İnne yevme-lfasli kâne mîkâtâ(n)
Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
Nebe Suresi'nin 17. ayeti, kıyamet gününün kaçınılmazlığını ve belirli bir vakte sabitlendiğini vurgulamaktadır. Ayet, 'hüküm günü' ve 'belirlenmiş vakit' kavramları üzerinden ahiret inancının temel bir boyutunu dilbilimsel olarak ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin bazen güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade ettiğini, ancak Kur'an'da mecazi olarak büyük bir zaman dilimi veya önemli bir olayın gerçekleştiği vakit için de kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yevmü'l-fasl' ifadesi, sıradan bir gün değil, ilahi hükmün tecelli edeceği özel ve büyük bir zaman dilimini işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yevm'in mutlak olarak kullanıldığında gündüzü ifade ettiğini, ancak izafetle kullanıldığında (yevmü'l-fasl gibi) belirli bir olayın vuku bulduğu zaman dilimini kastettiğini açıklar. Burada 'yevmü'l-fasl', Allah'ın kulları arasında hüküm vereceği, ayrım yapacağı o büyük günü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fasl' kelimesinin 'ayırmak, hüküm vermek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Yevmü'l-fasl' ifadesi, Allah'ın kulları arasında adaletle hüküm vereceği, haklıyı haksızdan ayıracağı kıyamet gününü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fasl'ın mecazi olarak 'hüküm' anlamına geldiğini ve 'yevmü'l-fasl'ın da 'yevmü'l-hükm' (hüküm günü) ile eş anlamlı olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın insanlar arasında nihai kararı vereceği, ayrım yapacağı gündür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fasl' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir ayrımı değil, aynı zamanda ahlaki ve hukuki bir ayrımı, yani ilahi yargıyı ve hükmü ifade ettiğini belirtir. 'Yevmü'l-fasl', iyi ile kötünün, mümin ile kafirin birbirinden kesin olarak ayrılacağı, ilahi adaletin tecelli edeceği gündür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mîkât' kelimesinin 'vakit' kökünden türediğini ve 'belirlenmiş, tayin edilmiş zaman' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'mîkâtâ' ifadesi, kıyamet gününün gelişi için Allah tarafından kesin olarak belirlenmiş, şaşmaz bir zaman dilimi olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mîkât'ın, bir işin veya olayın gerçekleşmesi için belirlenmiş son veya başlangıç zamanı olduğunu belirtir. Burada 'yevmü'l-fasl' için 'mîkâtâ' denilmesi, o günün gelişinin kesin ve Allah katında belirlenmiş bir vakti olduğunu, asla değişmeyeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mîkât'ın Kur'an'da genellikle ilahi bir takdirle belirlenmiş, kesin ve şaşmaz zaman dilimlerini ifade ettiğini belirtir. Nebe Suresi'ndeki kullanımı, hüküm gününün gelişi için Allah'ın koyduğu mutlak ve değişmez bir zaman sınırı olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.