Ke-ennehum yevme yeravnehâ lem yelbeśû illâ ‘aşiyyeten ev duhâhâ
Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.
Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
Nâziât Suresi 46. ayet, kıyamet gününün dehşetini ve dünya hayatının geçiciliğini vurgulamaktadır. Ayet, insanların dünya hayatını ne kadar kısa algılayacaklarını 'akşam' ve 'kuşluk vakti' gibi zaman dilimleri üzerinden ifade ederek, ahiret karşısındaki dünya hayatının önemsizliğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رأى' kelimesinin hem gözle görmeyi (rü'yetü'l-basar) hem de kalple idrak etmeyi (rü'yetü'l-kalb) ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'يَرَوْنَهَا' ifadesi, kıyametin bizzat vuku buluşuna şahit olmayı ve onun dehşetini idrak etmeyi kapsar. Bu, sadece görsel bir algı değil, aynı zamanda tam bir idrak ve tecrübe etme halidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'رأى' fiilinin Kur'an'da bazen 'bilmek, anlamak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'يَرَوْنَهَا' ifadesi, kıyametin gerçekleştiğini ve onun gerçekliğini tam olarak idrak ettikleri anı vurgular, sadece görmekle kalmayıp, onun sonuçlarını da anlamalarıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'لبث' kelimesinin 'beklemek, durmak, ikamet etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَمْ يَلْبَثُوا' ifadesi, insanların dünya hayatında geçirdikleri sürenin kıyametle karşılaştırıldığında ne kadar kısa ve önemsiz olduğunu düşündüklerini gösterir; sanki hiç kalmamış gibi hissedeceklerdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'لبث' kelimesinin bir yerde durmak, oyalanmak ve beklemek manalarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, dünya hayatının geçiciliğini ve kıyamet gününün dehşeti karşısında bu sürenin ne kadar kısa algılanacağını vurgular. İnsanlar, dünya hayatında geçirdikleri zamanın çok az olduğunu hissedeceklerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عشية' kelimesinin 'akşam vakti' anlamına geldiğini ve genellikle günün son kısmını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, dünya hayatının kısalığını ve geçiciliğini anlatmak için kullanılan bir zaman dilimidir; sanki sadece bir akşam kadar kalmış gibi hissedeceklerdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'عشية' kelimesinin günün son kısmı, güneşin batmaya başladığı vakit olduğunu ifade eder. Bu ayette, dünya hayatının kıyamet karşısındaki önemsizliğini ve kısa süreli oluşunu vurgulamak için bir benzetme olarak kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'ضحى' kelimesinin güneşin yükseldiği, günün aydınlık ve parlak vakti olan kuşluk anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ضُحَاهَا' ifadesi, 'عشية' ile birlikte, dünya hayatının kısalığını ve bir günün sadece bir bölümü kadar olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki zaman kavramlarının genellikle bir karşılaştırma ve vurgu aracı olarak kullanıldığını belirtir. 'عشية' ve 'ضحى' gibi belirli zaman dilimlerinin kullanılması, dünya hayatının ahiret karşısındaki mutlak kısalığını ve önemsizliğini sembolize eder. Bu, insanların kıyamet gününde dünya hayatına bakış açılarının ne kadar değişeceğini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.