Bel yurîdu-l-insânu liyefcura emâmeh(u)
Fakat insan önünü (geleceğini, kıyameti) yalanlamak ister.
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
Bu ayet, insanın kıyameti inkar etme ve günah işlemeye devam etme eğilimini vurgular. Anahtar kavramlar, insanın bu eğilimini ve geleceğe yönelik ahlaki sorumluluktan kaçınma arzusunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irâde' kelimesini, bir şeyi elde etmeye yönelik kalpteki meyil ve azim olarak tanımlar. Ayetteki 'yürîdü' kelimesi, insanın gelecekte de günah işlemeye devam etme arzusunu, bu arzusunun bir tür iradeye dönüşmesini ifade eder. Bu, sadece anlık bir istek değil, aynı zamanda bir yönelim ve kararlılıktır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irâde'yi, bir şeyi yapmaya veya terk etmeye yönelik kesin bir azim olarak açıklar. Ayetteki 'yürîdü' kelimesi, insanın kıyameti inkar ederek, gelecekteki sorumluluklarından kaçınma ve günah işlemeye devam etme yönündeki kararlı eğilimini gösterir. Bu, onun ahlaki seçimini ve bu seçimin ardındaki motivasyonu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'insan' kelimesinin genel olarak beşeriyet için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-insân' ifadesi, belirli bir kişiyi değil, kıyameti inkar etme ve günah işlemeye devam etme eğiliminde olan insan türünün genel bir özelliğini vurgular. Bu, insanın fıtratındaki zaaflara işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının bazen olumlu, bazen de olumsuz özellikleriyle birlikte ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'el-insân', özellikle kıyamet karşısındaki inkarcı ve sorumsuz tavrıyla, yani olumsuz yönleriyle öne çıkar. Bu, insanın ahiret sorumluluğundan kaçınma eğilimini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fecr' kökünün 'şiddetli yarılma, açığa çıkma' anlamlarından hareketle, 'fücûr'u, günahın açığa çıkması ve haddi aşma olarak açıklar. Ayetteki 'li-yefcura' ifadesi, insanın gelecekte de ahlaki sınırları aşma, günah işlemeye devam etme ve bu konuda bir engel tanımama arzusunu mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fücûr'u, 'hakkın sınırlarını aşmak, günah işlemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'li-yefcura' kelimesi, insanın kıyamet inancını reddederek, gelecekteki sorumluluklardan azade olduğunu düşünmesi ve bu nedenle günah işlemeye, ahlaki sınırları çiğnemeye devam etme eğilimini vurgular. Bu, onun ahlaki yozlaşmasını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fücûr' kelimesinin Kur'an'da genellikle ahlaki sapmayı, günahkarlığı ve haddi aşmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, insanın geleceğe yönelik bir sorumluluk bilinci taşımadan, nefsinin arzularına uyarak günah işlemeye devam etme arzusunu ve bu arzusunun bir tür 'fısk' halini aldığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emâme' kelimesinin 'önünde, ileride' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emâmehû' ifadesi, insanın gelecekteki hayatını, yani ahireti ve kıyamet gününü kasteder. İnsan, bu gelecekteki sorumluluklardan kaçınmak ve günah işlemeye devam etmek ister.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emâme' kelimesinin hem mekânsal hem de zamansal olarak 'ön' anlamını taşıdığını açıklar. Bu ayetteki 'emâmehû', insanın gelecekteki hayatını, yani kıyamet ve ahiret gününü ifade eder. İnsan, bu gelecekteki hesap gününü inkar ederek, günah işlemeye devam etme arzusunu dile getirir.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Fakat insan günahı devam ettirmek ister.” (75/5)
Âyetin bir ma’nâsı da şöyledir. “Fakat insan önünde (kıyâmet) günahı devam ettirme ister.” Bu âlem “bir an var bir an yok” hükmünde olduğu için her an kıyâmet kopmakta ve benzer bir yenilenme ile yenilenmektedir. Bu durumu Hazret-i Mevlânâ, resmini yapmak isteyen ressama sen benim resmimi yapamazsın diye bildirmiştir. Gerçekten ressamın yaptığı Mevlânâ resimleri birbirine benzemediği için bugün sergilenen resmin Mevlânâ hazretlerinin ressamın son çizdiği eksiz olduğu söylenir.
