Yes-elu eyyâne yevmu-lkiyâme(ti)
"O kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
Kıyâme Suresi'nin 6. ayeti, kıyamet gününün ne zaman gerçekleşeceğine dair bir sorgulamayı ifade eder. Bu sorgulama, insanın gelecekteki sorumluluklarından kaçma arzusunu ve ahiret inancına karşı takındığı şüpheci tavrı dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سأل' kelimesinin hem bilgi edinmek amacıyla soru sormayı hem de bir şeyi talep etmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'يسأل' ifadesi, kıyametin vaktini öğrenme arzusunu, ancak bu arzunun altında yatan alaycı ve inkarcı bir tavrı yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'سؤال'ın bir şeyi idrak etmek için yapılan bir talep olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımında ise, bu soru, gerçek bir öğrenme isteğinden ziyade, kıyametin uzaklığını ima ederek sorumluluktan kaçma eğilimini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sormak' fiilinin bazen alaycı bir ton taşıdığını ve muhatabın inancını sorgulama amacı güttüğünü belirtir. Bu ayetteki 'يسأل' de, kıyametin vuku bulacağına dair şüpheyi dile getiren bir sorgulama olarak yorumlanabilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'أيان' kelimesinin 'متى' (ne zaman) ile eş anlamlı olduğunu, ancak daha çok gelecekteki büyük ve önemli olayların zamanını sormak için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, kıyametin büyüklüğüne ve vaktinin bilinmezliğine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أيان'ın Kur'an'da genellikle kıyamet gibi büyük olayların zamanını sormak için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, kıyametin vaktinin belirsizliğini ve bu belirsizliğin insan üzerindeki etkisini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أيان'ın 'متى'dan daha özel bir kullanım alanı olduğunu ve genellikle korkutucu veya şaşırtıcı olayların zamanını sormak için tercih edildiğini açıklar. Ayetteki 'أيان يوم القيامة' ifadesi, kıyametin dehşetini ve vaktinin gizemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'يوم' kelimesinin güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade ettiğini, ancak Kur'an'da bazen belirli bir olayın gerçekleştiği zaman dilimini de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'يوم القيامة' ifadesi, kıyametin belirli bir zaman diliminde vuku bulacağını, ancak bu zamanın insanlar tarafından bilinemeyeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yevm' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi günleri hem de ahiret günlerini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. 'Yevmü'l-Kıyâme' terkibi, ahiretteki hesap ve ceza gününü özel olarak tanımlar ve bu günün önemini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'قيامة' kelimesinin 'kalkmak, ayağa kalkmak' fiilinden türediğini ve ölülerin kabirlerinden kalkışını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'يوم القيامة' terkibi, bu dirilişin gerçekleşeceği günü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'قيامة' kelimesinin, insanların Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere ayağa kalktığı büyük günü ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki kullanım, kıyametin sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda bir hesap ve yargılama süreci olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Kıyâme' kavramının Kur'an'da sadece ölülerin dirilişini değil, aynı zamanda kozmik düzenin bozulmasını ve yeni bir düzenin kurulmasını da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki sorgulama, bu büyük kozmik ve eskatolojik olayın vaktine dair bir merakı yansıtır.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“O kıyâmet günü ne zaman? Diye sorar.”(75/6)
Muhyiddin Arab-i Hazretleri Tevilat’ında (Kûr’an-ı Kerim tefsiri) Kıyâmet sûresi 5 ve 6. Âyetleri açıklarken şöyle demiştir.
“Fakat insan…”, bedensel lezzetlere, hayvani şehvetlere meylederek, şimdiki zamana ve gelecek zamanda şehvet ve lezzetlerine başını daldırarak “önündeki gerçeği yalanlamak…” günahlara devam etmek ister. Böylece kıyâmete yönelik nazarı yetersiz olduğu için ondan gafil olur. Çünkü kendini dünyanın geçici lezzetlerine vermiştir, aşırı bir şekilde dünyevi lezzetlerin üzerine çullanmıştır. Böylece onlarla ahiretten perdelenmiştir. Bu arada ahireti imkânsız gören bir inatçı edasıyla sormaktan da geri kalmamaktadır: “Kıyâmet günü ne zamanmış?”[91]
Bir önceki âyetin yorumunda yazıldığı gibi kıyâmet her an, hazır ve nazırdır. Ama görecek göz lazımdır. Göre ne, Köre ne!
فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ {القيامة/7}
(Fe izâ berikal basar)
“Ne zaman ki o göz şimşek çakar”(75/7)
Öncelikle gözde şimşek çakması nedir? İnternetten alınan bilgiye bakalım…
Işık çakmalarının nedeni nedir?
Buna benzer bir durumu daha önce bir şekilde gözünüze bir cisim ile çarpıldığında hissetmişsinizdir. Vitreus (göz içindeki jel kıvamındaki sıvı) ağ tabakadan ayrılırken sanki yüzlerce yıldız varmış gibi ışık çakması benzeri bir his yaratır. Bu ışık çakmaları günler, haftalar ya da aylarca görülür. Yaşımız ilerledikçe bu tür ışık çakmalarıyla daha sık karşılaşırız. Eğer ani başlayan ışık çakmaları ile karşılaşırsanız, ağ tabakanızın yırtılıp yırtılmadığını öğrenmek için derhal göz doktorunuza başvurmalısınız.[92]
RETİNA DEKOLMANI
Retina dekolmanı retinada oluşan yırtık veya delikler nedeniyle gelişir. Sıklıkla yüksek miyop hastalarında görülür. Orta yaş ve üzerinde daha çok olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir.
Retina tabakası gözün ön-arka çapı arttıkça gerilir ve üzerindeki gerilme alanı incelmeye ve bozulmaya başlar. Bazı ailesel veya dejeneratif hastalıklarda ve enfeksiyonlarda da retina çevresinde yer yer incelme ve bozulmalar oluşabilir. Bu arada aynı sebeplerle vitreus jeli de homojenliğini kaybetmeye ve bozulmaya başlar, jel kıvamı değişir ve yavaş yavaş retinadan ayrılır. Bu ayrılmaya vitreus dekolmanı denir. Bu arada büzülen ve yer yer opaklaşan vitreus dokusu gözün içinde görme aksından geçtikçe kişi tarafından gözün önünde uçuşan sinekler veya sis perdesi olarak algılanır. Retina dekolmanı zaman kaybetmeden tedavi edilmezse, kısmi veya tam görme kaybına neden olabilir.
Retina Dekolmanı Sebep ve Belirtiler Retina hastalıkları tedavi edilmediği takdirde kalıcı körlükle sonuçlanabilmektedir. Işık çakması, sinek uçuşması, ani görme kaybı gibi belirtiler, retina dekolmanı gibi önemli bir göz hastalığının habercisi olabilir. Tedavisinde erken teşhis, detaylı muayene, zamanında ve en önemlisi doğru tedavi ile görme kaybına varabilecek sonuçları engellemek mümkündür. Retina ameliyatları büyük sterilizasyon önlemleri ile yüksek teknolojinin kullanılmasını gerektiren, aksi takdirde sonucu görme kaybına varabilecek önemli ameliyatlardır.
Makula, (gözün görme merkezi) altındaki dokudan ayrılınca merkezi görme kaybolur. Uzun süreli dekolmanlarda göz içi dengeler bozulur ve göz küresi küçülmeye başlar. Göze gelen ani, şiddetli veya delici darbeler, dekolman sebebi olabilirler. Diyabet ve bazı dejeneratif hastalıklarda vitreusta retinayı çeken bantlar oluşarak traksiyona bağlı dekolmanlar gelişebilir. Dekolman nadiren de olsa bazı enfeksiyon, tümör veya özellikle hamilelikte ortaya çıkan tansiyon krizlerinde, gözde hiç yırtık olmadan da gelişebilir.[93]
İşte zâhiri olarak görüldüğü gibi insan daha hayatta iken bu işin vuruntuları üzerinde nakş olmaktadır. Her yaşta ölüm kişinin başına gelebileceği gibi yaşlı insanların gözünde ışık çakması şimşek çakması olasılığı artmaktadır.
Bu satırları yazdığım gün bir gün önce tencereden kızgın yağ zerresi sol gözüme sıçradığı için göz doktoruna randevu alıp gitmek zorunda kaldım. Randevu saatim son kalan 15:50 idi. Ve kayıt bankosu için otomatik verilen sıra sayısı 853 idi. (53) hatırlanırsa “Kıyâmet sûresi” giriş bölümünde sayısal hesaplamamnın (52) sayısı bulunan bölümde yapılan alıntıda (52) sayısı “ölüm” ve (53) ölümün kemâlatı olarak aktarılmıştı. Ölüm’ün kemâlatı ölmdükten sonra dirilmedir. (8) sayısı ise 8 Cenneti ifade etmektedir.
