İnnâ enżernâkum ‘ażâben karîben yevme yenzuru-lmer-u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlu-lkâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(n)
Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Nebe' Suresi'nin 40. ayeti, kıyamet gününün yakınlığını ve o gün insanların amelleriyle yüzleşmesini, özellikle de inkarcıların pişmanlığını vurgular. Ayet, 'uyarı', 'azap', 'yakınlık', 'bakmak', 'sunmak' ve 'inkarcı' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret gününün dehşetini ve kaçınılmazlığını tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâr (إنذار), korkutmakla birlikte, korkutulan şeye karşı bir tedbir alınması için verilen bilgidir. Ayetteki 'enzernâküm' ifadesi, Allah'ın insanları kıyamet gününün azabına karşı önceden bilgilendirerek onları bu azaptan korunmaya çağırdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enzernâküm, 'havvefnâküm' (sizi korkuttuk) anlamındadır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanları kıyametin şiddetinden ve azabından haberdar ederek onları uyarmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azap (عذاب), insanı tatlı ve hoş şeylerden alıkoyan, acı veren her şeydir. Ayetteki 'azâben karîben' ifadesi, kıyamet gününde inkarcıları bekleyen şiddetli ve kaçınılmaz cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelen 'azb' kökünden gelir. İnsanları rahatlıktan ve huzurdan alıkoyan, onlara eziyet veren şeydir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın inkarcılara vereceği, onları dünya nimetlerinden ve ahiret saadetinden mahrum bırakacak olan cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kurb (قرب), bir şeyin diğerine yakın olmasıdır. 'Karîben' kelimesi, kıyametin ve azabın zaman olarak yakın olduğunu, her an gerçekleşebileceğini ve insanların onu uzak görmemesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'karîb' kavramı, sadece fiziksel yakınlığı değil, aynı zamanda kaçınılmazlığı ve kesinliği de ifade eder. 'Azâben karîben' ifadesi, kıyametin ve hesap gününün insanlık için ne kadar yakın ve kesin olduğunu, dolayısıyla ona hazırlanmanın gerekliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nazar (نظر), bir şeyi gözle idrak etmektir. Ayetteki 'yenzuru' ifadesi, kıyamet gününde her insanın kendi amellerini, yani 'ma kaddemet yedâhu' (elleriyle sunduğunu) açıkça göreceğini ve onlarla yüzleşeceğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nazar, sadece görmek değil, aynı zamanda tefekkür etmek ve bir şeyin sonucunu beklemek anlamlarını da içerir. Kıyamet gününde kişinin kendi amellerine bakması, onların sonuçlarını idrak etmesi ve onlarla hesaplaşması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takdîm (تقديم), bir şeyi öne geçirmek, önceden göndermektir. 'Ma kaddemet yedâhu' ifadesi, kişinin dünya hayatında kendi elleriyle, yani kendi iradesi ve çabasıyla yaptığı tüm iyi ve kötü amelleri ahirete gönderdiğini ve o gün onlarla karşılaşacağını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kaddemet, 'amel etti' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, insanın dünya hayatında işlediği, ahiret için hazırladığı amelleri ifade eder. Bu ameller, kıyamet gününde kişinin karşısına çıkacak ve hesaba çekilecektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın nimetlerini veya varlığını inkar etmek, gerçeği örtmektir. Ayetteki 'el-kâfiru' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ve ahiret gününü inkar eden kişinin, o gün büyük bir pişmanlık yaşayacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kâfir', sadece inanmayan değil, aynı zamanda Allah'ın lütfunu ve hakikati bilerek reddeden, nankörlük eden kişiyi ifade eder. Bu ayetteki 'kâfir'in pişmanlığı, dünya hayatında yaptığı inkarın ve nankörlüğün acı sonucunu görmesiyle ortaya çıkar.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnsânların bir hayvanlık mertebesi var ve insâna câzip gelen daha çok hayvanlık mertebesinde yaşamak, meleklik mertebesi de var insân da o da belirgin ama daha az kimselerde, çoğunlumuzda hayvanlık mertebesi zuhurdadır. İşte dış görünüşlerimiz her ne kadar insân sülietinde ise de iç bünyemizdeki hakiki halimiz ne ise bizim gerçek kimliğimiz o, kimimiz ihtiras peşinde koşuyoruz, kimimiz hırsızlık peşinde koşuyoruz, hırsızlık derken şunun bunun malını değilde kendi malımızı çalıyoruz. Kendi nefsimiz çalıyor ve hatta kendi yönünde kullanıyor, hepimiz başka ahlâktayız işte bu ahlâk bizim insânlık yönümüzden daha ağır basıyorsa biz o hayvan kimliği üzereyiz, Cenâb-ı hakk bu hakikati belirtmek için bunları söylüyor.
