İżheb ilâ fir'avne innehu taġâ
"Haydi Firavun'a git! Çünkü o azmıştır."
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kendisine dünya mülkü verilen Firavun, kendindeki saltanatı yönünden ve kendine ait olduğunu zanneden geçici mülküne bakarak bunların sahipliğini kendine mâl ederek tebasına eziyet ve Hakk’a isyan etmeye başladı. Bunun üzerine, Cenâb-ı Hakk ona o devrede Nebî olan Mûsâ (a.s.) mı gönderdi. Daha henüz üzerinde Zât-î tecelli yok idi. Ağaç sûretinden esmâ tecellisi olmuştu, mucizeleri bakımından da kendisine sıfat tecellileri olmuştu. “Daha sonra Tur dağında kendisine Zat tecellisi olacaktır. İşte Mûsâ (a.s.) esmâ ve sıfat tecellileri techizatıyla Firavun’a gönderilmiştir.
Diğer yönüyle, bireysel varlığımızdaki Firavun’u bulup ona gitmemiz gerekmektedir ki o da nefsi emmâremiz yani bizi dünyâya çeken tarafımızdır.
Demek ki Mûsevîyyet mertebesinde dahi hâlâ isyan korkusu vardır.[32] “ İz- -T-B- ”
“Herkesin bir firavunu vardır. İlk firavun, insanın kendi nefs-i emmâresidir.”
“Git!” emri, sâlik için harekete geçme, nefsiyle mücadele etme ve onu terbiye etme çağrısıdır. İbnü’l‑Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinde vurguladığı gibi, nefs-i emmâre ile mücadele (cihâd-ı ekber) pasif bir bekleyişle değil, aktif bir “gitme” ile başlar. Bu:
- Düşmanı tanıma: Kendi içindeki Firavun’u (kibir, gurur, enâniyet, şehvet) teşhis etme.
- Harekete geçme: Ona karşı direnme, riyâzat ve mücâhede ile nefsi terbiye etme.
- Sonuç alma: Nefs-i emmâre’nin tuğyanını kırıp onu nefs-i mutmainne mertebesine yükseltme.