Kayıtta fakire verilen sıra sayısı dikkatimi çekti. (39) bu sayı Esmâ tecellisini ifade eden sayıdır. Âyette بَرِقَ الْبَصَرُ “berikal basar” “göz şimşek çakar” diye ifade edilmiştir.
“Berk” tecelli berk esmâ tecellisidir. Ve devamında “el Basar” yani Lâm-ı tarif ile oluşmuş bir “Basar” yani Basar esmâsına ithaf vardır. Bu da Sıfât tecellisidir.
Doktorun muaynanesi önüne geldiğimde kimse yoktu saatim gelmeden göz ölçüm odasına girdim. Bu işlem tamamlanınca görevli bekleyin sırayla içeri alınacaksınız dedi. Benden önceki genç hamım doktorun sıradaki hasta girsin komutu ile içeri girdi. Gözünde bazen uçuşmalar olduğundan ve yarım saat kadar sürdüğünü söylüyordu. Göz doktoru, nöroloji bölümüne gözükün dedikten sonra, gözünüzde ışık çakmaları oluyor mu diye sorduğunu işittim… Daha sonra sıra bana geldi. Gözümü makine ile kontrol ettikten sonra bir kuvvetli ışık tuttu. Gözüm kamaştığı için bu ışığa bakmakta zorlandım. Ufak bir kızarma olduğunu vereceği ilaçla bir hafta on gün içinde gececeğini sağ olsun ifade etti…
Böylelikle bu âyetin ilmi müşahadesinin oluşmuş olduğunu anladım.
İşte kişi kendi hayatında oluşan ufak, tefek hadisatların üzerinde biraz tefekkür edip düşünecek olsa bağlantıları kurması zor olmayacaktır.
Bu âyetten sonra gelen bağlantılar ile bunun bağlantısı kişinin görüşü yani nefsi bakışı ile alakalıdır. Yalnız bu bakış dört çeşittir. Nefsâni nefsi (benlik) ile bakış, İzâfi nefsi (benlik) ile bakış ve İlâhi nefsi (benlik) ile bakış ve İlâhi ve nefsi benliğin bir arada bakışıdır.
Kişi hangi mertebede ise o mertebe itibari ile hayali ve hakiki tecelli üzerine kıyâmeti kopacağı aşikardır.
Muhyiddin Arabi Hazretleri bu âyetin açıklamasında şöyle diyor;
Göz kamaştığında…” şaşkına döndüğü, dehşete kapıldığı, ölüm korkusuyla faltaşı gibi açıldığı zaman…[94]
Bu şaşkına dönme hali gözün retina (yağ tabakası) denilen perdesinin yırtılıp hayal ve vehim perdesi kalkınca Necm yıldızı (Nefsâniyet yıldızı) hakîkat ile yemin edilecek bir hale geldiği zaman şaşkınlık hâli oluşur.
Ancak efendimiz (s.a.v.) ve onun kâmil varisleri “gözünün gördüğünü gönlü yalanlamaz.[95]
Buraya faydalı olur düşüncesi ile İnci Mercan Tezgahı kitabından göz hakkında bilgi;
Gözbebekleri.
Gözbebekleri. Nasılki insanın en değerli ve en güzel yeri gözbebekleri ise, insan da bu âlemin göz bebeği hükmünde dir. Bazı ifadelerde taltif hükmünde “nurul aynım / gözümün nuru” ifadesi kullanılmıştır.
Bazı ifadelerde de, “kurretü-ayn/gözümün istikrarı” yani gözümü ayıramadığım, hükmünde kullanılmıştır. Mûsâ (a.s.) hakkında da (28-9) Asiye Annemiz kullanmıştır.
Ancak ne gariptir ki!
“Yegâne vasıta-i ruyet iken, göremez kendini dide bile” yani yegâne görme vasıtası olan göz bile kendini göremez, denmiştir.
Aslında gerçek budur, gördüğümüzü biliriz ama kimin kimi gördüğünden haberimiz yoktur, çünkü ortada kendimiz yoktur. Kendimizin farkında olmadan hep dışarısı ile meşgul olmaktayız. O müthiş gözlerle evvelâ kendimizi tesbit edip, gerçek ma’nâ da kendimize dönüp, kendimizi Kâmil İnsan aynasında görmeliyiz-seyretmeliyiz, ondan sonra kendimizin ne olduğu hakkında karar vermeliyiz.