Ahirette üç türlü toprak kaynaklı mahlûk olacak, ahirette cinler de olacak, ruhlar da, melekler de yani birçok varlık olacak mahşer de ama toprak kaynaklı üç tür olacak, bizi ilgilendiren onlar, bunlar;
*Dünyada hayvan olarak yaşamış ahirete hayvan olarak intikal etmiş,
*Dünyada insân olarak yaşamış ve ahirete insân olarak intikal etmiş ve
*Bu ikisi arası yani dünyada insân sûretinde yaşamış ahirete hayvan olarak intikal etmiş, yani kendi asli varlığı üzere intikal etmiş olanlar.
Şimdi herbirerlerimizin biz dünyaya gelirken Cenâb-ı Hakk’ın murad-ı ilâhisi ile “Her insân İslâm fıtratı üzere doğar ebeveyni onu hıristiyan veya mûsevi yapar” denildiği şekildedir. İslâm fıtratı üzere hâlk olunduğumuz için bizim zâhir varlığımız insân sülieti, işte bizim dünya yaşam süreci içerisinde hangi tarafa doğru meylimiz artmışsa yani hangi mahlûkun kimliğini almışsak ağırlıklı olarak o bizim kimliğimiz oluyor. Yani biz ona dönüşmüş oluyoruz, kimimiz meleki yöne gidiyoruz melek hüvviyyetini oluşturuyoruz, kimimiz hayvani mertebeye doğru gidiyoruz onu oluşturuyoruz, kimimiz de gerçek insân hükmüne ulaşıyor ve halife hükmünü oluşturuyoruz kendimizde, bunların içinde en ağırı hayvan cinsinden birini ifade eder hale gelmemiz dünya içerisindedir.
Efendimiz (s.a.v), “insân hangi hal ile yaşamışsa o hal ile ölür, hangi hal ile ölmüşse o hal ile mahşere kalkar, dirilir”diyor. Biz burada kendi gerçek varlığımızı idrak edememişsek ve biz de mevcut olan şeyi Mısır’a gidin hükmüyle nefsaniyetimize kaptırmışsak, nefsaniyetimizde hangi hayvanın fıtratı üzere hareket etmişse ahirette o hayvan sûretinde kalkacağız. Çünkü o bedeni mânâ oluşturduğundan, bizdeki mânâ ne ise o süliet o vücûdu oluşturacak, mânâ o zuhuru oluşturacak, ahiretteki bedenimizide o mânâ oluşturacağından o sülietlerle kalkacağız.
Mahşerde adaletle hareket edilip hayvanlar birbirlerinden haklarını aldıktan sonra onlara “Toprak olun” denilecek ve onlar o anda toprak olacaklar, onların âhireti yok, ama dünyada insân olarak, insân silüetinde yaşamış olan kişiler ahirete hayvan sûretiyle geldiklerinde “ya leyteniy küntü turaba;” (Nebe,78/40.Âyet) "Keşke toprak olsaydım!" temennisinde bulunacaklar. Bunun dışında dünyada insân olarak yaşamış insân asaletine yakışır şekilde hayatlarını sürdürmüş olanlarda insâni muameleye tabi olacaklar. Ama biraz günahları varsa cehennem de günahlarını çekecekler, eğer cennet ehli iseler kendi mertebelerine göre cennetlerine gidecekler, irfan ehlide Zat cennetine kendi yerine gidecek, Hakk’ın indine gidecek böylece o hayatta bitmiş olacak, işte bu Âyetten mahşerin bütün halinin anlatılması mümkün oluyor.[43] “ İz- -T-B- ”
(60) (Kul hel ünebbiüküm Bi şerrin min zâlike mesubeten indAllah* men leanehullahu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhümül kıradete vel hanazîre ve abedet tağut* ülâike şerrun mekânen ve edallü an sevais sebîl;)
De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lânet etmiş ve gazâbına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve taguta tapanlar yapmışsa, işte bunların makâmı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır".
