İnne lilmuttekîne mefâzâ(n)
(31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.
Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
Bu ayet, takva sahiplerine vaat edilen nihai kurtuluşu ve cennet nimetlerini ifade etmektedir. Özellikle 'müttaḳīn' ve 'mefâzâ' kelimeleri, takvanın dünyevi ve uhrevi sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-k-y kökünden türeyen 'takva', bir şeyi korumak, muhafaza etmek anlamına gelir. Dini bağlamda ise nefsi günahlardan korumak, Allah'ın azabından sakınmak demektir. Ayetteki 'müttaḳīn' kelimesi, bu koruma ve sakınma eylemini sürekli hale getiren, Allah'ın hududuna riayet eden kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'takva', Kur'an'ın temel ahlaki kavramlarından biridir ve 'Allah'tan korkma'dan ziyade 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etme' anlamını taşır. 'Müttaḳīn', bu sorumluluk bilincini içselleştirmiş ve hayatlarına yansıtmış kişilerdir; bu da onların ahiretteki kurtuluşlarının temelini oluşturur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın Kur'an'da genellikle 'Allah'ın azabından korunma' ve 'Allah'ın emirlerine uyma' şeklinde iki ana anlamda kullanıldığını belirtir. 'Müttaḳīn' ise bu iki anlamı şahsında birleştiren, Allah'ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınan ve ibadetlerini yerine getiren müminlerdir. Ayetteki bağlamda, bu nitelikleri taşıyanlara vaat edilen mükafat vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mefâzâ' kelimesini 'kurtuluş yeri' veya 'kurtuluş zamanı' olarak açıklar. Bu, cehennemden kurtulup cennete ulaşmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, müttaḳīn için elde edilecek olan nihai başarı ve esenliği vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fevz' kelimesinin 'şerlerden kurtulup hayra ulaşmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Mefâzâ' ise bu fevzin gerçekleştiği yer veya durumdur. Ayette, takva sahiplerinin dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından kurtularak cennetin nimetlerine kavuşacakları bir 'kurtuluş' olarak zikredilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mefâzâ'nın hem masdar-ı mîmî (kurtuluş) hem de ism-i mekan (kurtuluş yeri) olabileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, takva sahipleri için hazırlanan cennetin, hem bir kurtuluş hem de bu kurtuluşun gerçekleştiği bir mekan olarak tasvir edildiğini gösterir.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İttika (sakınma) şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinde farklı idra ve yaşantıları vardır.
İttika, takva edendir.
Müttaki, ittikayı tatbik eden.
Her mertebenin ittikası vardır.
- Ef’âl mertebesinde, (madde âlemi, bedensel ittika) şüpheli olan şeylerden sakınmak, kendini korumak. Kadınlar için İslâmın gerektiği şekilde kapanmak.
- Tarîkat mertebesinde, muhabbetullahın azalmasından sakınmak.
Burada maddeden, mânâya geçti.
- Hakikat mertebesinde, Allahın kendinde olan varlığını unutmaktan sakınmak. Yani ilâhi varlıkla yaşadığından gaflet etmemek. Beşeriyetine dalmamak.
- Mârifet mertebesinde, Daha sürekli olarak, günün 24 saatinde Allah ile birlikte yaşamak. [33] “ İz- -T-B- ”
"Mefâz" kelimesi "kurtuluş" anlamına gelir, ancak aynı zamanda "cennet bahçeleri" gibi mekânsal bir anlamı da vardır.
“Mefâz” (kurtuluş) sadece Cehennem’den kurtulmak ve cennete girmek değil; aynı zamanda ilâhî tecellileri perdesiz olarak müşahede etmek ve hakikat bilgisine (mârifetullah) ebediyen nâil olmak demektir. “Mefâz”, nefsin en korkunç perdelerinden olan “enâniyet” (benlik) ateşinden kurtulup Hak ile bâkî olma (bekâ makamı) makamına ermektir. Bu kurtuluş aynı zamanda amellerin tecessüdü (tecessüd-ü a‘mâl) yönünden, kişinin dünyada ektiği güzel tohumların âhirette en güzel şekilde karşılığını bulmasıdır.
“Şüphesiz ki takvâ sahipleri (müttakîler), nefs-i emmâre’nin tuğyanından ve enâniyet ateşinden arınmış olanlardır. Onlar için, Cehennem’den kurtuluşun ötesinde, ilâhî rahmet tecellilerini (cemâl) müşahede etme ve hakikat bilgisine (mârifetullah) nâil olma gibi ebedî bir ‘mefâz’ vardır.”[34]