Kişiye eğer azaları ve yönlendirilmiş akl-ı cüz’ü doğru bilgi vermez ise değerlendirmeleri hep yanlış olacağından, bu âlemin gerçeklerine ulaşması mümkün olamayacaktır. O halde evvelâ azalarımızın ve aklımızın hakikatleri itibari ile ayarlarının yapılması lâzım gelecektir.
Bu şuna benzemektedir, gözlerinde katarakt olan bir kimsenin dünyayı ve renkleri tabii haliyle görmesi mümkün değildir, çünkü gözlerinde katarakt sebebi ile oluşan kireçlenme neticesinde renkler bulanıklaşacağından gözlerinin kendisine verdiği renk tanımları gerçekçi olmayacaktır. Ancak kendisi bunun farkında olmadığından gördüğü her hangi bir rengi, bilhassa beyazı kendi gördüğü şekilde zannedecektir, halbu ki, gördüğü beyaz renk kendi gözünün kendine aktardığı kadar beyaz renktir, görülen beyazın tam ma’nâsı ile kendi beyazlığı değildir.
Bu kişi bir gözünden katarakt ameliyatı olduktan sonra o yeni gözüyle beyaza baktığında, gerçek beyazın nasıl olduğunu tekrar müşahede etmiş olacaktır. O kişi yeni ameliyat olmuş gözüyle, bir de ameliyat olmamış gözüyle beyaza veya diğer bir renge baktığı zaman, arada ne kadar bariz fark olduğunu, ancak o zaman fark edecektir.
İşte bu âlemi gerçekten gerçek hali ile tesbit etmek istersek evvelâ bütün algı ve değerlendirme sahalarımızı yeniden düzenlemek zorundayız ki. Hem bu âlemi ve hemde kendimizi, kendi asli hallerimiz üzere tesbit etmiş olalım, ancak ondan sonra bu âlem ve kendimiz hakkın da daha sağlıklı ve gerçekçi bir değerlendirme yapabiliriz. Aksi halde hem dünyamız hem ahiretimiz, hayali bir uyku içinde geçer giderde haberimiz bile olmaz.[96]
وَخَسَفَ الْقَمَرُ {القيامة/8}
(Ve hasefel kamer)
“Ay tutulur”(75/8)
Bu bölümün yazıldığı günün önceki gecesi dünya üzerinden gözlenen bir ay tutulması olmuş. Açıkçası bunun farkında dahi değildim. İnternet üzerinde haberlere bakarken farketmiştim. Hem böylelikle yapılan çalışmaya kainat kitandan bir tasdik gelmiş oldu. Hem yaptığım çalışmaya kaynak bulmuş olmam kolaylaşmış oldu diyebiliriz.
Muhteşem doğa olaylarından bir tanesi daha olan Süper Ay bugün Türkiye'den gözlemlenebilecek. Süper Ay'ı izlemek için özel bir ekipmana gerek duyulmayacak. Gökyüzünü görebileceğiniz bulutsuz bir ortamda olmanız yeterli. Süper ay ile ay, normalden yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha parlak halde olacak. Tutulma esnasında tam olarak kaybolmayan Ay, koyu kızıl bir renge bürünecek.
SÜPER AY TUTULMASI NE ZAMAN OLACAK?
Tüm Türkiye'den çıplak gözle izlenebilecek olan Süper Ay, gün batımından hemen sonra (17:30 İstanbul) kuzeydoğu yönünden gözlemlenmeye başlayacak ve ilerleyen saatlerde doğu yönüne doğru yükselmeye başlayıp, güney yönünde ilerleyerek batı yönünden batmaya başlayacak. Bu esnada 05:30 (İstanbul) civarında Süper Ay Tutulması başlayacak ve sabah 07:30'a kadar tutulma özellikle batı illerinden gözlemlenebilecek.
SÜPER AY NEDİR?
Ay, 29,5 günde kendi yörüngesinde bir tur atar. Ancak Ay'ın yörüngesi tüm diğer gök cisimleri gibi dairesel değil, eliptik bir yapıya sahip olduğundan Dünya'ya her zaman aynı mesafede olmaz. Bu da bir ay içerisinde Ay'ın bize uzak ve yakın konumlarda olmasına neden olur. Ay Dünya'ya en yakın yaklaşık 355 bin kilometre mesafede, en uzak ise yaklaşık 405 bin kilometre mesafede olur. Ay'ın en yakın olduğu an dolunaya denk geldiğinde buna Süper Ay denir.