Yaşadığımız âlemde acaba kaç kişi gerçekten hem iç hem dış bünye olarak insân vasfına hâizdir. Âhirette dünyada kalan cesetlerin içindeki gerçek mâna ne ise o ortaya çıkacaktır. Bütün insânlar insân fıtratı üzerine doğmasına rağmen kendisinde bütün hayvâni fıtratları da mevcuttur. İşte kim kendisindeki insân fıtratını kullanır ve hayvâni fıtratlarını ortadan kaldırırsa âhirette insân olarak zuhûra gelecektir. Bu oluşum sadece ilim olarak değil tabî ki şeriatın gerektirdiği amellerinde yapılması gereklidir bunun için sadece irfan ehline ait değildir bu oluşum.
Âhirette insân cinsinden üç tür oluşum çıkacaktır, birisi dünyada insân olarak yaşamış ve insânlık kemâline ermiş olanlar âhirette insân olarak zuhûra çıkacaklar. İkincisi dünyada insân sûretinde yaşamasına rağmen insânlık hasletine ulaşamamış ve bâtınında oluşumunda kaldığı hayvân ne ise onun sûretinde ortaya çıkacak. Üçüncüsü dünyada hayvân olarak yaşamış ve âhirete hayvân olarak intikal etmiş olan gruptur, bunların arasındaki adaletin oluşmasından sonra Cenâb-ı Hakk onlara “toprak olun diyecek” ve onlar toprak olup gidecekler ve asıllarına dönecekler çünkü rahmâniyetle ilgileri olmadığı için sadece bu dünya için halkedildiklerinden bunun gereği yerine gelecek. Bunların durumlarını gören ikinci grup “yâ leytenî küntü tûrâba” yâni “keşke toprak olsaydık” (Nebe, 78/40) diyecekler fakat böyle bir şey onlar için söz konusu olmayacak ve âzab ile mükâfat yerini bulacaktır.
Başka insânlar ile alay edenler zâten şu anda bu maymunluk hâlini oynuyorlar, âhirette bu oluşum kendilerinde asli olarak çıkacak. Cenâb-ı Hakk ben size Rahmân ismini verdim siz onu Kahhar’a çevirdiniz diyecek. İşte sapmış olanlarda bu kendi esmâi ilâhîyyesini gerektiği gibi kullanamayarak ortaya çıkarması gereken Hâdi, Velî (v.b.) isimleri ortaya çıkarmadan bunların zıttı olan isimler üzerinde yaşantılarını sürdürenlerdir.[44] “ İz- -T-B- ”
Hadîs-i şerif’te “cennet ehli birbirlerini ziyaret ederler, ve cehenneme nazar ediyorum birbirlerine havlarlar” diyor. Havlama, hangi hayvanın vasfı malûmdur. . Demek ki, cehennem ehlinden bir kısım, insanlık vasfından çıkıp hayvanlık vasfına giriyorlar. mahşerde insanların bazıları hayvan sureti üzere gelecekler. Dünyada insan fıtratı üzere yaşamış ama özü batını hayvan ahlâkında olduğu için, hangi hayvanın ahlâkında ise, kurt köpek domuz gibi afedersiniz, işte o suret üzere gelecekler.
Mahşerde üç türlü mahşer gurubu olacak.
Birincisi. Dünyaya İnsan olarak gelmiş, insan gibi yaşamış, ve insan gibi ölmüş olanlar. Gene mahşere insan sûretindeki halleriyle gelecekler.
