İçeriğe atla
Nebe' 19Cüz 30 · Sayfa 582

Nebe' Sûresi 19. Âyet

النبإ

Sohbete sor

Vefutihati-ssemâu fekânet ebvâbâ(n)

Gök açılır ve kapı kapı olur.

Nebe' Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Gök açılır ve kapı kapı olur.”

Âyet-i kerîme ne kadar açıktır. Göğün kapıları olduğu gibi, kapılarının devamında da yollar vardır.


(7/96) - Eğer o memleketlerin ahalisi iyman edib Allahdan korksaydılar elbette üzerlerine yerden gökten bereketler açardık, ve lâkin tekzib ettiler de kendilerini kesibleriyle tuttuk alıverdik.


elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık.”

Gökyüzünde feza kapıları vardır ve o kapıların koordinatları vardır. Semavatın diğer gezegenlerinde de bizim gezegenimizde yaşadığımız bizim “Âdem Muhammed” sülâlemiz olduğu gibi diğer gezegenlerde olduğundan bu hakikatleri onlarında inkar ettiği anlaşılmaktadır.

Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.”

Bu âyet-i kerîme de “yakalayıverdik” ifadesiyle zatidir, yani yakalamanın allahımızın kendisi tarfından yapıldığını açık olarak bildirmektedir. O halde bu husus allahın olduğu heryerde olması lazım gelmektedir ve Allah heryerde olduğundan, fezada gökyüzünde diğer gezegenlerde yaşayan insan türü varlıklarında, bizimde içinde bulunduğumuz “Âdem Muhammet sülâlesi”nin içinde olduğu gibi iman etmeyip inkâr edenlerin olduğu açık olarak anlaşılmaktadır ki onlarında üstünde, “işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.” Hükmü geçerlidir.


Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

(52/38) - Yoksa onlara mahsus bir merdiven var da ondan dinliyorlar mı? Öyle ise dinleyicileri beyan edecek bir bürhan getirsin.


Genelde diğer katlara çıkmak için merdiven aracı kullanılır merdiven ise katları birbirine ulaştırır. Göklerde de böyle katlar olduğu zaten bildirilmektedir. O halde Gökyüzünde de merdivenleri kullanacak insan türü varlıkların olduğunu bu âyeti kerime ilede anlamak zor olmayacaktır. T.B.


Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

(52/44) - Hem onlar Semadan bir kıt'ayı düşerken görseler, teraküm etmiş bir bulut diyecekler.


Semadan bir kıt'ayı düşerken görseler,”

Bu âyeti kerimenin açık ifadesi, gökyüzü âlemlerinde de bizim arzımız türü arzlar olduğu ve bunların üzerinde insan nesli sülâlelerinin olduğu ve arzlardada benzeri zelzelesallantılar olduğu ve büyük parçaların diğer yerlere düştüğü veya düşeceği hakkın da bilgi vermesidir.

Zaman zaman gökyüzünde görülen meteor taşların bazısının bizim atmosferimize düştüğü bazılarının da büyük kütleler halinde yakınımızdan geçip gittiği bilinen hadiselerdendir. Demekki (99-zizal suresi) ve benzeri diğer surelerde ifade edilen kıyamet alametleri de gökyüzü İnsan nesillerinin sülâlelerinin olduğunu dolaylıda olsa ifade etmektedir. “ İz- -T-B- ”


Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

(54/11) - Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır.


Görüldüğü gibi gök kapılarından bahsedilmektedir. Demekki göğe çıkış iniş içinde kapılar lâzım oluyormuş, bunların açılıp kapandığı sürelerinde varlığı anlaşılmaktadır.

Gelecek sayfalarda bu kapılardan bahsedilecektir. T.B.


Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

(55/33) - Ey cinn-ü insin ma'şeri! Gücünüz yeterse geçin gidin aktarı Arz-u Semadan, geçemezsiniz olmazsa ferman


Âyet-i kerime çok açıktır, bu dünya âlemimizin ötesinde de gidilecek âlemler olduğunu ancak buralara gitmek için “kutrun” çevrenin dışına çıkmak lazım geldiği bilrilmektedir.

Bu kutur’lar-çemberler yakın çevremizi çevreledikleri için, bunların tutsağı olduğumuzdan, bu çemberleri aşıpta diğer âlemlere tefekkür ederek çıkmamız mümkün olmamaktadır.

