İçeriğe atla
Nebe' 8Cüz 30 · Sayfa 582

Nebe' Sûresi 8. Âyet

النبإ

Sohbete sor

Ve ḣalaknâkum ezvâcâ(n)

Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.

Nebe' Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet-i kerime zât mertebesi âyetlerindendir.


“Halaknâ” biz Hakk olarak halk ettik ifadesi ile bu âyette zâti âyetlerdendir. “Zevceyni” ifadesi ise eş olarak halk ettik. Bu da ikilikteki birliktir. Bir yönü akl-ı külle dayanan birimsel akıl ve bir yönüde nefs-i külle dayanan birimsel nefis yönleri ile birbirlerini tamanlanmaktadır. (M. D.)

Fusûs’ül Hikem Âdem (a.s.) fassında bunun hikmeti belirtilmektedir.

Şöyle bilinsin ki vücût hakikatı insaniye olan mertebe-i Vahidiyetten (Vahidiyet mertebesinin ismi hakikati insaniye ) Ahadiyet mertebesinden sonra ilk tecelli Vahidiyet mertebesi oldu. Uluhiyet, İnsan-ı Kamil, İlah, O mertebelerin diğer adıdır. Mertebe-i Vahidiyetten mertebe-i ruha tenezzül ettiği vakit. Yani Vahidiyetten Rahmaniyete tenezzül ettiği vakit üç marifet hasıl oldu. Üç oluşum meydana geldi. 1. si Marifet-i Nefs. Yani nefsini tanıma. İnsanlık mertebesi olan mertebe-i Vahidiyetten mertebe-i ruha tenezzül ettiği vakit vücutta üç bilgi hasıl oldu. 1. si marifet-i nefs, yani kendi zatını ve hakikatını bilmek. 2.si Marifet-i mübdi; yani kendisinin mucidini bilmek yani nereden geldiğini bilmek. Başlangıcını bilmek.

3.sü mucidine karşı fakr ve ihtiyacını bilmek yani seni var edene karşı fakrını ve ihtiyacını bilmektir, gururlanmamaktır, vehmin ve iblisin yaptığı gibi. Bu marifet gayriyeti yani gayri diye bir şey bırakmaz. Bunları içine alır. Ve bu ruh Nur-u Muhammedi (sav) dir. “Allah evvela kâlemi ve ruhu halketti “ Bir rivâyette “Allah evvela aklımı ve nefsimi halketti. Diğer ruhlar Hakikat-ı Muhammedi ruhunun cüzleridir yani O’ndan kaynaklanır. Bu nedenle Resul (sav) efendimize ebul ervah da derler (ruhların babası) Bu ruh aklı külün suretidir. Hakiki Âdemdir bu ruh dediği. Vücud (mevcut olan ) Aklı külün sağ tarafı ve imkân (mümkün olan –sonradan olan) sol tarafıdır.

Ve Havva nefs-i kül’ün suretidir ki aklı aklı evvelin dıl’eyserinden (kaburga kemiği) hasıl oldu. Bu muhtelif varlıkların zuhuru muhtelif çeşit, çeşit doğmasından oldu. Bu türlü, türlü varlıklar aklı kül ile nefsi külün izdivacından hasıl oldu. Nitekim Hak Teâlâ Hz.

Buyurur: يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالا كَثِيرًا وَنِسَاۤءً 4/1 “Sizi tek nefisten halketti yani Âdem (a.s.) ı tek bir nefisten halk etti, ondan da zevcesini halk etti. Yani Havva valide, anne baba şekliyle, teselsül ile dünyaya gelmiş, bir varlık değildir. Âdem Akl-ı Kül, Havva Nefs-i Küll,. Âdem olan Aklı Küllün solundan meydana geldi, Havva validemiz. Birimsel varlık olarak öyle. Genel âlem itibarıyla de âlem vücûdun akl-ı küllün sağ tarafı, imkân da sol tarafıdır. Ve Havva nefs-i külün suretidir ki akl-ı evvelin dıl-ı eyserinden mütekevvin oldu hasıl oldu.

Bu muhtelif olan varlıklar, renkler hepsi de Aklı kül ile nefsi külün izdivacından meydana geldi. Bu taayyunat içinde pek çok etken ve edilgen suretler zuhura geldi. İsmi fail etken ismi meful edilgen yani tesir alan dolayısıyla etken erkek tesir alan da dişi dir. İnsan fertlerinin fâil sûreti olan erkek ve sûret-i münfailesi olan kadın en güzel vech ahseni takvim ve en güzel sûret ile zahir oldu. İnsan fertlerinin başlangıcı babası yani evveli Âdem-i Hakiki olan Akl-ı Kül ile Havayı hakiki olan nefsi küldür. Bunlar Uluhiyet mertebesinde Zat’ta gizliydiler. Kur’an ki cemi esma ve sıfata cami olan Zat’tır, ve bu âlemler ki Zat’ı Uluhiyetin varlığında hayalat ve rüyadan ibarettir. Bütün bu gördüğümüz âlemler hayel ve rüyadan ibarettir.