İkincisi. Dünyaya insan olarak gelmiş, fakat emirleri dinleme-miş, ve hayvanlık mertebesinde yaşamış, ve öyle ölmüş, onlarda hangi hayvan ahlâkında yaşamış ise, o hayvan suretine benzer bir sûretle geleceklerdir.
Üçüncüsü ise. Dünya ya hayvan olarak gelmiş, hayvan olarak gitmiş olanlar, gene kendi hayvan sûretleri ile gelecek olanlardır. Bunların hesapları görüldükten sonra onlara, toprak olun denecek onlarda hemen toprak olacaklar çünkü onların emir ve nehiy mes’uliyetleri olmadığı için ahiretleride yoktur.
Ancak burada bir istisnâ vardır. Dünya da hayvan olarak yaşayan, ama mübarek insanlara özel olarak yardımları dokunmuş olan, (10) hayvan cennete gidip cennet ehli olacaklardır.
Bu husustan da bizim için çıkarılacak dersler vardır. Aklı olma-yan bir hayvanın hissiyatı ile yaptığı bir iyiliği dahi zayi etmeyen Hz. Allah, elbette ki insanların da hiç bir amelini zayi etmeyecek ve muhakkak mükafatını verecektir.
İşte müstesna olarak Cennet’e girecek 10 hayvan şunlardır:
1- Salih aleyhisselâmın devesi,
2- İbrahim aleyhisselâmın danası,
3- İsmail aleyhisselâmın koçu,
4- Musa aleyhisselâmın sığırı,
5- Yunus aleyhisselâmın balığı,
6- Üzeyr aleyhisselâmın merkebi,
7- Süleyman aleyhisselâmın karıncası,
8- Ve yine Hz. Süleyman’ın Belkıs'a gönderdiği Hüdhüd,
9- Eshab-ı Kehfin Kıtmir’i/köpeği,
10- Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) devesi Kusva. Mekke’den Medine’ye onun sırtında hicret etmişlerdi.
MollaCami.Net.
İşte onların toprak olduklarını gören. İkinci kısım, insan türünden dönüşen hayvanlar. (Ya leyteni küntü türaba/ne olaydı keşke bizde bunlar gibi toprak olsaydık) (78/40) diyeceklerdir, ancak iş işten geçmiştir. ve ne hazin bir sondur. Allah (c.c.) korusun.
Bakın burada çok açık olarak, Hârise hayvanlar ahlâkının toplu olarak, bir bölümünü görmüştür.
Diğer bölümleri görmemiş, görmüş olsa bir kısmı kurt, bir kısmı çakal, diye söylerdi. Yani köpek ağırlıklı gurubu görmüş, o mertebeyi gördüğü, o düzeyi görmüşte onu ifade ediyor. Bunu inkâr etmek mümkün mü? Değil Efendimiz diyebilirdi, orada insanlar var burası yanlış, gördüğün hayali diyebilirdi. Ama bakın Efendimiz görülen şeyleri, belirtilen ifadeleri tasdik ediyor.
Ve arkadan hemen Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki... “doğru söyledin,” bakın tasdik bu. Eğer orada bir yanlışlık olsa idi, böyle değil doğru değil derdi. Bakın ne kadar açık doğru söyledin, arkadan da “sus fâş etme” Bu bize kadar gelmişse zâten fâş edilmedik yeri kalmamıştır.
Ama bu tür hadisler, şeriat mertebesi itibari ile geri plâna alınmıştır. Neden? Çünkü işin içinden çıkılamamış da ondandır. Bir taraftan, cennette cehennemde hiç bir şey yok diyor, ama hadiste peygamber efendimizin beyanları şunlar şunlar var, hükmü çıkınca bunları bağdaştıramıyor. Aklı da almayınca bağdaştıramayınca, o zaman onu geriye çekiyor, onun hükmü ile amel etmiyor. Kendisine neresi kolay gelirse onunla amel ediyor. Diğer bir ifade ile dinin bazı bölümlerine inanıyor ve bazı bölümlerine inanmıyor. O da farkında olmadan gaflet hükmüne giriyor.