O kutur-çemberlerin birincisi nefs kutru-çemberidir. İkincisi ön yargı ve alışkanlıklardır. Üçüncüsü nefsi duygulardır. Dördüncüsü beden-kutru’dur. Beşincisi tutsak ilim kutru-çemberidir. Altıncısı zan ve nefsi hayal kutruçemberidir, sayarsak daha da çokları vardır.

İşte kişi evvelâ bu kutur-çemberlerden dışarı çıkması lazımdırki, kendi kutur-çemberini kırsın ve aklen hür olsun, ondan sonra âleme kutrunun daracık içinden değil, kutrununçemberinin maniasız dışından baksın, değer yargılarını yeniden ve gerçek olarak oluştursun. Bu bakışla âleme baktığında çok şeyin ne kadar değişik olduğunu hemen farkedecektir.

Ancak kutrun-çemberin dışına çıkalabilinmesi için âyetin ifadesine göre bir sultana, yani yeni bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç ise manen gerçek bir tevhid ve irfaniyet eğitimi, madde olarak ise feza gemilerinin teknelojileri ve yakıtlarıdır.

Bunlarla kişiler hem kendi tutsak kutur-çemberlerinden hemde dünya madde yerçekimi kutur-çemberinden çıkmış olacaklar ve daha çok feza araştırmaları yapacaklar ve zamanla dünyamıza en yakın insan nesli-sülâlelerinin olduğu yaşadığı gökyüze yaşam sahalarını tesbit etmiş olacaklardır.

“ İz- -T-B- ”


Cennetün Me'va: Nefsini teslim eden Ululelbab olanlar;

Ululelbab-kapı sahipleri demektir. Ayrıca beşeri nefsini bırakmış ilâh-i nefsi ile yaşayanlardır. Her esma hakk’a giden bir kapı olduğundan, İrfan ehli evvelâ kendi ismihas kapısından, daha sonra da diğerlerini kişinin kendine has ismi kapısından, gönül âlemi cennetine alırlar. “ İz- -T-B- ”

Cennetin 7 katı isimleri ve kimlerin gideceği?

Bunlar, Firdevs, Adn Cennet`i, Nâim Cennet`i, Daru`lHuld, Me`va Cennet`i, Daru`s-Selâm ve İlliyyûn`dur. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır.[24]

2-Cennetül Meva: Salih amel işleyen kişilerin, Allah yolunda şehit olanların ve mümin kulların barınağı olan bir cennettir. Meva cenneti huzuru temsil eder. (11 Kas 2021)

Bahsi geçen huzur beşeri değil İlâh-i huzurdur. Bu da Âyette belirtilen nefsi mutmainniliktir. Bu huzur olmasa Zât cennetine girilemez. “ İz- -T-B- ”


Me’va; kelimesi, (م-mim) Hakikat-i Muhammed-i ve suret-i Muhammediyyeyi. ( ا–elif) Elif Ulihiyyet-i. (و-vav) velâyeti (ی-ye) ilmel/aynel/ hakkal yakîn mertebelerini ifade etmektedir bu yüzden zat cennetlerinin yerinin ismi, “Me’va” cennetidir. Diğer cennetlere göre çok özeldir. Allah-u a’lem, “ İz- -T-B- ”


Ömer Nasuhi Bilmen Meali:

(70/3) - (O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.


Âyet-i kerîme, “yükselme yollarının sahibi Allah” ın olduğunu bildirmektedir. Böylece göğe çıkan yollar olduğu gibi aynı yollardan inenlerde vardır.

Peygamber Efendimiz o yolların birinden hakk’ın huzuruna çıkmış ve aynı yoldan geri gelmiştir.

Bütün bu sonsuz âlemlerde bu yollar sadece acaba bizim dünyamızdan çıkıp bir defamı kullanılmıştır. Bunu düşünmek Hakkın sonsuzluğunu anlamamaktır.

