İçeriğe atla
Nebe' 34Cüz 30 · Sayfa 583

Nebe' Sûresi 34. Âyet

النبإ

Sohbete sor

Ve ke/sen dihâkâ(n)

(31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

Nebe' Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Dihâk”, kesintisiz ve taşkın bir doluluğu ifade eder. İbnü’l‑Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinde işlediği ilâhî isimler bağlamında bu ifadeyi şöyle anlayabiliriz:

Cennet ehlinin kadehlerinin “dihâk” (taşkın, dolu dolu) olması, Allah’ın “Rahmân” (rahmeti her şeyi kuşatan) ve “Vehhâb” (karşılıksız bol bol veren) gibi cemâl isimlerinin en yoğun şekilde tecelli etmesidir. Bu tecelliler o kadar yoğundur ki, sanki kadeh taşar. Mümin, artık “bir şeyi” bilmez; O’nun ilmiyle bilir, O’nunla görür ve işitir.

  • Dünyada iken mârifet peşinde koşan, kalbini ilâhî tecellilere açan ve nefsini terbiye eden takvâ sahibi, âhirette bu amellerinin karşılığını “dolu kadehler” olarak müşahede eder.
  • Her bir iyi amel, kalbine dökülen bir damla gibidir. Âhirette bu damlalar birleşir ve “dihâk” (taşkın) bir kadeh haline gelir. Artık kişi, dünyada iken ektiği mârifet tohumlarının meyvelerini toplar ve onlardan ebedî olarak içer.

Fusûs’ül‑Hikem’inde işlediği insan‑ı kâmil anlayışına göre, insan-ı kâmil, bu “dihâk” (dolu dolu) kadehe dünyada iken mazhar olmuş kişidir. Onun kalbi, ilâhî mârifetle o kadar doludur ki, bu feyz çevresine de taşar ve başkalarını da besler. Onun için cennette bu kadehlerle karşılaşmak, aslında kendi iç âleminde yeşerttiği mârifet tohumlarının bir dışa yansımasıdır. Bu yönüyle âyet, insan-ı kâmil olma yolundaki her bir bireye şu mesajı verir:

“Kalp kadehinin kapasitesini (istidadını) artır ve onu ilâhî mârifetle doldur! Ta ki cennette sana ‘dihâk’ (dolu dolu) kadehler sunulsun.”

“Takvâ sahipleri (müttakîler) için cennette hazırlanan bu ‘dihâk’ (dolu dolu) kadehler, yalnızca fiziksel bir içecek değildir. Onlar, müminin dünyada iken kalp kadehinde (basîretinde) biriktirdiği mârifet (hakikat bilgisi) ve ilâhî feyzin âhirette tecessüd etmiş (somutlaşmış) güzel suretleridir. Nasıl ki fiziksel bir kadeh ağzına kadar doldurulduğunda taşarsa, hakikat ve marifet mertebesine ulaşan kalp de artık ilâhî bilgi ve aşkla tamamen dolar ve taşar. İşte cennette sunulan ‘dihâk’ kadehler, bu taşkınlığın ve kemâlin bir göstergesidir.”


(52/23)3)
52.23 - Yetenâzeûne fîhâ kâ'sen lâ lağvun fîhâ ve lâ te'sîm.

(52/23) – “Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar.”


(36/59) Yâsîn suresinde belirtildiği gibi.

Ey günahkârlar bu gün siz ayrılın.” Hükmü ile Celâli günahkârlar, mahşer cemiyetinin içinden ayrıldıktan sonra, geriye kalan Cemâli insanlar cennete gittiklerinde, orada ki konuşmalarında, yukarıda da bahsedildiği gibi tadışları, acı boş ve gereksiz sözler tadışı olmayacak, güzel sözler tadışları olacaktır.

Aralarındaki konuşmalar, dünya hayatında kendilerinde oluşturdukları İlâhiyat risalet ve abdiyyet mertebelerinin tecelli ve duyuşlarını, bir birlerine, elden ele, dilden dile, gönülden gönüle, karşılıklı sohbetler ile dolaştıracaklardır.[36]

“ İz- -T-B- ”