Çünkü Kur’ân-ı Kerîmin bazı bölümlerine inanıp, bazı bölümlerine inanmayanlar, inkarcı din dışı olarak belirtiliyorlar. Biz dinin içinde kendimizi âlim zannediyoruz, âyetlerin bazılarını tasdik ediyoruz, bazılarını tasdik etmiyoruz, susuyoruz susmakta tasdik etmemektir. Kabullenmemektir. Kabullendim diyemiyor, yani bu âyet-i kerîme bu ma’nâyı ifade eder diyemiyor, sukût ediyor susuyor. Ve Efendimiz “sus fâş etme” diye belirtiyor.[45]
“ İz- -T-B- ”
Diyanet Meali:
(78/40) - Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.
Bu âyet-i kerîme de çok ibretliktir, başımıza gelebilecek halleri daha bu günden tedbir alalım diye Rabb-imiz açıklamakta ve uyarmaktadır.
Ahirette insan nesli-sülâlesi iki tür olarak mahşere çıkacaktır. Hayvanlar ise oldukları gibi çıkacaktır onların kendi aralarındaki hesaplaşmaları bitince, “onlara toprak olun” denecek onlarda toprak olup asıllarına dönüşeceklerdir.
İnsan neslinin biri, dünya da insan olarak Allah-ın kuralları içinde yaşamış, dünyada yaşlandığı zaman en son hangi şekilde ölmüşse ahirete gene aynı o insan suretinde gelecektir. Başka türlü gelirse tanınması mümkün olmaz. Eğer tanınması mümkün olmazsa hesap kitapta olmaz.
Diğer insan türü ise, dünyada sureta insan olarak yaşamış ancak ahlâkı hangi hayvan ahlâkı ağırlığında ise yüz hatları o hayvan türüne benzeyerek çıkacaktır. İşte bu amelleri yüzünden büyük pişmanlık duyacaktır. Hayvanların toprak olup gittiklerini görünce kendiside.
“yâ leytenî kuntu turâbâ.” "Keşke ben de toprak olaydım!"
Diyecektir. Ancak baştan insan nesli-sülâlesi olarak halkedilmiş olduğundan toprak olamayacak ve yaptıklarının karşılığını görecektir. [46] “ İz- -T-B- ”
İbadet ehli dahi olsak ibadet nefsimiz için olur. Cennet için cennette nefsimize pay çıkarmak için olur. Allah rızası için değildir. Ağzımız Allah rızası için der ama nefsimiz benim rızam için der. Cehennemden kaçar neden, nefsi yanmasın diye, dünyada yaşayamadıklarını cennette yaşamak için hep cennet arzusundadır. İşte bu birinci mertebedeki hamdın karşılığı olan şükür mertebesinde al gülüm ver gülüm gibidir. Nefs-i Emmarede yaşayan kişi hep kendini haklı görür, oh ne iyi yaptım sen buna layıktın zaten işte şöyle şöyle yaptım da ağzının payını veriverdim sen de gördün ya.
Bunlar hep nefs-i Emmarenin işleridir. Burada eğitim almaya başlayan kimse, nefs-i emmarede eğitim almaya başlayan kimse yavaş yavaş yapmış olduğu ibadetlerle kendindeki bu aşırı halleri sivrilikleri törpülemeye başlar, nefs-i emarenin dizginlerini çekmeye başlar yavaş yavaş, bazı şiddetli arzularına da karşı gelir, onları keser, onları yapmamaya başlar, işte bu hal kendisinde zuhura geldikçe manasında da bu halleri misallerle yaşamaya başlar. Yani bu yaşantı hem mana âleminde hem de zahir âlemindeki yaşamında tahakkuka başlar.
