Fekeżżebe ve 'asâ
Fakat o, Musa'yı yalanladı ve isyan etti.
Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.
Bu ayet, Firavun'un peygamberin mesajını reddetme ve Allah'ın emirlerine karşı gelme eylemlerini vurgulamaktadır. İki temel fiil üzerinden Firavun'un inkarcı ve isyankar karakteri ortaya konulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) kelimesi, 'yalan söylemek' veya 'yalanlamak' anlamlarına gelir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un Hz. Musa'nın getirdiği mucizeleri ve tevhidi yalanlaması, yani hakikati reddetmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece bir sözü yalanlamak değil, aynı zamanda bir mesajı ve daveti inkar etmektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) fiili, Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği ayetleri ve hakikatleri reddetme, onlara inanmama anlamında kullanılır. Firavun'un 'yalanlaması', Hz. Musa'nın peygamberliğini ve Allah'tan getirdiği mesajı kabul etmemesi, onu batıl saymasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kezzabe (كَذَّبَ) kavramı, Kur'an'da 'küfür' kavramıyla yakından ilişkilidir. Bir şeyi yalanlamak, aynı zamanda onu inkar etmek ve ona karşı çıkmak demektir. Firavun'un yalanlaması, sadece sözlü bir reddediş değil, aynı zamanda kalben ve fiilen Allah'ın ayetlerine karşı duruşunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Asâ (عَصَىٰ) kelimesi, 'itaatsizlik etmek', 'karşı gelmek' ve 'emre muhalefet etmek' anlamlarına gelir. Ayette Firavun'un 'isyan etmesi', Allah'ın emirlerine ve Hz. Musa aracılığıyla gelen uyarılara bilerek ve isteyerek karşı çıkması, boyun eğmemesi durumunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Asâ (عَصَىٰ) fiili, bir emre veya yasağa uymamak, haddi aşmak demektir. Firavun'un isyanı, sadece Hz. Musa'ya karşı gelmekle kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın rububiyetini ve uluhiyetini tanımayarak haddini aşması ve ilahi düzene karşı çıkmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Asâ (عَصَىٰ) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a ve peygamberine karşı gelme, ilahi sınırlara riayet etmeme anlamında kullanılır. Firavun'un 'isyan etmesi', onun kibir ve gururundan dolayı hakka boyun eğmeyişini, ilahi otoriteyi reddedişini ve kendi hevasına tabi oluşunu gösterir.
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nefsi emamre Fir’avunu Akıl Mûsâ’sının davet ettiği “Hadi” olan Rabbi yani hidâyet üzere olmaya karşı geldi ve onu yalanladı.
Kulak ilk gerekli olandır, kulağın duyduğunu daha sonra göz ile sonra beyinde müşâhede sahasına geçirerek oradan kalbe götürmeli ve orada mutmainlik hâsıl edilmelidir.
Nefsi emmare Fir’avunu nefsini ilah edildiğinden kulağını hakikate kapamış ve bu hakikatleri duyacak halide yoktur. (M.D.)
“Tekzîb” (yalanlama), nefs-i emmâre’nin hatalı bir bilgiye sahip olmasından değil, bilinçli bir örtme eylemin-den kaynaklanır. Firavun, Hz. Mûsâ’nın mucizelerinin hak olduğunu bilmesine rağmen, kibrinden dolayı onları sihir olarak nitelendirmiş ve reddetmiştir. Nefs de kendisine gösterilen doğru yolu defalarca görmesine rağmen, kendi arzularına (hevâ) uyarak bu bilgiyi yalanlar ve örter.
(Ve lekad ereynâhu âyâtinâ kullehâ fe kezzebe ve ebâ)
(Tâ-Hâ-20/56) “Ve andolsun ki; Âyetlerimizin (mûcize-lerimizin) hepsini, ona gösterdik. Buna rağmen yalanladı ve (yalanında) direndi.”
Âlemi mânâ da ne varsa âlemi şehadette onları açık deliller-Âyetler olarak gösterdik, ancak bunları mahlûk-varedilmiş şeyler olarak gördüğünden, bunların hakikatlerinin ve inşealarının Hakk’a ait olduğunu anlamadığından ve bunların kendine ait mülkü olduğunu zannettiğinden bunların Hakk’a ait olduğunu yalanladı.
Nefsi emmârede aynen böyle hakikatleri ters gösterip bunları yalanlatmaktadır. “ İz- -T-B- ”