Ve ke/sen dihâkâ(n)
(31-34) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.
Dopdolu kadehler var.
Nebe' Suresi'nin 34. ayeti, cennet ehlinin nimetlerinden biri olan 'dolu kadehleri' ifade etmektedir. Ayet, ahiret nimetlerinin maddi ve manevi boyutlarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kâs (كأس), içinde içecek bulunan kadeh demektir. Boş kadehe kâs denmez. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin içeceklerle dolu kadehlerle ikram edileceğini vurgular, bu da nimetin tamlığını ve lezzetini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kâs, Arapların içki kabı için kullandığı bir kelimedir. Ayetteki 've ke'sen' ifadesi, cennetteki içeceklerin sunulduğu kapları mecazi olarak değil, doğrudan bir nimet olarak tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kâs' kelimesi, genellikle cennet tasvirlerinde, müminlere sunulan içeceklerin bir parçası olarak geçer. Bu, sadece bir kap olmaktan öte, cennetin huzur ve zevkini simgeleyen bir unsurdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dihâk (دهاق), dolu ve taşan demektir. Ayetteki 'dihâkan' ifadesi, kadehlerin sürekli dolu olacağını, içeceklerin hiç bitmeyeceğini ve cennet ehlinin doyasıya içeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dihâk, bir şeyi doldurup taşırmak anlamına gelir. Kur'an'daki bu kullanımı, cennet nimetlerinin bolluğunu, kesintisizliğini ve sürekli tazeliğini vurgular. Kadehlerdeki içecekler asla eksilmeyecek, daima dolu olacaktır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dihâk, 'deheka' fiilinden türemiştir ve bir şeyi sonuna kadar doldurmak, taşıncaya kadar doldurmak demektir. Ayetteki bağlamda, cennet ehlinin kadehlerinin sürekli ve bolca içecekle dolu olacağını, bu nimetin kesintiye uğramayacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dihâk kelimesi, Kur'an'da cennet tasvirlerinde kullanıldığında, nimetlerin nicelik ve nitelik olarak mükemmelliğini ifade eder. Kadehlerin 'dihâkan' olması, sadece dolu olmaları değil, aynı zamanda içeceklerin kalitesinin ve lezzetinin de üst düzeyde olduğunu ima eder.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Dihâk”, kesintisiz ve taşkın bir doluluğu ifade eder. İbnü’l‑Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinde işlediği ilâhî isimler bağlamında bu ifadeyi şöyle anlayabiliriz:
Cennet ehlinin kadehlerinin “dihâk” (taşkın, dolu dolu) olması, Allah’ın “Rahmân” (rahmeti her şeyi kuşatan) ve “Vehhâb” (karşılıksız bol bol veren) gibi cemâl isimlerinin en yoğun şekilde tecelli etmesidir. Bu tecelliler o kadar yoğundur ki, sanki kadeh taşar. Mümin, artık “bir şeyi” bilmez; O’nun ilmiyle bilir, O’nunla görür ve işitir.
- Dünyada iken mârifet peşinde koşan, kalbini ilâhî tecellilere açan ve nefsini terbiye eden takvâ sahibi, âhirette bu amellerinin karşılığını “dolu kadehler” olarak müşahede eder.
- Her bir iyi amel, kalbine dökülen bir damla gibidir. Âhirette bu damlalar birleşir ve “dihâk” (taşkın) bir kadeh haline gelir. Artık kişi, dünyada iken ektiği mârifet tohumlarının meyvelerini toplar ve onlardan ebedî olarak içer.
Fusûs’ül‑Hikem’inde işlediği insan‑ı kâmil anlayışına göre, insan-ı kâmil, bu “dihâk” (dolu dolu) kadehe dünyada iken mazhar olmuş kişidir. Onun kalbi, ilâhî mârifetle o kadar doludur ki, bu feyz çevresine de taşar ve başkalarını da besler. Onun için cennette bu kadehlerle karşılaşmak, aslında kendi iç âleminde yeşerttiği mârifet tohumlarının bir dışa yansımasıdır. Bu yönüyle âyet, insan-ı kâmil olma yolundaki her bir bireye şu mesajı verir:
“Kalp kadehinin kapasitesini (istidadını) artır ve onu ilâhî mârifetle doldur! Ta ki cennette sana ‘dihâk’ (dolu dolu) kadehler sunulsun.”
“Takvâ sahipleri (müttakîler) için cennette hazırlanan bu ‘dihâk’ (dolu dolu) kadehler, yalnızca fiziksel bir içecek değildir. Onlar, müminin dünyada iken kalp kadehinde (basîretinde) biriktirdiği mârifet (hakikat bilgisi) ve ilâhî feyzin âhirette tecessüd etmiş (somutlaşmış) güzel suretleridir. Nasıl ki fiziksel bir kadeh ağzına kadar doldurulduğunda taşarsa, hakikat ve marifet mertebesine ulaşan kalp de artık ilâhî bilgi ve aşkla tamamen dolar ve taşar. İşte cennette sunulan ‘dihâk’ kadehler, bu taşkınlığın ve kemâlin bir göstergesidir.”
(52/23)3)
52.23 - Yetenâzeûne fîhâ kâ'sen lâ lağvun fîhâ ve lâ te'sîm.
(52/23) – “Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar.”
(36/59) Yâsîn suresinde belirtildiği gibi.
“Ey günahkârlar bu gün siz ayrılın.” Hükmü ile Celâli günahkârlar, mahşer cemiyetinin içinden ayrıldıktan sonra, geriye kalan Cemâli insanlar cennete gittiklerinde, orada ki konuşmalarında, yukarıda da bahsedildiği gibi tadışları, acı boş ve gereksiz sözler tadışı olmayacak, güzel sözler tadışları olacaktır.
Aralarındaki konuşmalar, dünya hayatında kendilerinde oluşturdukları İlâhiyat risalet ve abdiyyet mertebelerinin tecelli ve duyuşlarını, bir birlerine, elden ele, dilden dile, gönülden gönüle, karşılıklı sohbetler ile dolaştıracaklardır.[36]
“ İz- -T-B- ”