Ondan sonra artık hoş görmeye başlar, daha yumuşak davranmaya başlar, karşısındakine de biraz haklılık payı verir, yapsa da “ben yanlış yaptım keşke yapmasaydım diye levm etmeye başlar kendini yani kendini suçlamaya başlar, neden yaptım neden ettim diye. İşte emmare ile levvame arasındaki fark budur, birisinde kati olarak kendisinin haklı olduğunu savunması ama ikincide bu işi yanlış yaptım bir daha yapmayayım diye düşünür, yapar ama yaptığına pişman olur. Levvamenin hali budur, orada görülecek olan zuhuratlar vardır o zuhuratlar görüldükten sonra o kişinin yolu açılır hadi bakalım bundan sonra senin hedefin mülhimedir der. Peki mülhimeye geldiği zaman o kişideki halet-i ruhiye nasıl olması lazımdır, bunlar hep bir yoldur, yağmurlu havada giderken kişi üstüne yağmurluk alır, güneş aştığı zaman ya şemsiye alır yahut yağmurluğu çıkarır, korunmak ister yani her hava şartlarında tedbirini alır. Çünkü değişiklik vardır, işte her nefis mertebesinde geçtiğinden değişik idrake sahip olduğundan değişik yaşantıları yaşaması gerekiyor. Güneş açınca nasıl başka yaşantı yağmur yağınca sis olunca başka yaşantı, başka yaşantılar olmasa bu mertebeler zaten olmaz şeriat mertebesi herkes namazını kılar kalkar, işimiz biter.
Ama büyüklerimiz bu sistemleri oluşturmuşlar, bunların bir sistemi var, sistemin de bir yaşantısı var demektir. İşte emmaredeki yaşantı kendini mutlak olarak haklı görmektir. Burası insanlık mertebesine daha ayak atma mertebesi değildir, yani burada emare de yaşayan insan suret olarak insan olmakla birlikte insan vasfına daha ulaşmamış namzettir. يَالَيْتَنِى كُنْتُ تُرَابًا 78/40 onların altında bir vaziyettedir. اُولۤئِكَ كَالاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ 7/179 hükmünde olan nefs-i emmare sahipleridirler Allah etmesin. Yalnız bu âyet orada ısrar edenleredir, ama onlara yol açıktır, mutlaka orada kalacak demek değildir, eğer eğitimini sürdürür çalışmalarını devam ederse o halden kurtulur insanlık mertebesine adım atar bu işler mülhime de başlar. Çünkü emmare levvame de hep mücadele vardır, hayvanlık mertebesinde hep boğuşma vardır oralarda, mülhime mertebesinin yarısı eksi yarısı da artıdır. Çünkü orada ilham ile evham birlikte gelir. İşte en çok ayağın kaydığı yerlerin başlangıcı burasıdır, mülhime mertebesidir.
Neden; evham ile ilham karışık gelir, ama diğer mertebelere göre batıni âlemde faaliyet başladığından dış âlem ile temas kurmaya başladığından yani kendi dışında bir şeyler artık olmaya başladığında yani antenleri faaliyete geçtiğinden radarları küçük çapta da olsa alıcıları faaliyete geçtiğinden alış başlar, bunların bir kısmı ilham, bir kısmı da evham olur. Yani kendi hayalinden nefsinden kaynaklanan değişik oluşumlar meydana gelir, veya dış tesirlerden ismini söylemiyelim o dış tesirlerden veriler almaya başlar. İşte burası çok sakıncalıdır, yalnız buradan çıkılması mümkün değildir.
İşte gerçek tarikat ehli insana bu hayatları yaşatır. Oralardan geçirir, tutar elinden gel bakalım ne geldi sana tabi o kişi varidatlarını anlatacaktır, şunu gördüm şunu gördüm şöyle hal geldi şöyle düşünce geldi. O zaman diyecektir ki bu düşünceyi at, bu evhamdır, bu düşünceyi tatbik et, bu ilhamdır, diye evham hangisi ilham hangisi ayıracak olan kişi onu ayırtır, oradan salimen geçirtir, eğer öyle bir ölçüsü elinde yoksa yani değerlendiricisi yoksa elinde ilhamları evham, evhamları da ilham hükmü içerisine girer. Bir daha da onun içinden çıkması da çok zordur.