SÜPER AY KAÇ YILDA BİR OLUR?
2 buçuk yılda bir görülen Süper Ay, havanın açık olduğu her noktadan görülebilecek.
AY TUTULMASI NEDİR?
Tutulma esnasında tam olarak kaybolmayan Ay, koyu kızıl bir renge bürünecek. Bu durum, tutulma olayı esnasında Dünya'dan yansıyan Güneş ışınlarının Ay'ın üzerine düşmeye devam etmesi ile açıklanıyor. Güneş'in kızıl – turuncu renkli ışınları için Dünya'nın atmosferinin oldukça şeffaf olması, bu ışınların tutulma esnasında Ay'ın yüzeyine çok etkili bir biçimde yansımasına sebep oluyor. Bu sebeple gökyüzü olayı esnasında Ay, kızıl renge bürünüyor.[97]
'Süper Kanlı Kurt Ay' tutulması dün gece gerçekleşti! İşte böyle görüntülendi
2019 yılının son Süper Ay'ı olan 'Süper Kanlı Kurt Ay' tutulması dün gece gerçekleşti. Bu eşsiz gökyüzü olayı dünyanın farklı yerlerinden izlenirken Türkiye'den de görülebildi.
Doğa olaylarının en heyecan verici gökyüzü manzaralarından biri olan Süper Kanlı Kurt Ay, görenleri büyüledi. 2019 senesinin son Süper Ay'ı gerçekleşti. Türkiye'den de görülebilen Süper Kanlı Kurt Ay'ı istanbul'dan işte böyle görüntülendi.
DÜNYA KURT AY'I İZLEDİ
Ayın dünya üzerindeki görüntüsünün normale oranla daha büyük olduğu Süper Ay, ABD, Almanya, Belçika Yunanistan ve Kazakistan'dan net bir şekilde izlenirken ortaya birbirinden muhteşem manzaralar çıkardı.
İstanbul'da, Süper Kanlı Kurt Ay'ın dün çekilen görüntüleri büyüleyiciydi.
Bu doğa olayları denilen haller, Cenâb-ı Hakk’ın güneş sistemimiz üzerinde kurmuş olduğu bir düzen içerisinde belirli periyodlar ile tekrar edildiği için belki farkına varılmamakta, bekli bazı çevrelerce yüzeysel bir güzellik olarak takip edilmekte ve devamında bunun hikmeti nedir diye bir düşünceye sevk etmemektedir.
Ay (Kamer) tamamen tutulunca veya kararınca buradan artık tamamen ışığını nurunu dünya üzerinde çekeceği anlaşılıyor. Ay ışığı gece karanlığında bizlere ulaşmaktadır. Tabii haliyle bu olay yukarıda yazıldığı gibi 3-5 saat sürecek bir hadise değildir. Alışıla gelen süreden daha uzun ve astronomi verilerinin hilafına olacağı ve insan bu aya ne oluyor demeye sevk edeceği bir durumdur. Ay’ın hareketleri ile oluşan çekim gücü dünya üzerinde med-cezir ve başka doğa olaylarına sebebiyet verdiğide bilinmektedir. Hâliyle dünya üzerinde bir takım denge değişiklikleri olacağı açıktır.
İnsân üzerinde bu hâle dönecek olursak yani kıyâmet kopmadan kîyamet-ini koparmayan çalışan insan üzerinde ne gibi bir hâldir…
Ay (Kamer) Hakikati, Nur-u Muhammedidir. Hakikat-i İlâhi güneşinden almış olduğu nuru, nur olarak beden varlığının aydınlatılmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) bu hakikat-i “Ben, Allah (c.c.)’ın nurundanım mü’minlerde benin nurumun nurundandır” diye dile getirmiştir.
Nûr-u Muhammed-i Kamer’inden bir mü’min nurunu, ışığını, ışkını alabilmesi için yapması gereken, Necm yıldızı yani nefis yıldızından ışığın yani aydınlanması almasını söndürmesi, yani daha bu dünya hayatında iken ihtiyari ölüm ile ölmesi yani ölmeden önce ölmesi gerekir. Bu “Men Arefe Nefsehu Fakad Arefe Rabbahu” Yani kim nefsine arif oldu, fakad Rabbine arif oldu” anlayışıdır.