O halde bu mi’rac merdiven yollar bütün gökyüzü insan nesilleri-sülâleleri içinde geçerlidir. Ayrıca bu yolların giriş kapılarıda vardır. “ İz- -T-B- ”


2023 umresinden-Hazırlanmış olan üç otobüse bindirildik, bizim otobüsümüzün görevlisi, Turgay Ammar düzel’di hava alanından yola çıktık, yolda Turgay kardeş epey salâvat çektirdi bu arada bir hadis söyledi bence çok dikkat çekici idi. Hadisi şöyle söyledi.

Gökyüzünde bir kapı vardır o kapı salâvatlarla açılır“NOT= Bu hususta gelecek sayfalarda bilgi verilecektir.


Diyanet haber. 28 M2089 Müslim, Küsûf, 1.


Peygamber Efendimiz namazı kıldırıp, güneş tutulması sona erdikten sonra ashâbına dönerek onları yukarıda geçtiği gibi uyarmıştır.

Sahâbeden Câbir b. Abdullah, Allah Resûlü"nün kıldığı bu namazdan sonra yaptığı konuşmada, “Sizin gireceğiniz bütün yerler bana gösterildi. Cennet bana gösterildi, hatta bir salkım üzüm almak için elimi uzatsaydım onu alabilirdim. Cehennem de bana gösterildi.” dediğini nakletmiştir. Allah Resûlü"nün güneş tutulmasında namaz kılıp, ardından cennet ve cehennemden bahsetmesi manidardır.

Okunuşu.

Allâhu ekberu kebîra, velhamdülillâhi kesîra ve subhanallâhi bukratev-ve esîla.


Gök Kapıları Ne Zaman Açılır?

Semanın kapıları ne zaman açılır? Gök Kapılarının ne zaman ve hangi hallerde açılacağına dair haberler.

“Cennet veya Cehennemdeki yeri önceden bilinmeyen kimse yoktur” Hadisi.

Hadisi şerifi nasıl anlamalıyız? Hadisten çıkarmamız gereken dersler nelerdir?


Ali radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:

Bakîü’l-ğarkad Kabristanı’nda bir cenazenin defni için bulunuyorduk. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve- sellem elinde baston olduğu halde yanımıza geldi, oturdu. Biz de çevresine oturduk. Başını eğdi ve bastonuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra da şöyle buyurdu:

- “İçinizde, cennet veya cehennemdeki yeri önceden bilinmeyen kimse yoktur.” Orada bulunanlar:

- Ey Allahın Resûlü! Biz akıbetimizi ezeldeki o yazıya havale edip ameli bırakalım mı? dediler. Hz. Peygamber:

“- (Hayır) siz görevinizi yapmaya bakın. Herkes niçin yaratıldı-zuhur, ise onu kolayca elde eder” buyurdu.

Râvi hadisin bundan sonraki kısmını da rivâyet etti.[25]

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

İnsanlara nasihat etmenin, öğüt vermenin ve bazı gerçekleri anlatıp düşündürmenin bulunmaz fırsat ve zamanları olur. Bunlardan biri cenaze olayıdır. Her zaman yapılabilen irşat ve vaaz, böylesi zamanlarda daha bir anlam ve etkinlik kazanır. Çünkü söylenecek sözleri belgeleyen hayatın en katı gerçeklerinden biri gözler önündedir. Bu sebeple de insanların dirençleri kırık ve ibret gözleri açıktır.

Hadisimizde işte böylesi bir zamanda ve mezar başında, bizzat Hz. Peygamber tarafından yapılmış bir öğüt verme olayını görüyoruz. Hz. Ali, olayı bütün ciddiyetiyle anlatmıştır. Bugün Cennetü’l-Baki‘ diye bilinen Medine Kabristanı, o günlerde içinde bulunan sincan dikenleri (ğarkadlar) dolayısıyla Bakiu’l-ğarkad diye anılıyordu. Orada bir cenaze defni için bulunan sahâbîlerin yanına, elinde hurma dalından bir bastonla gelen Hz. Peygamber, düşünceli bir tarzda oturuyor, başını eğiyor, önemli bir şey düşünen insanların yaptığı gibi elindeki bastonla yeri karıştırıyor. Bir şeyler çiziyor, sonra da çevresindeki sahâbîlere cenaze olayıyla çok yakından ilgili büyük gerçeği duyuruyor: “İçinizde, cennet veya cehennemdeki yeri, önceden bilinmeyen kimse yoktur.”

