Ve suyyirati-lcibâlu fekânet serâbâ(n)
Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
Bu ayet, kıyamet gününde dağların akıbetini tasvir etmektedir. 'Seyr' ve 'serab' kavramları üzerinden, dünyanın fiziksel yapısının geçiciliğini ve yok oluşunu, bir yanılsama gibi ortadan kalkacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyr (سير), bir şeyin hareket etmesi veya hareket ettirilmesi demektir. Ayetteki 'suyyirat' (سُيِّرَتِ) fiili, meçhul sigada kullanılarak dağların kendi iradeleri dışında, ilahi bir güç tarafından hareket ettirileceğini, yerlerinden koparılıp yürütüleceğini ifade eder. Bu, kıyamet alametlerinden biri olarak dağların sabitliğinin bozulacağını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'suyyirat' (سُيِّرَتِ) ifadesi, dağların yerlerinden sökülüp hareket ettirilmesi, yani 'yürütülmesi' mecazını taşır. Normalde dağlar sabitken, kıyamet gününde bu sabitliklerinin ortadan kalkacağı ve hareketli hale gelecekleri anlatılmaktadır. Bu, dünyanın düzeninin bozulduğuna işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'seyr' kökünden türeyen kelimeler genellikle hareket, yolculuk ve bir yerden başka bir yere gitme anlamlarını taşır. Bu ayetteki 'suyyirat' ise, dağlar gibi en sabit addedilen varlıkların bile kıyamet gününde hareket ettirilerek, mevcut düzenin tamamen değişeceğini ve yok olmaya yüz tutacağını gösteren kozmik bir dönüşümü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cebel (جبل), yeryüzündeki büyük ve yüksek kütlelerdir. Kur'an'da genellikle yeryüzünün sabitliğini sağlayan unsurlar olarak zikredilirler. Bu ayette ise, kıyamet gününde bu sabitliğin ortadan kalkacağı, dağların yerlerinden oynatılacağı ve dağılacağı anlatılmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cebel (جبل), yeryüzünde yükselen, büyük ve sağlam kütlelerdir. Kur'an'da dağlar, genellikle yeryüzünün kazıkları (evted) olarak tasvir edilir ve onların sabitliği vurgulanır. Ancak bu ayette, kıyamet gününde bu sabitliğin bozulacağı ve dağların hareket ettirilerek yok olmaya doğru gideceği belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cebel (جبل) kelimesi, Kur'an'da genellikle yeryüzünün denge unsuru olarak geçer. Bu ayette ise, dağların 'yürütülmesi' ve 'serap olması' ifadeleriyle, kıyamet gününde evrensel düzenin bozulacağı ve en sağlam görünen varlıkların bile yok olacağı vurgulanır. Bu, dünyanın geçiciliğinin ve ahiret hayatının kesinliğinin bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Serab (سراب), çölde uzaktan su gibi görünen, ancak gerçekte su olmayan bir yanılsamadır. Ayette dağların serap haline gelmesi, onların katı ve somut varlıklarının yok olacağını, bir hiçliğe dönüşeceğini ve gözden kaybolacağını ifade eder. Bu, kıyamet gününde dünyanın fiziksel gerçekliğinin ortadan kalkışını sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Serab (سراب), güneşin etkisiyle çölde uzaktan su gibi görünen, ancak yaklaşıldığında hiçbir şey bulunamayan bir optik yanılsamadır. Dağların serap olması, onların katı ve heybetli yapılarının dağılıp yok olacağını, adeta bir hayal gibi ortadan kalkacağını anlatır. Bu, dünyanın geçiciliğini ve kıyamet günündeki dönüşümünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Serab (سراب), gözün aldanmasıyla oluşan, gerçekte var olmayan bir görüntüdür. Ayette dağların serap olması, onların maddesel varlıklarının dağılıp yok olacağını, bir hiçliğe dönüşeceğini ve geride hiçbir iz bırakmayacağını ifade eder. Bu, kıyamet gününde evrenin yok oluşunun ve dünyanın fani oluşunun çarpıcı bir tasviridir.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“ İz- -T-B- ”
Serâb, Arapça kökenli olup çölde sıcaklık ve ışık yansımasıyla oluşan, uzaktan su veya yeşillik gibi görünen aldatıcı görüntüyü ifade eder. Mecazi olarak şaşkınlık, aslı olmayan, aldatıcı, boş umut veya hayal anlamlarında da kullanılan bu kelime, ılgım-salgım veya pusarık olarak da bilinir.
Dağlar (el-Cibâl): Dağlar, insanın iç âleminde "sabit, değişmez, güçlü ve görkemli zannettiği yapılar" dır.
Fizik beden vücûdumuz yeryüzü ve dağ hükmündedir. Her birerlerimizin vücûtlarında tabîattan kaynaklanan toprak oluşumları yani şartlanma dağlarımız yerinden yürütülüp (kaldırılıp) bunun hayal olduğu zaman ve anasır-ı erbâanın toprak kısımları alınmış demektir. Nefsi emmarenin artık elinde hareket edecek aleti (vasıta) kalmamıştır. (M.D.)
“Dağlar”, insanın nefsindeki en büyük ve en sağlam zannedilen manevî engelleri sembolize eder. Bunlar:
- Kibir (kibr) ve gurur (ğurûr): Kişinin kendini büyük görmesi, başkalarından üstün tutması.
- Enâniyet (benlik iddiası): Kişinin kendi varlığını Hak’tan ayrı ve bağımsız görmesi, “ben” demesi.
- Makam, mevki, şöhret ve itibar: Kişinin bunlarla övünmesi, onları birer güç ve dayanak zannetmesi.
- Taklit ve taassup: Atalardan devralınan, sorgulanmadan kabul edilen yanlış inanç ve alışkanlıklar.
Bu “dağlar” (manevî engeller), tıpkı fiziksel dağlar gibi, sağlam ve sarsılmaz zannedilir. Ancak kıyamet günü (hakikatin mutlak olarak zuhur ettiği an), tüm bu manevî dağlar yerle bir olacak, yok olup gidecektir.
“serap” (serâb), dünyadaki tüm vehmî gerçekliklerin, geçici ve aldatıcı zevklerin sembolüdür. Tıpkı serabın uzaktan su gibi görünüp yaklaşınca kaybolması gibi:
- Dünya malı, makamı, şöhreti ve nefsânî arzuları da insana uzaktan “cazip” ve “değerli” görünür; ancak hakikat (el‑Hâkka) zuhur ettiğinde, hepsinin birer “serap”tan ibaret olduğu anlaşılır.
- İnsanın dünyada iken güvenip dayandığı, sahip olduğu her şey (mal, evlat, güç, itibar), âhirette birer “serap” gibi kaybolup gidecektir.
“Kıyamet günü, dünyada en sağlam ve en büyük zannedilen dağlar bile yerinden kopup yürütülecek, tıpkı bir serap gibi hiçbir gerçekliği olmayan hayali bir görüntüye dönüşecektir. İşte bunun gibi, insanın nefsindeki kibir, gurur, enâniyet, makam ve şöhret ‘dağları’ da o gün yok olup gidecek, geriye hiçbir şey kalmayacaktır. Bu, ilâhî kahır (celâl) tecellisinin bir sonucudur ve insana şu mesajı verir: Dünyada sahip olduğunuzu zannettiğiniz tüm bu ‘dağlar’ aslında birer seraptan ibarettir; hakikat (el‑Hâkka) geldiğinde hepsi yok olacaktır. Öyleyse, daha bu dünyada iken nefsindeki bu dağları yıkmaya bak!”[28]