Fe-ssâbikâti sebkâ(n)
Derken, öne geçenlere,
Yarışıp geçenlere,
Nâziât Suresi'nin 4. ayeti, 'yarıştıkça yarışan' anlamındaki 'es-Sâbikât' ve 'sebkan' kelimeleriyle, ilahi emirleri yerine getirmedeki sürati ve öncülüğü vurgular. Bu kavramlar, meleklerin görevlerini icra etmedeki hızını ve kararlılığını semantik olarak derinleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebaka' fiilinin bir şeyde öne geçmek, birini geride bırakmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'es-Sâbikât' ise, Allah'ın emirlerini yerine getirmede veya ruhları kabzetmede diğerlerinden daha hızlı ve önde olan melekleri işaret eder. Bu, onların görevlerindeki sürati ve önceliği vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'es-Sâbikât'ı 'ruhları kabzeden melekler' olarak tefsir eder ve onların bu görevdeki hızlarını ve önceliklerini mecazi bir ifadeyle 'yarışanlar' olarak nitelendirir. Ayetteki kullanımı, meleklerin ilahi iradeyi yerine getirmedeki çevikliklerini ve kimsenin önüne geçemeyeceği bir süratle hareket ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sebaka' kökünün Kur'an'da genellikle 'öncelik', 'geçme' ve 'yarışma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'es-Sâbikât' kavramı, ilahi düzende belirli bir görevi yerine getirmede diğerlerinden daha önce davranan veya öne çıkan varlıkları ifade eder. Bu ayette, meleklerin ilahi emirlere itaat etmedeki ve onları uygulamadaki öncü rollerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sebkan' kelimesinin 'sâbikât' fiilinin mutlak mef'ulü (masdar-ı nev'î) olduğunu ve fiilin anlamını pekiştirdiğini belirtir. Bu kullanım, meleklerin yarışma veya öne geçme eylemini sadece bir kez değil, sürekli ve yoğun bir şekilde gerçekleştirdiklerini, yani 'yarıştıkça yarıştıklarını' ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sebaka' kökünün 'bir şeyi geçmek, öne geçmek' anlamını taşıdığını ve 'sebkan' masdarının bu eylemin gerçekleşme biçimini veya yoğunluğunu vurguladığını açıklar. Ayetteki 'sebkan' kelimesi, meleklerin görevlerini ifa etmedeki hızlarının ve önceliklerinin sıradan bir geçiş değil, adeta bir yarışma derecesinde olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, masdarların fiilin anlamını pekiştirme ve genelleştirme işlevine dikkat çeker. 'Sebkan' kelimesi, 'es-Sâbikât'ın gerçekleştirdiği 'öne geçme' eyleminin sadece bir anlık olmadığını, aksine sürekli ve kararlı bir nitelik taşıdığını vurgular. Bu, meleklerin ilahi emirleri yerine getirmedeki azim ve sürekliliklerini semantik olarak güçlendirir.
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Sâbihât, Nefsin ağırlığından kurtularak “seyr u sülûk”ta ilerlemesi,
Sâbikât, Nefs-in hayırlarda yarışması,
Sâbikât (yarışıp geçenler) – birbirleriyle yarışarak emri yerine getiren melekler,
Hayırlarda yarışır: Artık nefsânî arzuların (hevâ) peşinde değil, ilâhî rızanın peşinde koşar.
Yarışıp geçen konumundadır: Nefsin bu hali, tıpkı cennete götürülen mümin gibi, ebedî kurtuluşa “önden” ve “yarışarak” ulaşır.
Dünyada iken hayırlarda yarışan, nefsini terbiye eden kişi, âhirette bu yarışının karşılığını “sâbikât” meleklerinin (yani kendi güzel amellerinin somutlaşmış suretleri) tarafından âdeta “yarıştırılarak” cennete götürülmesiyle ödüllendirilecektir.
Tıpkı bir atletin koşuyu kazanması gibi, müminin ruhu da bu “yarışı” kazanmış ve “önde giden” (sâbık) konumuna ulaşmıştır.
Ölüm bir “yarış” değil, “zafer”dir: O, nefsânî benliğini çoktan aşmış, ebedî hayata “önden” kavuşmuştur.
“Sâbikât”, onun manevî derecesinin bir göstergesidir: O, hayırlarda önde giden, salih amellerde yarışan ve bu yarışı kazanan kâmil insandır.
Nusret Tura (r.a.) Kadir gecesi Münacat’ının bir bölümünde özet olarak şöyle demektedir.
Nusret kulun cennet kapısında da değildir. Zatının deryasında yüzmek istiyorum. Senin aşk ateşinle yanmak istiyorum. Pervanenin en son çare olarak kendisini ateşe atması gibi yanmak isliyorum. Çok şükürler olsun sana; yanıyorum da, beni hiç bir âlem tatmin edemez oldu. Bende ibadet takati da kalmaz oldu; çünkü zatının ismi, isimlerin en güzeli ve en derin ma’nâlısı; “ALLAH” diye seni aradığım zaman gönlümden doğan bir nur parmaklarımın ucuna kadar yayılıyor. Topraktan olan varlığımı nur kaplıyor. Bütün hislerim, kuvvetlerim, ihtiraslarım, iptilalarım eriyor, yok oluyor.
ALLAH ALLAH ben nerede idim? Büyük bir kalabalık ellerini açmışlar ağlıyorlardı. Onlara islediklerini verdim, sevindiler. Gittiler, evet onlar gittiler, ben yine onlarla kaldım. Evet, ben onun elbisesi oldum, evet o benim içimden doğru kaynadı. Beni eritti, evet evet, bayıldım veya tam diri oldum hayatın da ta kendisi, lütuf ve keremin ta kendisi, isimleri sıfatları Zatın’ın deryasında gaip oldum.
Cehennem yakmaz oldu. Cennet de gözümden silindi. Evet, evet, ahir zaman velisi evet son velilerden hayır bir kaç tane daha var. Sözlerimi melek İsrafilin Sur’u gibi ve isa peygamberin sözleri gibi diriltici, hem de ölüleri diriltici sözler. Taşlara topraklara hayat veren sözler. “Biz de sizdeniz” diyorlar.
Evet, inbisat (genişleme hali) katreye verilirse, “deryayım” der. Evet, inbisat (genişleme hali) zerreye verilirse “güneşim” der.