Fe-erâhu-l-âyete-lkubrâ
Derken Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi.
Bu ayet, Hz. Musa'nın Firavun'a gösterdiği mucizeyi anlatmaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, 'göstermek' fiili ve 'en büyük mucize' ifadesi etrafında şekillenerek ilahi kudretin ve peygamberlik delilinin vurgulanmasını sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رأى' fiilinin hem gözle görmeyi hem de kalple idrak etmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise 'أرى' (if'al babı) şekliyle, bir şeyi başkasına göstermek, onu gözle görülür kılmak anlamındadır. Hz. Musa'nın Firavun'a mucizeyi somut bir şekilde sunmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أرى' fiilinin burada 'beyyene' (açıkladı, ortaya koydu) anlamında kullanıldığını ima eder. Firavun'a mucizenin açıkça gösterilmesi, onun inkarına karşı bir delil olarak sunulmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'أرى' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi kudretin veya peygamberlik delillerinin insanlara sunulması bağlamında kullanıldığını belirtir. Burada da Hz. Musa'nın Firavun'a ilahi bir delili, yani mucizeyi göstermesini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'آية' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'alamet' veya 'delil' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Firavun'a gösterilen olağanüstü bir delil, yani mucize anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'آية' kelimesinin 'bir şeyin varlığına delalet eden alamet' olduğunu ifade eder. Kur'an'da ise peygamberlerin doğruluğunu ispatlayan mucizeler için kullanılır. Burada da Hz. Musa'nın peygamberliğini kanıtlayan bir mucizeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da hem evrendeki ilahi işaretleri hem de peygamberler aracılığıyla gönderilen mucizeleri kapsadığını vurgular. Bu ayetteki 'âyet', Firavun'a meydan okuyan ve ilahi gücü gösteren somut bir mucizedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'كبير' kelimesinin 'azamet' ve 'büyüklük' ifade ettiğini belirtir. 'الكبرى' ise 'ekber' kelimesinin müennesidir ve 'en büyük' anlamına gelir. Ayetteki 'âyet'in niteliğini vurgulayarak, gösterilen mucizenin diğerlerinden daha üstün ve etkileyici olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'كبر' kökünün 'nicelik, nitelik veya şeref bakımından büyüklük' anlamlarını içerdiğini açıklar. 'الكبرى' burada, gösterilen mucizenin hem etki hem de önem açısından en üst düzeyde olduğunu, Firavun'u ikna etme potansiyelinin en yüksek olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أفعل التفضيل' (üstünlük sıfatı) kalıbının, bir şeyin diğerlerinden daha üstün olduğunu ifade ettiğini belirtir. 'الكبرى' da bu kalıpta olup, gösterilen mucizenin Hz. Musa'nın diğer mucizeleri arasında veya Firavun'un gördüğü diğer olaylar arasında en büyük ve en etkileyici olduğunu vurgular.
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Mûsâ (a.s.)’a gelinceye kadar olan ilmi işâretler Mûsâ (a.s.)’a gösterildiğinden nas indinde büyük Âyetlerdir. Ve Hadi esmâsının zuhuru olarak mudil esmâsının zuhur mahalli Olan Fir’avun’a vehminin (şartlanmalarının) bir hayal olduğunu gösterdi. (M.D.)
(27/12) “Ve elini koynuna sok, bembeyaz, kusursuz olarak çıkıversin. Dokuz mucize ile Firavun'a ve kavmine -git- şüphe yok ki, onlar yoldan çıkan bir kavim oldular.”
Ve edhil yedeke: elini dâhil et
Fî ceybike : gögsüne sok.
Tahruç: çıkar
Beydâe min gayri sûin: bembeyaz parlak bir el olsun.
Fî tis’i Âyatin ilâ firavne ve kavmihi: ve 9 işaretle, Âyetle fir’âvn’a ve kavmine git. 2 tanesini burada belirtti.
İnnehum kânû kavmen fasikın: çünkü onlar fasık, bozuk kavimdir. Onları doğrultmak için bu 9 mu’cize ile birlikte onlara git.
Elini sok: fî ceybike
İlâh-î akla, aklı külle ulaşmak. İşte Mûsâ (a.s.) bu sistem içerisinde sol elini sağa aklı kül tarafına soktu. Ve aklı kül onu kemâle erdirerek nurlandırdı, parlattı. Zâten Mûsâ (a.s.)ın sağ eli asası ile dolu idi. (20/17) “nedir sağ elinde olan” denmişti. Aksi halde sağ elini sola sokmuş olsaydı, o el bulanık bir el olarak çıkardı. Çünkü aklı kül nefsi külle bulanmış olacaktı. Nefsi külle perdelenmiş olacaktı.
“ Dokuz mucize-Âyet- ile Firavun'a ve kavmine –git”
Âyetler ve işaretler ile kavmine git. Çünkü onlar bozulmuş kavimler idi. Esmâ-i İlâhiyye’lerini karmakarışık etmiş. C. Hakk’a istediği şekilde ki o Esmâ-i İlâhiyye’lerin sahibi C. Hakk’ın proğramladığı şeklinde kullanmayarak işi karıştırmaları yüzünden fâsık oldular, bozdular, bozgun-culuk yaptılar. Peki 9 âyet, 9 mucize ne idi.
1-Asa: Asâyı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asâ batın olarak nedir. “Akıl”dır.
2-Yedi Beyza: beyaz el, parlak el.
3-İman etmedikleri sürece kıtlık.
4-Tufan: çok büyük tufan oldu. Fir’âvn ve kavmi geliyorlardı. Bu mucizelerden biri başlarına geliyordu. Bir müddet düzeliyorlardı. Sonra tekrar bozuluyorlardı. Sonra hemen bunlar kısa bir süre sonra olmuş değil. Mûsâ (a.s.) daha ateş hadisesinden sonra kavminin arasına gidecek 20 yıl daha orada kaldığı vaaz ettiği, Fir’âvn’a gidip mücadele ettiği, ondan sonra Mısırdan çıktıkları hadisesi var, 40 sene de sahrada dolaştılar. Ve 40 yaşında Mısırdan çıktı. O kibtiyi öldürünce 10 sene Şuayp (a.s.) ın yanında kaldı. geriye döndü. 20 kusür yıl risâletine devam etti. İşte kabul edenler etti. Bu 9 mucizesi bu Sûreler içinde oldu. Müneccimlerle sihirbazlarla karşılaşması, o hadiseler o Sûreler içinde oldu. Ondan sonra çıktı mısırdan
5-Çekirge:1 sene bütün gıdalar çekirge istilasına uğradı.
6-Kurbağa: O kadar çok çıktı ki kurbağadan basacak yer bulamadılar.
7-Bit çıktı:
8-Nil suyu onlar hakkında kana dönüştü. Nile gidiyorlardı sulamak için kan oluyordu. Beni İsrâîl’den birisi gidiyorsa su oluyordu. Uzun seneler Fir’âvn ve halkı bu mucizelerle boğuştu.
9-Denizin yarılması: Mısırdan çıkıyorken Kızıldenize 12 yerden asasını vurdu. Oradan geçtiler.[35] “ İz- -T-B- ”