Orayı da belirli çalışma ve yaşantıdan sonra geçince, bu sefer mutmaine mertebesine ulaşır kişi ki burada rahatlama olur artık o başlardaki emmarenin mücadelesi levvamenin mücadelesi sulha dönüşür. O zaman teslimiyete dönüşür, nefs-i emmare dediğimiz o güç kendisini tanımış olur, sen kendini tanırsan ben kendimi tanırsam emmareyi de tanıyacağım, levvameyi de tanıyacağım, yani kendimi tanıyacağım, o benim hep mertebelerim, hepimizin mertebeleridir onlar, bizlerden ayrı şeyler değildir, hepimizde mevcut ama gizlide kalmış, varlığımızın parçalarıdır.
Şimdi nefs-i emmareyi böyle eğittikten sonra yapılan işlerin de nefs-i emarenin lehine olduğunu nefs-i emmare de anladıktan sonra senin en büyük yardımcın nefs-i emmare olur. Bakın burada sistem ne kadar değişti, işte gerçek irfaniyet yolu bunda eksi güçleri faaliyete geçirmek artı güçler olarak kullanmaktır. Şimdi ne oluyor emmare levvame mülhime mertebelerinde nefs-i emmare o vücut arabasını tarikat yolunda geriye doğru çekerken kendi istediği istikamette bu bedeni kullanmayı zorlarken sonra yapılan işlerin gerçek ve iyi niyetle gelecekte ve halde kendi menfaatine ait olduğunu ona anlattığımız zaman o zaman emmarelikten soyunup sana yardımcı olacaktır.[47] “ İz- -T-B- ”
Böylelikle NEBE’ sûresi çalışmamızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Okuyucuların azami istifa etmelerini idrak ve feyiz kapılarının açılarak, Hakk’ın gerçekliğini, idrak edenlerden olmak niyazıyla… “Haza min fadli Rabbihi”. Rabbimin fazlındandır. Bu vesile ile bu çalışmada İz-Efendi Babamızın maddi-mânevi yardımlarını yanımızda hissettiğimizden, kendisine minnettarız. İz-Efendi Babamız ve gayri de memnun olur, İnşealllah… Herkese başarılar diler, Rabbü-l erbab’ımın “Allah-Cami” Zât ismine sığınır, verdiği imkan ve diğer bütün lütuflarından dolayı hamd ederim.
Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.
“Murat DERÛNİ EN-NÛR”
ÜSKÜDAR/İSTANBUL 03-05-2026
Terzi Baba Kitapları
Baskısı olan kitaplar.
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhîd
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)
22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi
24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)
35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi
39) Terzi Baba (2)
41) İnci Tezgâhı
49) (36) Yâ-Sin Sûresi
59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ Kelîmullah (a.s.)
60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ Ruhullah (a.s.)
61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed Rasûlüllah (s.a.v.)
63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler
67) (67) Mülk Sûresi
68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Namaz Sûreleri
69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Namaz Sûreleri
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)
95) Terzi Baba (8) (19/53)
96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi
103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi
118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.
129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)
177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)
213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması.
214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması.
(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
Terzi Baba kitapları sıra listesi
KAYNAKÇA
1. KUR'ÂN VE HADîS
2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.
3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.
4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.
(Gönülden Esintiler)
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhid
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar
18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati
20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)
22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi
23) İbretlik "Değmez" Dosyası
24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)
25) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (1) Köle Ve İncir Sepeti
26) Bir Zuhûrât'ın Düşündürdükleri: Tenzîh, Teşbîh, Tevhîd
27) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (2) Genç ve Kıymetli Elmas
28) Kur'ân-ı Kerîm'de Tesbîh ve Zikir
29) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (27) Karınca-Neml Sûresi
30) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (19) Meryem Sûresi
31) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (18) Kehf-Mağara Sûresi
32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası
33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)
34) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (3) Bakara "İnek" Hikâyesi
35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi
36) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Bakara Sûresi
37) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (53) Necm-Yıldız Sûresi
38) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (17) İsra Sûresi
39) Terzi Baba (2)
40) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (3) Âl-i İmrân Sûresi
41) İnci Tezgâhı
42) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (4) Nisâ Sûresi
43) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (5) Mâide Sûresi
44) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (7) A'râf Sûresi
45) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (14) İbrâhîm Sûresi
46) Salat - İngilizce
47) Salat - İspanyolca
48) İrfan Mektebi - Fransızca
49) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (36) Yâ-Sin Sûresi
50) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (76) İnsân Sûresi
51) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (81) Tekvîr Sûresi
52) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (89) Fecr Sûresi
53) Mehmet Hazmi Tura (Yüksek Lisans Tezi)
54) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Beled-Şems-Leyl-Duhâ İnşirâh-Tîn (90-95) Sûreleri
55) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (28) Kasas Sûresi
56) İrfan Mektebi Şerhi - Fransızca
57) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (20) Tâ Hâ Sûresi
58) Muhyiddin-i Arabî - Mir'ât-ül İrfan ve Şerhi
59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ-Kelîmullah (a.s.)
