Fe-eḣażehu(A)llâhu nekâle-l-âḣirati vel-ûlâ
Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve ahiret cezasıyla cezalandırdı.
Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
Nâziât Suresi 25. ayet, Firavun'un akıbetini 'ahiret ve dünya azabı' olarak ifade ederken, 'ahz' fiili ve 'nekâl' masdarı üzerinden ilahi cezanın hem dünyevi hem de uhrevi boyutunu vurgulamaktadır. Ayet, ilahi adaletin tecellisini ve isyanın kaçınılmaz sonucunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ele geçirmek, tutmak' olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde 'cezalandırmak, helak etmek' manasına geldiğini, bu ayette de Firavun'un ilahi bir ceza ile yakalanıp helak edildiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahz' fiilinin bu bağlamda mecazi olarak 'cezalandırmak' anlamına geldiğini, Allah'ın Firavun'u helak ederek onu yakaladığını ve bu yakalayışın bir ceza olduğunu vurgular. Ayetteki 'onu yakaladı' ifadesi, Firavun'un ilahi kudretin elinden kurtulamadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahz' fiilinin Kur'an'da Allah'a atfedildiğinde genellikle 'ilahi ceza' veya 'ilahi müdahale' anlamı taşıdığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Firavun'un kibir ve isyanına karşı Allah'ın kesin ve kaçınılmaz bir ceza ile müdahale ettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nekâl' kelimesinin 'başkalarına ibret olması için verilen ceza' anlamına geldiğini belirtir. Firavun'a verilen bu cezanın, onunla aynı suçu işleyecek olanlara bir uyarı ve ders niteliği taşıdığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nekâl' kelimesinin 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' kökünden geldiğini ve bu bağlamda 'başkalarını benzer bir eylemden alıkoyacak, caydırıcı bir ceza' anlamına geldiğini açıklar. Firavun'un akıbeti, sonraki nesiller için bir ibret vesilesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nekâl' kelimesinin 'ibret verici ceza' anlamını vurgular ve bu cezanın sadece cezalandırılan kişiyi değil, aynı zamanda başkalarını da kötü fiillerden caydırmayı hedeflediğini belirtir. Ayetteki 'nekâl' ifadesi, Firavun'un cezasının evrensel bir ders olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelen, son' anlamındaki 'âhir' kökünden türediğini ve Kur'an'da genellikle dünya hayatından sonraki ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette Firavun'un ahirette de cezalandırılacağına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'âhiret'in dünya hayatının zıddı olduğunu ve insanın amellerinin karşılığını göreceği ebedi yurdu ifade ettiğini açıklar. Firavun'un 'ahiret azabı', onun dünyadaki isyanının ebedi sonuçlarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ûlâ' kelimesinin 'evvel' kökünden geldiğini ve 'ilk, önceki' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette 'dünya hayatı'nı ifade etmek için kullanılmış olup, Firavun'un hem dünyada hem de ahirette cezalandırılacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ûlâ' kelimesinin 'dünya' anlamında kullanıldığını ve 'âhiret'in zıddı olduğunu ifade eder. Firavun'un 'dünya azabı', onun dünyadaki helakini ve ilahi gazaba uğramasını kapsar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.