Burada Resûl-i Ekrem Efendimiz, ölen kişinin âkıbetinin ne olduğu zihinleri meşgul ederken, ezelî bir gerçeğe dikkat çekiyor. “Sizin şu anda merak ettiğiniz konu, istisnasız herkes için tâ ezelde belirlenmiş bir konudur. Kimin cennete kimin cehenneme gideceği Allah tarafından bilinmektedir” buyuruyor.

Resûlullah’ın bu beyanı üzerine beklenen soru geliyor: - Ohalde biz, alın yazımıza, o ilâhî takdire, o önceden bilinen gerçeğe kendimizi teslim edip hiçbir gayret göstermesek mi? Sonuç nasıl olsa değişmeyecektir.

İşte bu noktada Allah’ın Resûlü bir başka önemli gerçeği açıklıyor: - “(Hayır) siz görevinizi yapmaya bakın. Herkes niçin yaratıldı ise o onu kolayca elde eder.” Yani, insanların âkıbetlerinin Allah Teâlâ tarafından önceden bilinip tesbit edilmesi, onları mahkum edici değil, sadece olacak olanın önceden bilinmesi anlamındadır.

Takdir edileceği gibi böylesi bir bilgi, kimseyi,

yapacağından farklı şekilde davranmaya zorlamaz. Tıpkı, astronomların falan gün falan saatte güneş tutulacak, diye bir yıl öncesinden olayı açıklamaları gibi. Kimse, “astronomlar böyle açıkladı diye güneş o saatte tutuldu” diyemez. Aksi halde “astronomların bilgisi, güneşi tutulmaya zorladı” demek olur ki, bu sözün bir mânası yoktur. Zira söz konusu açıklama, olacak olan “tutulmayı” önceden hesap edip zamanını tespit etmekten ibarettir.

Olmayacak olan bir şeyi oldurmak değildir. Aynı şekilde kişi, kendi iradesiyle yaşadığı hayat sonunda, neyi hakedecekse eder. Bu sonuç onun için yenidir, ama Allah Teâlâ’nın ilmi için böyle bir yenilik söz konusu değildir. O, olacakları olmadan önce bildiği için sonucu buna göre tesbit etmiştir. Bizim alın yazısı veya kader dediğimiz şey, eninde sonunda varacağımız noktanın Allah Teâlâ tarafından önceden bilinmesi olayından ibarettir.

Durum bu olunca, Sevgili Peygamberimiz, kimsenin yapacağı işi, yani sorumluluklarını terketmesine razı olmamıştır. Ancak çok önemli bir hususa işaret ederek: Herkes niçin yaratıldı-zuhur, ise o ona kolay gelir, onu kolayca elde eder buyurmuştur.

Öyle sanıyoruz ki, asıl üzerinde durulması gerekli nokta burasıdır. Yani herkes, ne tür işleri yapmak kolayına geliyor, buna dikkat etmelidir. Olaya bir de bu noktadan bakmalıdır. İyi, güzel, meşru, faydalı işler yapmak, namazlı niyazlı bir hayat yaşamak mı, yoksa pek kayıt kuyut tanımaz, haram helâl ayırımı yapmaz, ilkesiz ve sorumsuz bir yaşayış mı kolayına gelmektedir? Zira insanın hayattaki gidişatı, bir ölçüde ulaşacağı sonucun göstergesi anlamındadır.

Hadisin bazı rivâyetlerinde belirtildiği gibi Hz. Peygamber sözlerinin sonunda Leyl sûresinin 5-10. âyetlerini okumuştur. Hadisimizin sonunda yer alan “Râvi, hadisin bundan sonraki kısmını da rivâyet etti” cümlesi, işte bu noktaya işaret etmektedir. Resûl-i Ekrem’in, sözlerini desteklemek maksadıyla okuduğu âyetlerin anlamı şöyledir:

“Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız(onda başarılı kılarız). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.”


İslâm ve ihsan.

Cennet ve Cehennem şimdi vardır

Sual: Bir tek Cehennem mi var yoksa birkaç tane mi? Şimdi bunlar mevcut mu?

CEVAP

Cehennem yedi tabakadır, kâfirler durumuna göre tabakaların birinde azap görecektir.