60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ-Ruhullah (a.s.)
61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed-Rasûlüllah (s.a.v.)
62) Bir Hikâye Birçok Yorum: (4) Bir Ressam Hikâyesi
63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler
64) Ölüm Hakkında: Kıyam'et
65) Reşahat'tan Birkaç Bölüm'ün Şerh/Sohbet ve Yorumları
66) Abdulkâdir Geylâni - Risâle-i Gavsiyye Şerhi
67) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (67) Mülk Sûresi
68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(1)
69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(2)
70) Yehova Şahitleri ile Mülâkat
71) Mübarek Geceler ve Bayramlar - Fransızca
72) Îmân ve Îkân
73) Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)
74) Terzi Baba Umre Dosyası (2012)
75) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz ve Şerhi
76) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (5) Doğdular, Yaşadılar, Öldürdüler, Öldüler Hikâyesi
77) Aşk ve Muhabbet Yolu: M. Nusret Tura
78) A'yân-ı Sâbite: Kazâ Ve Kader
79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası
80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası
81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları
82) Mektuplarda Yolculuk - M. Nusret Tura
83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013)
84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler
85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül
86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası
87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
89) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (6) Her Şey Merkezinde Mi?
90) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-1) Şerhi
91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)
92) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (2) Şerhi
93) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân - İngilizce
94) İbretlik Bir Hikâye Daha - Mescid-i Dırar. Kubbetu'l
Kara.
95) Terzi Baba (8) (19/53)
96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi
97) Terzi Baba Umre Dosyası (2015)
98) Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri
99) Terzi Baba (9) İstişare Dosyası
100) İrfan Mektebi Ve Şerhi - İspanyolca
101) Bosna Hersek Seyahati Dosyası
102) İrfan Mektebi Ve Şerhi - İngilizce
103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi
104) Hacc Umre ve Hakîkatleri
105) Cemo ve Farko
106) Terzi Baba Umre Dosyası (2016)
107) Vahy ve Cebrâîl - Fransızca
108) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (1) - Peygamberimizi Ru'ya-da Görmek
109) Tasavvufî Îzâhlar
110) (19-53) Şeker Risalesi
111) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" Şerhi
112) Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları
113) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-2) Şerhi
114) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-3) Şerhi
115) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-4) Şerhi
116) Kudüs Seyahati Dosyası
117) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-5) Şerhi
118) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.
119) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (01) Âdem Fassı
120) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (02) Şit Fassı
121) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (03) Nuh Fassı
122) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (04) İdris (05) İbrahim Fassı
123) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz (2) - Terzi Baba Şerhinin Tamamı
124) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Satıh İnce
125) Terzi Baba Umre Dosyası (2018)
126) Ben'deki Terzi Babam (1) - Murat Cağaloğlu
127) Ben'deki Terzi Babam (2) - Murat Cağaloğlu
128) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaf Dağı Ve Zümrüd-ü Anka
129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)
130) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kilise Çanları
131) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: 53. Âyetleri ve Terzi Baba
132) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaner Yiğido
133) Muhtelif İrfan Sohbetleri (1)
134) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (2)
135) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (3)
136) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (4)
137) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (5)
138) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (6)
139) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (7)
140) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (8)
141) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (9)
142) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (10)
143) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (11)
144) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (12)
145) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (13)
146) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (14)
147) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (15)