İnne cehenneme kânet mirsâdâ(n)
(21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
Nebe' Suresi'nin 21. ayeti, Cehennem'in azgınlar için hazırlanmış bir gözetleme ve bekleyiş yeri olduğunu vurgular. Ayet, 'Cehennem' ve 'Mirsâd' kavramları üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve inkârcıların akıbetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Cehennem'in 'derin çukur' anlamına gelen 'cehennem' kelimesinden türediğini veya Farsça 'gehinnâm'dan Arapçalaştığını belirtir. Kur'an'da ise ahiretteki azap yurdunun özel ismi olarak kullanıldığını ve bu ayette de azgınların bekletileceği yer olarak geçtiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'Cehennem' kavramının, İslam öncesi Arap şiirinde bulunmayan, tamamen Kur'an'a özgü bir kavram olduğunu ve 'Cennet'in zıddı olarak, Allah'ın gazabının tecelli ettiği nihai azap mekânını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Cehennem'in belirli bir zümre için (azgınlar) hazırlandığına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Cehennem'in Kur'an'da mecazi anlamda değil, doğrudan bir azap yurdu olarak kullanıldığını ve bu ayetteki 'mirsâd' kelimesiyle birlikte, oranın bir gözetleme ve bekleyiş yeri olarak tasvir edildiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mirsâd' kelimesinin 'rasad' kökünden geldiğini ve 'gözetleme yeri', 'bekleme noktası' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda Cehennem'in, azgınların kaçamayacağı, onların akıbetini bekleyen bir yer olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rasad' fiilinin 'gözetlemek, beklemek' anlamında kullanıldığını ve 'mirsâd'ın ise bu eylemin yapıldığı yer olduğunu ifade eder. Cehennem'in 'mirsâd' olması, onun günahkârları bekleyen, onların amellerine göre karşılıklarını bulacakları bir yer olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mirsâd'ın ism-i mekân olduğunu ve 'rasad' kökünden türediğini belirtir. Ayetteki kullanımının, Cehennem'in azgınları yakalamak için hazır bekleyen, onların kaçışına izin vermeyen bir yer olduğunu vurgular. Bu, ilahi adaletin kaçınılmazlığını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rasad' kökünün Kur'an'da genellikle gözetleme, takip etme anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Mirsâd' kelimesinin Nebe' 21'deki kullanımı, Cehennem'in sadece bir azap yeri değil, aynı zamanda günahkârları 'gözetleyen' ve onları 'bekleyen' aktif bir varlık gibi tasvir edildiğini, böylece ilahi adaletin tecellisinin kaçınılmazlığını pekiştirdiğini ifade eder.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İbnü’l‑Arabî’nin Tefsir-i Kebir Te’vilat’ındaki “Mirsad” kavramıyla ilgili yaptığı en dikkat çekici yorum, bu kelimeyi doğrudan “kalp” ile ilişkilendirmesidir. Ona göre:
“Mirsad, insanın kalbidir. Cehennem, işte bu kalbin ‘mirsad’ (gözetleme yeri) olmasından ibarettir.”
Bu yorum, Cehennem’i dışsal fiziksel bir mekân olmaktan çıkarıp, insanın iç âlemine (kalbine) taşır. İbnü’l‑Arabî’ye göre, Cehennem’in “gözetleme yeri” (mirsad) olması, insanın kendi kalbinin kendisini gözetlemesi, yani nefsinin, amellerinin ve niyetlerinin sürekli bir murakabe (gözetim) altında olması anlamına gelir. Bu yönüyle âyet,
insana şu mesajı verir:
“Senin Cehennem’in, senin kendi kalbindir. Kalbin, senin iyi ve kötü tüm amellerini gözetleyen bir ‘mirsad’dır (gözetleme yeridir). İşlediğin her bir günah, kalbinde bir ‘ateş’ olarak yanar ve seni âhiretteki büyük Cehennem’e hazırlar.”
- Celâl tecellisi (kahır ve gazap): Cehennem, Allah’ın celâl isimlerinin tecelli ettiği bir mekândır. “Mirsad” (gözetleme yeri) olması, bu celâl tecellisinin “aktif” ve “gözlemci” bir boyutunun olduğunu gösterir. Cehennem, âdeta kâfirleri bekleyen, onlara göz kulak olan bir “pusu” gibidir.
- Cemâl tecellisi (rahmet ve lütuf): Müminler için Cehennem, bir “mirasd” (gözetleme yeri) değil, aksine bir “kurtuluş” ve “rahmet” vesilesidir. Onlar, Cehennem’in farkında olarak yaşarlar ve bu farkındalık onları günahlardan korur.
Fütûhât-ı Mekkiyye’de sıkça vurgulanan “murakabe” (Allah’ın her an kendini görmesi bilinci) kavramı, bu âyetteki “mirsad” (gözetleme yeri) ile doğrudan ilişkilidir.
Nefs Mertebesi “Mirsad” ile İlişkisi; Nefs‑i Emmâre (kötülüğü emreden nefs) “Mirsad”ın (Cehennem’in) farkında değildir; gaflet içinde yaşar.
Nefs‑i Levvâme (pişmanlık duyan nefs); Bazen miras”dın (Cehennem’in) farkına varır, pişman olur, ancak çoğu zaman unutur.
Nefs‑i Mutmainne (huzur bulan, Hakka teslim olmuş nefs) “Mirsad”ın (Cehennem’in) sürekli farkındadır; bu farkındalık onu günahlardan korur.
İnsan-ı kâmil, Cehennem’in bir “mirsad” (gözetleme yeri) olduğunun sürekli farkındadır. Bu farkındalık, onu günahlardan korur ve onun sürekli bir “murakabe” (Allah’ın huzurunda olma bilinci) içinde yaşamasını sağlar. İnsan-ı kâmil için Cehennem, bir korku ve azap kaynağı değil, aksine bir “uyarı” ve “ikaz” vesilesidir.
Askeri gemide güverte çavuşu olduğum için seyir halinde vardiya nöbetlerinde kaptan köşkünün sağında veya solunda gözcü asker olarak (mirsad) ederdim. Sağ (sancak) sol da (iskele) tarafından görülen nesneler varsa kaptana yoksa vardiya subayına rapor edilirdi. Şimdi bunu tefekkür edip yorumlamaya çalışırsak gemi Hakikati Muhammedi teknesidir. Sancak-Sağ aklı küll, iskele-sol ise nefsi küll dür. Önden gelen görüş müşahade ise hayal dir. Akıl ve nefis yönünden gelen tehlikeler eğer geminin kaptanı olan gönle rapor edilmez. Ve nefsin emmarenin hayali ile tehlikeler göz ardı edilirse kişiyi gözetleyende nefsi emmarenin cehennemi olur. (M.D.)