Yine bu âyet önceki beyitler ile bağlantılıdır, 4. Âyette tırnakların Ef’âli İlâhinin nefsâni istikamette kullanılması ile uzadığı ifade edilmişti. Bunlarda ancak hakîkatte Umre ve Hacc vazifeleri yapıldıktan sonra, yani Haîkikat-i Muhammediyede Cemâli Muhammediyeyi ve Hakikâti İlâhiyyede Cemâli İlâhiyyeyi seyir ile mümkündür. Günahlar ne kadar çok ise hakîkatte bu tırnaklar o kadar uzundur. Hani bazen haberlere çıkar, şu kadar yıl tırnağını kesmedi, şu kadar uzadı. Birde kesilmemesinden içleri kir ve pislik dolmuştur, insan ne kadar tiksindirici görüntü diye düşünür. Ve aynı zamanda kalsiyum gece tırnaklarda toplanmaktaydı. Nefsinin karanlığında olanın kalsiyumu sürekli nefsaniyeti istikametinde kullanılacağı için kemikleri zayıf ve güçsüz kalacağından beden evi çökmeye mahkumdur. Hani şu sağlam olmayan yapıların durup, dururken çökmesi gibi… Ve hiçbir zaman ihtiyari bir şekilde kıyâm-etini koparması mümkün değildir.
Mesnevi beyitlerinde şöyle bir ifade vardır. “Kıyâmet ol, Kıyâmeti gör”…
Peki, nasıl kıyâmet olunacak… Önce kişinin kendisine kıyâmetini koparmış ve insanlar arasında gerçek ma’nâda “Allah” diyen bir kâmil insân – insân-ı kâmili ayna kabul ederek… Nefis tezkiyesi, riyazat ve çeşitli mücahadeler ile bunu gerçekleştirilmesi gerecektir.
İşte kişi gaflette ise “Kıyâmet” olan bu kâmil insân önünde günah işleme devam edecektir. Çünkü diğer insanlardan farkını anlaması mümkün değildir. Usta tabib olan bu kişi işin farkındadır ama karşısına gelen bu kişilerin hallerini örter ve gizler… Takii bu sırların açılacağı güne kadar.
Efendi Babamın “İbretlik Dosyalar” serisi içinde bu kişilerin halleri vardır. Bu gün isimler gizlenmiş ve üstleri örtülmüştür… Ama mahşer günü bunlar gün yüzüne çıkacağı unutulmasın![81]
Salâha gerçi her ma‘rûf yoldur Hakîkatde velâkin sâlih oldur
Ki ol terk ide cümle mâsivâyı Geçe nefsinden bula Hudâyı İrişmiş ola ol tevhîd-i zâta Bakub kalmaya ef‘âl ve sıfâta
Bu tevhîde eğer ermek dilersen Serây-ı vahdete[82] girmek dilersen Devriş sıdkıyla dâim kar‘-ı bâb[83] et Sivâyı[84] terk edüb ref‘-i hıcâb et Gerekdir terk-i dünyâ terk-i ukbâ[85] Hıcâbın a‘zamı[86] varlıkdır ammâ Velizâlike kîle “vucûdike zenbün lâ yukâsü ‘aleyhi zenbün uhrâ”
[Bunun için denilmiştir ki, “senin varlığın, öyle bir günahdır ki, başka bir günahla mukayese edilmez”] Ne vakit kim ola ol zenb zâil[87] Gidüb hâil[88] ola dil[89] Hakka vâsıl[90]
(Vücudu Zenbike) “Senin Vücûdun sana günah olarak yeter” hadisi şerifinin kaynağını araştırırken Aziz Mahmud Hüdai hazretleri eserinde şiiri ile bu hâli açıklayıcı olduğu için kaynağı ile buraya almanın uygun olacağını düşündüm.
Âyet-i kerimeyi tekrara hatırlayacak olursak; “İnsân günahını devam ettirmek ister”. İnsân’ın en büyük günahı Efendimiz (s.a.v.)’in ifade ettiği gibi varlık, vücud, ikilik yani “ümmetimin gizli şirkinden korkarım” dediği hadisedir.
Bunun kaldırılmasının yolu; büyüklerimizinde ifade ettiği gibi, Sen çık aradan, Kalsın yaradan (Zuhur eden, tecelli eden) sözüdür.
Hakk kalkamayacağına göre, halk edilenin yani varlık perdesin gözlerin görüşünden kaldırılması gerekir. Eğer kişi varlığını ortadan kaldıramıyorsa bunun eğitimi almıyorsa ve zâhiri hükümlere göre yaşamını devan ettiriyorsa vehimi, hayali vücudu ile yaşadığı müddetçe ve bunu ahirine, ahirete aktarıyorsa günahını devam ettirmek istiyor demektir.
يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ {القيامة/6}
(Yes’elu eyyâne yevmul kıyâmeh)