Feraid-ül fevaid kitabında buyuruluyor ki: Cehennem yedi tabakadır. Birbirinin altındadırlar. Her tabakanın ateşi, üstündekinden daha şiddetlidir. Günahı affedilmemiş olan müminler; birinci tabakada günahları miktarı yanıp, sonra Cehennemden çıkarılarak Cennete götürüleceklerdir.

Diğer altı tabakada çeşitli kâfirler sonsuz yanacaklardır.

Cennet ve Cehennem şimdi mevcuttur. Bazı âlimlere göre, Cehennemin nerede olduğu kesin bilinmemektedir. Bazılarına göre, yedi kat yerin altındadır. Arz küresi, güneş ve bütün yıldızlar birinci sema [gök] içinde olduklarına göre, yeryüzünün neresinde olursak olalım, yedi kat yerin altında sema vardır. Cehennemin yedi kat semadan birinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Her Müslüman bilir ki…

Sual: Bugün Cennet ve Cehennem var mıdır?

CEVAP

Her Müslüman bilir ki, ilk insan ve bütün insanların babası olan Hazret-i Âdem, yıllarca Cennette yaşadı. Yasak ağaçtan yiyince, dünyaya indirildi. Bu hususta Kur'an-ı kerimde birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara suresinin 35 ve 36, Araf suresinin 17. âyet-i kerimesinden 27. âyet-i kerimesine kadar. Taha suresinin 117-119. âyet-i kerimeleri bu hususlardan bahsetmektedir. Kur'an-ı kerimde ayrıca müminler için Cennetin, kâfirler için de Cehennemin hazır vaziyette beklediği bildiriliyor:

(Takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşun.) [Al-iİmran 133]

(Kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden sakının!) [Al-i İmran 131]

Peygamber efendimiz de, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemi de gezdi. Gördüğü şeyleri anlattı.

Bunlardan birkaçı şöyle:

(Cennete girdim. İnciden kubbeler gördüm.) [Müslim]

(Miraca çıktığım zaman Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir" yazılı olduğunu gördüm.) [İbni Mace]

(Miracda Cehenneme baktım. Kokmuş leşler yiyenler gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir" dedi.) [İ.Ahmed]

Cennet nerede?

Sual: Cennetin bildiğimiz gezegenlerden birinde olacağı mümkün müdür?

CEVAP

Bugün bildiğimiz bütün yıldızlar ve gezegenler birinci kat semadadır. Semalar ise yedi kattır. Diğer katların ise bilinen bu semadan çok büyük olduğu bildirilmiştir. Cennet hakkında Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bilgi vardır. Cennetin genişliğinin yer ile göğün genişliği kadar olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. (Hadid 21)

Bu durumda Cennetin gezegenlerde olması mümkün değildir. Cennet daha yukarı semalardadır. (Deylemi)

Sekiz Cennet

Sual: Sekiz Cennetin isimleri nelerdir?

CEVAP

1- Dâr-i celal, 2- Dâr-i karar, 3- Dâr-i selam, 4- Huld, 5- Meva, 6- Adn, 7- Firdevs, 8- Naim.


Cennetin kapısını ilk kim açacak?

Müslim'in Rivâyet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber kıyamet günü cennet kapısını ilkin kendisinin çalacağını ve ondan önce bu kapının kimseye açılmayacağını söylemiştir (“Îmân”, 333). Cennete giriş sırasında bütün müminler görevli melekler tarafından karşılanacak ve “Selâm olsun sizlere!

CENNET - TDV İslâm Ansiklopedisi

İslam Ansiklopedisi


Cennete en son giren kişi

Ahmet Cemil Çökren

07 Mart 2019, Perşembe

Bildiğiniz gibi bazı insanlar bir işe girmek için işverenlerine “ne iş olsa yaparım” der, hatta ücreti bile konuşmadan işe başlarlar.

Fakat aradan belli bir süre geçer ve hem işin çokluğundan, hem de maaşın azlığından şikâyet ederler. Çünkü insan fıtrî olarak tekâmül etmeye meyillidir. Yani hep daha iyisini, daha güzelini, daha mükemmelini ister.

