Ve ce'alnâ sirâcen vehhâcâ(n)
Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
Nebe' Suresi'nin 13. ayeti, Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını, özellikle de evrendeki düzeni ve insanlığa sağladığı faydaları vurgulamaktadır. Ayet, güneşin 'parlak ışık veren' bir varlık olarak yaratılmasını dilbilimsel ve semantik açıdan ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin Kur'an'da genellikle iki anlama geldiğini belirtir: Bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek (tahvil) veya bir şeyi yaratmak (ihdas). Bu ayette 'güneşi yaratmak' anlamında kullanılmıştır, yani Allah'ın kudretiyle onu var etmesidir. (el-Müfredât, s. 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halka' (yaratmak) anlamında kullanıldığına dikkat çeker. Burada 'güneşi yarattık' manasındadır ve mecazi bir anlatım değil, doğrudan bir yaratma eylemini ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ceale' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın evreni ve içindekileri belirli bir düzen ve amaçla var etme kudretini gösterdiğini vurgular. Bu ayette, güneşin yaratılışı, Allah'ın kozmik düzeni kurmadaki mutlak iradesini yansıtır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sirâc' kelimesinin 'ışık veren' anlamına geldiğini ve Kur'an'da güneş için kullanıldığında onun aydınlatıcı ve ısıtıcı özelliğini vurguladığını belirtir. Bu ayette güneşin bir lamba gibi dünyayı aydınlattığına işaret eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 470)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sirâc' kelimesinin aslen 'kandil' veya 'lamba' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da mecazen güneş için kullanıldığında onun parlaklığını ve ışık saçma özelliğini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'sirâc' kelimesi, güneşin dünyayı aydınlatma işlevini vurgular. (el-Müfredât, s. 401)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sirâc' kelimesinin semantik alanının, sadece yapay ışık kaynaklarını değil, aynı zamanda doğal ve güçlü ışık kaynaklarını da kapsadığını belirtir. Güneş için kullanılması, onun evrensel ve sürekli bir aydınlatıcı olduğunu vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 210)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vehhâc' kelimesinin 'şiddetli parlayan' ve 'çok sıcak' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette güneşin sadece ışık vermekle kalmayıp aynı zamanda yakıcı bir ısıya sahip olduğunu da ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 500)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vehc' kökünden türeyen 'vehhâc' kelimesinin, 'parlaklık ve şiddetli ısı' anlamlarını bir arada taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, güneşin hem göz kamaştırıcı ışığını hem de yaşam için gerekli olan ısısını vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 250)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vehhâc' kelimesinin 'sirâc' kelimesini niteleyerek, güneşin sıradan bir ışık kaynağı olmadığını, aksine çok güçlü, parlak ve ısı yayan bir kaynak olduğunu pekiştirdiğini ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma kudretinin büyüklüğünü gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 4, s. 300)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.