Gerçek değilde hayalden nurunu alanın ise sonu hüsrandır. Bu konuda Terzi Baba (84) Hayal vadisinin çıkmaz sokakları ibretlik bir hikaye ve yaşantıyı anlatmaktadır. Burada daha bu dünya hayatında iken ay (kamer)’in yani Nuru Muhammedinin kişi için nasıl karardığı anlatılmaktadır.
Bu konu hakkında Terzi Baba Mir’atül İrfan kitabından bir bölüm;
İş bu mânâya cidden ermek gerek çok önemlidir. İşte bu mânâ icabıdır ki Resûlullah (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdu "Ölmeden evvel ölünüz" Nefsi bilmede üç mârifet vardır, Birinci aşama, “Kim nefsine ârif oldu ise o Rabbine arif olur.” sözü gereği olan mârifettir, İkinci aşama, Mübdi mârifet yâni mârifetin kaynağını bilmek, Üçüncü aşama ise, “ölmeden evvel ölünüz” sözü gereği olan mârifettir.
Bu aşamalar tahakkuk etmedikçe kişinin kendisini gerçekten yaşama yoluyla tanıması mümkün değildir. Yaşamanın yanı sıra bu ilmi dahi bilmek çok büyük nimettir. İlmini bilen kişi onun yaşanması gerektiğini de idrâk eder ancak bunun idrâkinde olur ve dünyâ yaşantısında bu ilmi tahakkuk ettiremez ise çok istisnalar dışında âhiret yaşantısında tahakkuk etmesi mümkün değildir.
Genel olarak belki ümit vermek ve kişileri bu yolda huzursuz etmemek için, “kim nerede kalmışsa âhirette onlar tamamlanacaktır” denilmiştir.
Bir de yukarıda bahsedildiği gibi ilmen idrâk edilen bu mânâların yaşantıda tahakkuk ettirilmesi de oldukça güç bir iştir. İrfân ehli olabilmek için akla, beyne ihtiyaç vardır çünkü rûh ile bağlantıyı sağlayan yâni zâhir ile bâtının bağlantısını sağlayan beyindir. Kişinin çeşitli şekillerde aldığı ilim önce beyne geçer eğer beyin üzerinde olan bu ilim yaşanırsa rûha geçer ve kaydedilir. Kayda geçmez ise bizim malımız olmaz. Âhiret yaşantısında beynin aracılığı olmadığından dolayı yeni bir şey alınarak rûha kaydolunması mümkün değildir. Ancak hedeflediği hale kişi çok çok yaklaşmış ise bu durumda mânâ âleminin görevlileri bir başka yoldan onu oraya ulaştırıyorlar.
Bu nedenle bizler için dünyâ kadar değerli bir mahal yoktur.[99]
Ay tutulması haberini hatırlıyacak olursak “Dünya Süper Kanlı Kurt Ay” tutulması diye bir başlık atılmıştı.
Hem sistemimizin kıyâmet-i koparken hem bizlerin kıyameti koparken oluşacak hadise nasılda güzel özetlenmiş.
Yusuf (a.s.) kıssasını hatırlayacak olursak, Yusuf (a.s.)’ın nefsi emmârenin kurt (hırs) yönünü temsil eden kardeşler yakub (a.s.)’a, Yusuf (a.s.)’ın kanlı gömleğini getirip onu kurt parçaladı demişlerdi.
Nefsi emmârenin hırs yönü oyun oynayıp, Akl-ı külle gönül evladının kanlı-kara beden elbisesini getirmişti. İşte bu bir “Kanlı Kurt Ay” akıl tutulmasıdır.
Bunun hakîkat-i ve yaşantısı efendimiz (s.a.v.) ve kâmil varislerinin yaşantısında mevcuttur.
“ Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Meâlen; Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir. (Tevbe-128) Diye buyurulmuştur.
Kıyâmet-te tevbe kapısı kapandığı gibi artık tevbe kapısı kapanmak üzeredir.
Çünkü gerçek ma’nâda “Allah” diyen Kâmil İnsân yeryüzü üzerinde kalmamıştır. Efendimiz (s.a.v.) ve onun varisi olan Kâmil İnsân yeryüzünde zâhiren kalmadığı için ay (Kamer) tutulmuş olur. Aydınlanacak kimse kalmamıştır.
وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ {القيامة/9}
(Ve cumiaş şemsu vel kamer)