Ve vucûhun yevme-iżin bâsira(tun)
O gün birtakım yüzler de asıktır.
Yüzler de var ki o gün asıktır.
Kıyâme Suresi'nin 24. ayeti, kıyamet gününde bazı yüzlerin durumunu tasvir etmektedir. Ayet, 'vücûh' (yüzler) ve 'bâsira' (asıklık) kavramları üzerinden, o günkü dehşet ve çaresizliği dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vech' kelimesinin bir şeyin ön tarafı ve ilk görünen kısmı olduğunu belirtir. Ayetteki 'vücûh' ifadesi, kıyamet gününde insanların dışa vuran hallerini, iç dünyalarındaki korku ve endişenin yüzlerine yansımasını ifade eder. Bu, sadece fiziki bir yüz değil, aynı zamanda kişinin genel durumunu ve halini de kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vech'in bazen bir şeyin zatı, bazen de yönü anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'vücûh' kelimesi, kıyamet gününde azapla karşılaşacak olan kişilerin bizzat kendilerini, yani onların şahsiyetlerini ve o anki ruh hallerini yüzleri üzerinden tasvir etmektedir. Yüz, kişinin kimliğinin ve duygularının aynasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bâsira' kelimesini 'âbise' (somurtkan, asık) olarak açıklar. Bu, kıyamet gününde insanların yüzlerinde belirecek olan keder, korku ve ümitsizliğin bir ifadesidir. Yüzlerin asık olması, o günkü azabın ve dehşetin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bâsira' kelimesinin 'kâliha' (buruşmuş, çirkinleşmiş) anlamına geldiğini belirtir. Bu, yüzlerin sadece asık değil, aynı zamanda korku ve dehşetten dolayı şekillerinin bozulduğunu, buruştuğunu ve çirkinleştiğini ifade eder. Ayetteki bu kullanım, o günkü azabın şiddetini ve insanların üzerindeki etkisini mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'besr' kökünün, bir şeyin olgunlaşmadan önce toplanması veya bir şeyin erken ortaya çıkması anlamlarına geldiğini belirtir. 'Bâsira' ise, yüzdeki hoşnutsuzluk, keder ve sıkıntının erken ve belirgin bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Kıyamet gününde bu yüzler, henüz azap başlamadan dahi, karşılaşacakları akıbetin dehşetiyle asık ve kederli olacaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'yüz' (vech) kavramının sadece fiziki bir organ olmaktan öte, kişinin iç dünyasını, kaderini ve ahiretteki durumunu yansıtan bir sembol olduğunu vurgular. 'Bâsira' kelimesiyle birlikte kullanıldığında, bu yüzlerin ahiretteki kötü akıbeti ve ilahi gazabı tecrübe edenlerin çaresizliğini ve umutsuzluğunu semantik olarak derinleştirir. Bu, sadece bir ifade değil, aynı zamanda bir durumun ve kaderin göstergesidir.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Yüzler de var ki o gün asıktır. (75/24)
Yüzler vardır kıyâmet günü asıktır. Hayalde, vehimde, nefsaniyetinde kalmış. İzin günü rabbleri onları tedib edip azarlamaktadır. Beni bu hale niye soktun diye, ona kızmaktadır.
Umreden dönen akrabaları ziyaret etmeye hafta sonu gittik. Ev sahiplerinin yanında büyük kızları ve kızının küçük oğlu da oradaydı. Çocuk tam dedesinin karşısında annesinin yanında oturuyordu. Sürekli kaşlarını çatarak oturuyordu. Bir ara oğlum hayırdır ne var gibisine sorduğum zaman belki çekindiğinden dolayı cevap vermedi.
Daha sonra dedesi çocuğu yakalayıp çarpım tablosundan, eskilerin kerat cetveli dediği yerden soru sorduğunu çocuğun el ile hesaplamasına izin vermeyip hemen cevap vermesi istediğini fark ettim. Hemen cevap verirse ödül olarak bir miktar para vereceğini söylüyordu. Bir yandan telefonun kaç gb olduğunu biliyorsun diye de azarlıyordu. Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır. Beşir bu olaydan sonra daha da gerginleşti ve kaşları daha da çatıldı. Bu ara Beşir’in babası işten gelmiş ve onlar başka bir yere davetli oldukları için kalktılar. Üzerini giyen Beşirin gittiği için sevindiğini ve güldüğünü farkettim…
Kendi kendime, kendimle kalınca asık yüz ve kaşlar bu âyet ile bağlantılı olduğu için fakiri düşünceye sevketti.
Dede bir bakıma terbiyeci Rabb konumundaydı ve sorduğu soru hesap ve sayı üzerinde olduğundan kendisi bunun farkında olmasa nefsi istikametinde kullansa da “Muhsi” Esmâsı devredeydi. Beşirde bu esmâ (Rabb) karşısında yüzük asık duruyordu…
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ {القيامة/25}
(Tezunnu en yuf’ale bihâ fâkıreh.)