Ve keżżebû bi-âyâtinâ kiżżâbâ(n)
Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnkârın şiddetli boyutu; artık sadece bir “bilmemezlik” değil, aktif bir “yalanlama” söz konusudur.
Tekzîb” (yalanlama) kavramı, onun varlık anlayışında hakikati örtmek (küfür) ve nefs‑i emmâre’nin isyanı ile doğrudan bağlantılıdır.
- Tekzîb : İbnü’l‑Arabî’ye göre “yalanlama”, sadece söz ile bir iddianın reddi değil; hakikatin bilinçli olarak inkâr edilmesi, onunla “mücadele” edilmesi ve bâtılın hakikatmiş gibi sunulmasıdır. Bu anlamda “tekzîb”, kalp, dil ve fiil boyutlarını içeren çok katmanlı bir reddediştir. Kişi, kendi a‘yân-ı sâbitesinde şer istidadı varsa, bu istidadı gereği âyetleri yalanlamaya yönelir.
- “Kezzebû bi âyâtinâ kizzâbâ”nın Dehşeti: Arapça’da “kezzebû” fiilinin “kizzâbâ” mastarıyla birlikte kullanılması (Nasr Suresi’nde olduğu gibi “fe sebbih bi hamdi rabbike” tekrarı gibi), yalanlamanın şiddetini ve sürekliliğini vurgular. İbnü’l‑Arabî perspektifinde bu, “kalp gözünün tamamen kapanması” , “ilahî tecellileri görmekten ebediyen mahrum kalma” anlamına gelir. Tıpkı bir serap gibi –hakikatten uzaklaştıkça hakikati daha çok örten bir sis perdesi.