İnsanda, ahirette Cenab-ı Hakk’a daha iyisi için yalvaracak. Başlıktan da anlaşılacağı gibi, Cennete en son giren kişi de aynen böyle yapıyor. İşte Abdullah ibniMesud (ra) rivâyetiyle Peygamberimizde (asm) Cennete en son giren kişi ile ilgili şu hadisi söylemiştir;

“Resulullah (asm): “Cennete en son giren kişi Cehennemden çıkarken bazen yürür, bazen düşer. Cehennemden kurtulduğu vakit döner ve: “Beni senden kurtaran Allah’ın şanı ne yücedir” der. Allah bana öncekilere ve sonrakilere yapmadığı ihsanı yapmıştır, der. Ona bir ağaç gösterilir. Der ki: ”Rabbim beni bu ağaca yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim.” Allah-u Teâlâ: ”Ey Âdemoğlu! Bunu sana verirsem umulur ki başka şeyler de istersin.” Kul: ”Hayır, Rabbim” der ve başka bir şey istemeyeceğini vadeder.

Rabbi, kulunun sabırsızlığını mazur görür ve altında gölgelenmesi, suyundan içmesi için ağaca yaklaştırır. Sonra Cennetin kapısının yanında ilkinden daha güzel bir ağaç yükseltilir. Kul: ”Rabbim, altında gölgelenmem ve suyundan içebilmem için beni bu ağaca yaklaştır, Senden başka bir şey istemiyorum” der. Allah-u Teâlâ: ”Ey Âdemoğlu! Az önce başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermedin mi? Her halde bu ağaca seni yaklaştırsam başka şeyler de istersin” buyurur.

Kul yine başka bir şey istemeyeceğine dair Allah’a söz verir. Allah-u Teâlâ kulun sabırsızlığını bilir ve mazur görür, kulu ağaca yaklaştırır. Sonra Cennetin kapısından ilk ikisinden daha güzel olan başka bir ağaç gösterilir. Kul: ”Rabbim!

Altında gölgelenebilmem ve suyundan içebilmem için beni bu ağaca yaklaştır, Senden başka bir şey istemiyorum” der.

Allah-u Teâlâ: ”Ey Âdemoğlu! Az önce başka bir şey istemeyeceğini bana vadetmedin mi?” buyurur. Kul: ”Rabbim! Bundan başka bir şey istemeyeceğim” der. Rabbi kulunun sabırsızlığını mazur görüp onu ağaca yaklaştırır. Kul ağaca yaklaştığı vakit Cennet ahalisinin seslerini işitir ve: ”Rabbim! Beni Cennetine al” der.

Allah-u Teâlâ: ”Ey Âdemoğlu! Senin isteklerini ne durdurur. Sana dünya ve bir benzerini vermem seni hoşnut eder mi?” buyurur. Kul: ”Rabbim! Sen âlemlerin sahibi olduğun halde benimle alay mı ediyorsun?” der buyurdu.

Abdullah ibni Mesud (ra) bu hadisi rivâyet ettikten sonra güldü. Sonra: “Benim neden güldüğümü sormayacak

mısınız?” dedi.

Yanında bulunanlar: “Neden gülüyorsun?” dediler. Abdullah ibni Mesud (ra): ”Çünkü Resulullah da (asm) gülmüştü. Sahabeler: ”Neden gülüyorsun ya Resulallah?” diye sorduklarında ise Resulullah (asm): ”Allah Azze ve Celle’de gülmüştür” dedi.

Resulullah (asm) şöyle buyurdu: “Kulun bu sorusu üzerine Allah-u Teâlâ: ”Ben alay etmiyorum, fakat dilediğimi yapmaya benim gücüm yeter,” buyurmuştur. (Müslim) Evet, insan en iyisine lâyıktır. Fakat isyan etmeden gayret ederek çalışarak elde edebilir. Allah Cennetini hakedenlerden eylesin. Âmin.


Cennetle müjdelenen 10 sahabe kuranda geçiyor mu?

10 sahâbî kimdir?

1- Ebû Bekir, 2- Hz. Ömer, 3- Hz. Osman, 4- Hz. Ali, 5- Sa'd Bin Ebî Vakkas, 6- Ebû Ubeyde Bin Cerrah, 7- Abdurrahman Bin Avf, 8- Talha Bin Ubeydullah, 9- Zübeyr Bin Avvâm, 10-Saîd Bin Zeyd[26]