Çekirdeğin içinde dal budak salıverip esfeli safiline doğru uzamıştır, zat mertebesinden uzaktır. İşte bu şecere (ağaç) Kur’an’da zikredilmiş olan şecere-i melune ve matrudedir Yanı tard edilmiş, kovulmuş ağaçtır. Bunun meyvesi- habbesi – tabiat zulmetidir. Yani kişinin nefsinin tabiata dönük olmasıdır. Tabiat zulmeti insanı aşağıya çekiyor. Aklı kül ile nefsi kül bu habbeye yakınlaşmadıkça, dünya tabiatına, habbeye yaklaşmadıkça

﴿٣٦﴾ فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلَى حِينٍ ﴿٣٧﴾ فَتَلَقَّىۤ اَدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

﴿٣٨﴾ قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنِّى هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاهُمْ يَحْزَنُونَ

2/36-38 Âdem ile Havva nefse dönük o hareket yapmazdan önce Cennette idiler. Men edilmiş ağaca yaklaşmaları iblisin vehminin nefs-i küll olan Havva ya galebe etti, nefsi kül aklı küle galebe etti. Yani iblisin vehminin nefs-i kül olan Havva’ya nefs-i Kül’e galebe etti iblisin vehmi, nefs-i Kül’e galebe etti. Nefs-i kül akl-ı Kül’e galebe etti. Ama bir an o devamlı ma’nâsına değil, bir andır, zâten o bir anlık galebe geldi mi, bir kaydırıyor ki toparlamak zor oluyor. Nefs-i Kül’ün bile akl-ı Kül’e galebesi ile vaki oldu ki bu âlem kesafette Bu bir an içindi, her zaman değildir. Onlar nasıl tabiatlarına uyarak bu âleme inmişlerse onların neslinden olanlarda kesrete dahil olmuşlardır.

﴿٦٠﴾ وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّتِىۤ اَرَيْنَاكَ اِلا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِى الْقُرْاَنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلا طُغْيَانًا كَبِيرًا

17/60- “Ey habibim zikret şu vakti ki biz sana dedik muhakkak senin Rabbinin nası Zat’ı uluhiyetiyle sarmıştır.” Yani onların hakiki vücutları yoktur, kendilerine has hakiki bir vücutları yoktur. Belki tamamı isimlerin gölgelerinden ibarettir. Gölge ise hayaldir. Bizim sana gösterdiğimiz rüya ve Kur’an da olan şecerei melune insanlara fitnedir. (Resul (s.a.v.) e bir rüya gösterilmişti Mekkenin feth edileceği ile ilgili) Bu kainattakilerin gerçeğini gördüğünden burada gördükleri rüya hükmündedir. Sana gösterdiğimiz bu kesere-i taayyunat rüyadır. Zat-ı Uluhiyetin varlığında bu âlem rüyadan ibarettir. Bu dünya bir uykuda görülenler gibidir, ne zaman ölecekler o zaman bunu anlayacaklardır.

اَرَيْنَاكَ 17/60- “Biz sana gösterdik” deki kaf-ı hitab Cemi hakikatlara nisbeti cami olan taayyun Muhammediyedir. Yani, cemi hakikatlere nisbet-i cami olan taayyün Muhammediyedir. Görme keyfiyeti gören ve görülen gerektirir. Bunlar ise çokluktur, bu çokluk zatta meydana gelen şecerei melunedir. Biz vücutları ruh ile nefisten meydana gelen وَلا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ 2/35- bütün insanlara “Şu ağaca yaklaşmayın” diyerek her an korkuturuz.

فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلا طُغْيَانًا كَبِيرًا 17/60- “Halbuki bu korku muvâcehesinde onların nefisleri ihvayı vehim ile ruhlarını kendilerine meylederek o şecerei melunenin semeresi olan zulmati tabiiye ye el uzatırlar. Onların isyanı büyük olur vech-i Vahdetten örtünmeleri artar.

Ey hikmet sahibi olmak isteyen! Kur’an’ı Kerim mazideki Âdem ve Havvadan değil bizim özelliklerimizden bahsediyor biz ise bu vakayı maziye döndürmek ile kendi halimizden gaflet ediyoruz.[8] “ İz- -T-B- ”

Fusûs’ül-Hikem’in “Âdem Fassı”nda işlenen a‘yân-ı sâbite (ezelî sabit hakikatler) ilmine göre, her varlığın Allah’ın ilminde ezelî bir hakikati (ayn) vardır. Bu ayn, o varlığın istidadını (hadi-cemal veya mudil-celal) belirler. Bu ilim çerçevesinde, “çift çift halk edilmenin anlamı şudur.

Her varlık, kendi zıddı ile birlikte halk edilmiştir. İyilik, kötülük ile; rahmet, kahır ile; nûr, zulmet ile tanınır.

İnsanın erkek ve dişi olarak halk edilmesi, bu ezelî hakikatlerin (a‘yân-ı sâbite) dünyadaki bir yansımasıdır. Her bir “çift”, birbirini tamamlar ve kemâle erdirir. (M.D.)