini ifade eder. Bu ayette, ahiretin terk edilmesi, Kur'an'ın temel değer sistemine aykırı bir davranışı işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âhiret'in Kur'an'da sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda bir değerler sistemi ve nihai bir hedef olarak sunulduğunu belirtir. Ayetteki 'âhireti bırakırsınız' ifadesi, bu değerler sisteminden ve hedeften yüz çevirmeyi anlatır.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ahireti bırakıyorsunuz.” (75/21)
Ahiret ise kişinin ahir-son hâlidir. Nasıl ki hayvanlar gün içinde mera da, otlaklarda yayılır. Akşama ahır yani ahirlerine sonlarına dönerler. Bu hayvanlar aylak, kendini bilmez bir çobana teslim edilmişse orada hayvanları, dağa bayıra çıkarıp kendimi niye yoracağım, şurada yayılsınlar bende keyfime, uykuma bakayım demişse o hayvanlar cılız kalacak, eti ve sütünden istenen verim elde edilmeyeceği aşikârdır… Ama çoban cehd etmiş gayret göstermiş, hayvanları dağa bayıra, otun ve yeşilliğin en güzel yerine çıkarmış ise bu hayvanların eti, sütü ve bunlardan elde edilen gıdalarda en makbuludur…
İşte hakiki irfan ehli bir dervişte ahiri-sonunu bu şekil düşünür ve daha bu dünya hayatında iken tefekkürünü ve fikrini yükselterek bu dünya hayatında iken ahirine ulaşır. Kendi kıyâmetini kopararak beden kurb’anından etrafındakilere dağıtarak onlara faydalı olur.
Cenâb-ı Rabb’ül âlemin Şuara sûresinde Resülûllah Efendimize bu konu hakkında İbrâhim (a.s.)’in haberini okuyup-aktarmasını istiyor. Bizlerde İbrâhimiyet-Tevhidi ef’âl mertebesinin haberini okuyalım, hem risâlet mertebesi olan gönüllerimize rahmâniyyet-arş-akl-ı küll mertebesinden gelen bu haberi aktarmaya çalışarak ahireti düşünmeye, gönlümüzde canlandırmaya çalışalım.
(Resûlüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti. "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler. İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?" "Veya size fayda veya zararları olur mu?" "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk." İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?" "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)" "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir," "Beni yediren, içirendir," "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir." "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. " "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur." "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat." "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!" "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!" "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. " "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme." - "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!" "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)." (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır. Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır. Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir. Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar. Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz." "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk." "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı." "Bak bizim için ne şefaatçiler var," "Ne de yakın bir dost." "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, mü’minlerden olabilseydik." Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.[167]
Tasavvufta dört türlü terk vardır. Terk-i dünya, Terki ukba (ahiret), Terki hest (varlık-vücut), Terk-i Terk (terkettiklerini terk)…
Kişinin ahireti en azından düşünebilmesi için terki dünya ile birlikte şu günlerde idrak etmek üzere olduğumuz berat kandili[168] ile beraber Şuara 83. Âyette geçen "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat." Duasını sık sık tekrarlamak faydalı olacaktır. İnşeaallah.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ {القيامة/22}
(Vucûhun yevme izin nâdıreh.)