Elem nec'ali-l-arda mihâdâ(n)
(6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
Bu ayet, Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını, yeryüzünü ve dağları insan yaşamına elverişli kılma örnekleriyle ortaya koymaktadır. 'Ceale' fiili, bir şeyi başka bir şeye dönüştürme veya tayin etme anlamında kullanılırken, 'ard' yeryüzünü, 'mihâd' ise yeryüzünün beşik gibi rahat ve yaşanılır kılınmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürme, bir şeye bir sıfat verme veya bir şeyi bir şey olarak tayin etme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette, yeryüzünün 'mihâd' (beşik) olarak kılınması, onun yaşama elverişli ve sabit bir yer haline getirilmesi anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin mecazi olarak 'halk' (yaratmak) veya 'sayyere' (dönüştürmek) anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Burada yeryüzünün beşik kılınması, onun yaratılışının insan yaşamına uygun hale getirilmesi mecazıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ceale' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın yaratma ve düzenleme kudretini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünün belirli bir amaca hizmet edecek şekilde yaratıldığını ve düzenlendiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ard' kelimesinin bilinen yeryüzü anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve yaratıcılığının bir göstergesi olarak zikredildiğini ifade eder. Ayette, yeryüzünün insan yaşamı için bir beşik gibi hazırlandığına dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ard' kelimesinin 'semâ' (gök) kelimesinin zıttı olarak kullanıldığını ve üzerinde canlıların yaşadığı, bitkilerin bittiği gezegenimizi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ard', Allah'ın insan için hazırladığı yaşam alanıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ard' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ancak temel anlamının 'yeryüzü' olduğunu ve genellikle Allah'ın yaratma ve rızık verme gücünü gösteren bir delil olarak sunulduğunu açıklar. Bu ayette de yeryüzünün insan için uygun hale getirilişi vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mihâd' kelimesinin 'mehd' kökünden geldiğini ve 'döşek, yaygı' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mihâd', yeryüzünün insanlar için rahat ve yaşanılır bir döşek gibi serildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mihâd' kelimesinin 'mehd' (beşik) ile aynı kökten geldiğini ve 'düzeltilmiş, yayılmış, rahat ettirilmiş yer' anlamına geldiğini açıklar. Yeryüzünün 'mihâd' kılınması, onun insan yaşamına uygun, sakin ve istikrarlı bir yer olarak yaratıldığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mihâd' kelimesinin, bir şeyin rahat ve düzgün bir şekilde hazırlanması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mihâd', yeryüzünün insan için bir beşik gibi güvenli ve konforlu bir yaşam alanı olarak düzenlendiğini ifade eder.
Nebe' Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Klasik tefsirlerde “mihâd” kelimesi, “beşik, döşek, yatak, üzerinde rahatça yaşanılan yer” anlamlarına gelir. Âyet, Allah’ın yeryüzünü insan için yaşanabilir, düzenli ve sakin bir mekân olarak, zuhur-yarattığını, onu bir bebek için beşik nasıl hazırlanırsa öylece hazırladığını ifade eder. Bu, insanın yeryüzünde rahatça yaşaması, barınması ve gelişmesi için gerekli tüm imkânların sağlandığını vurgulayan bir nimet hatırlatmasıdır.
Yeryüzünü döşek olarak yaydı, siz üzerinde gezinesiniz, oradan istifade edesiniz, onu kullanasınız diye yeryüzünü size döşek olarak yaydı. Beden arzınızı zâhiren dinlenesiniz diye size döşek yaptı. (M.D.)
Nasıl ki yeryüzü, üzerinde bitkilerin, hayvanların ve insanların yaşadığı, çeşitlilik barındıran bir zemin ise, insanın nefsi de iyi ve kötü duyguların, arzuların, düşüncelerin ve amellerin yeşerdiği bir “toprak”tır. Âyetteki “yeryüzünü beşik kılmak”, bu içsel zeminin insanın manevî tekâmülü için uygun bir “beşik” olarak yaratıldığını ifade eder. Tıpkı bir bebeğin beşikte sallanarak büyümesi gibi, insanın nefsi de bu dünya “beşiğinde” sallanarak, terbiye edilerek (riyâzat, mücâhede) ve olgunlaştırılarak (tezkiye) kemâle ermeye hazırlanır.
Fusûs’ül‑Hikem’de işlenilen insan‑ı kâmil anlayışına göre, insan-ı kâmil, bütün varlık mertebelerini kendinde toplayan, Allah’ın yeryüzündeki aynası konumundaki en mükemmel varlıktır. Yeryüzünün bir “beşik” (mihâd) olması, aslında insan‑ı kâmilin zuhur edeceği, kemâle ereceği ve ilâhî isimlerin tecelli edeceği bir “mekân” hazırlanmasıdır. Bu beşikte sallanan aslında her insan değil, insan‑ı kâmil istidadıdır. Âyet, bu istidadın terbiye edilmesi, beslenmesi ve kemâle erdirilmesi için yeryüzünün ne kadar mükemmel bir ortam olarak yaratıldığını vurgular.