E-iżâ kunnâ ‘izâmen naḣira(ten)
"Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?"
"Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
Bu ayet, yeniden dirilişin imkansızlığını dile getiren müşriklerin, çürümüş kemiklere dönüştükten sonra nasıl diriltileceklerini sorgulamasını ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, bu sorgulamanın temelini oluşturan 'olmak', 'kemikler' ve 'çürümüş/ufalanmış' hallerini dilbilimsel ve semantik açıdan ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kevn (كون) kelimesi, bir şeyin var olması, meydana gelmesi veya bir halden başka bir hale dönüşmesi anlamlarına gelir. Ayetteki 'künnâ' (كُنَّا) ifadesi, 'olduğumuz zaman' anlamında, kemiklerin ufalanmış bir hale gelmesini ve bu halin bir zaman dilimini işaret eder. Bu, dirilişin imkansızlığına dair bir argüman olarak sunulur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kevn, bir şeyin varlığının gerçekleşmesi veya bir durumdan başka bir duruma geçişidir. Ayetteki 'künnâ' ifadesi, 'biz olduğumuzda' anlamında, insan bedeninin ölümden sonraki dönüşümünü, yani kemiklere ve nihayetinde ufalanmış kemiklere dönüşme sürecini vurgular. Bu, yeniden dirilişin zorluğuna dikkat çeker.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azm (عظم) kelimesi, bedenin iskeletini oluşturan kemiklerdir. Ayetteki 'ızâmen' (عِظَامًا) ifadesi, ölümden sonra bedenin çürüyüp geriye kalan kemiklerini ifade eder. Bu, dirilişin imkansızlığına dair şüpheleri dile getirenlerin temel dayanak noktasıdır; zira kemiklerin yeniden bir araya gelip canlanması akıllarına sığmaz.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azm, bedenin direği olan kemiktir. Ayetteki 'ızâmen' kelimesi, dirilişin inkarında kullanılan bir argüman olarak, bedenin ölümden sonraki en dayanıklı ama aynı zamanda en cansız kısmını, yani kemikleri temsil eder. Bu, yeniden hayat bulmanın zorluğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'azm' (kemik) kavramı, genellikle ölüm ve yeniden diriliş bağlamında, bedenin çürüyüp dağılmasından sonra geriye kalan son kalıntı olarak geçer. Ayetteki 'ızâmen' ifadesi, dirilişin imkansızlığını savunanların, bedenin tamamen yok olduğunu ve dolayısıyla yeniden yaratılamayacağını düşündükleri materyalist bir bakış açısını yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nahire (ناخرة) kelimesi, çürümüş, dağılmış ve delik deşik olmuş kemik demektir. Ayetteki 'nahirah' (نَّخِرَةً) ifadesi, kemiklerin sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda çürüyüp dağılmış, yani en zayıf ve en parçalanmış hallerini vurgular. Bu durum, dirilişin daha da imkansız göründüğü bir tablo çizer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nahr (نخر), kemiğin çürümesi ve içinden ses gelmesi anlamına gelir. 'Nahirah' ise çürümüş, ufalanmış kemiktir. Ayetteki 'nahirah' kelimesi, kemiklerin sadece kemik olmakla kalmayıp, aynı zamanda tamamen çürüyüp dağılmış, neredeyse toz haline gelmiş durumunu ifade eder. Bu, dirilişin akıl almazlığını vurgulamak için kullanılan güçlü bir tasvirdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nahire, kemiğin çürüyüp dağılması ve içinden rüzgar geçtiğinde ses çıkarmasıdır. Ayetteki 'nahirah' kelimesi, kemiklerin en ileri derecede çürümüş, dağılmış ve işlevsiz hale gelmiş durumunu anlatır. Bu, dirilişin imkansızlığına dair şüpheleri pekiştiren bir niteliktir, zira bu kadar dağılmış bir yapının yeniden bir araya gelmesi zor görünür.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.