‘Abese ve tevellâ
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Abese Suresi'nin ilk ayeti, Hz. Peygamber'in bir durum karşısındaki fizyolojik ve psikolojik tepkisini, 'yüzünü ekşitme' ve 'yüz çevirme' fiilleriyle tasvir etmektedir. Bu fiiller, ayetin temel mesajını oluşturan anahtar kavramlardır ve bir tür hoşnutsuzluk veya rahatsızlık ifadesini barındırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'abese' kelimesini 'yüzünü buruşturmak, kaşlarını çatmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in yanına gelen âmâ kişiye karşı gösterdiği, içsel bir rahatsızlığın dışa vurumu olan yüz ifadesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abese'yi 'yüzün çirkinleşmesi, kaşların çatılması' olarak tanımlar ve bunun genellikle bir hoşnutsuzluk veya öfke durumunda ortaya çıktığını belirtir. Ayette, Peygamber'in, meşgul olduğu önemli bir konuşma sırasında araya giren âmâdan dolayı yüzünde beliren rahatsızlık ifadesini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abese' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle bir tür 'içsel sıkıntı' veya 'hoşnutsuzluğun' yüze yansıması olduğunu vurgular. Bu ayette, Peygamber'in, kendisini önemli gördüğü bir davetle meşgulken, dikkatini dağıtan bir durum karşısında gösterdiği doğal insani tepkiyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tevellâ' fiilini 'yüz çevirmek, sırtını dönmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in, âmâ kişiden yüzünü çevirerek ona karşı ilgisiz bir tavır sergilediğini, ondan uzaklaştığını mecazi olarak ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tevellâ' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, sırtını dönmek' anlamını taşıdığını belirtir. Ayette, Peygamber'in, âmâ kişinin sözlerine veya varlığına karşı gösterdiği, fiziksel bir uzaklaşma ve dolayısıyla zihinsel bir ilgisizlik halini tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevellâ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'yüz çevirme, sırt dönme' ve dolayısıyla 'ilgisizlik, terk etme' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Peygamber'in, âmâ kişiye karşı gösterdiği, onu dinlemeye veya onunla ilgilenmeye yönelik isteksizliği ve ondan uzaklaşma eylemini vurgular.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Enbiya (a.s.) umuma hitap ettikleri ve bu hitaplarını ulemanın fehimlerine itimat ettikleri için yani ulemanın anlayışlarına itimat ettikleri için lisan-ı zahir ile kelam ederler. Böylece Rasul-u kiram, hazarat-ı ehli fehmin mertebesini ve onların kelamı zahirinden batınına intikal edeceklerini bildikleri için fehimleri kısır olan avamın gayrısına itibar etmezler. Zira getirdikleri ulum ve şeraiyi umuma tebliğe memurdurlar. Yani peygamberan Hz.leri öyle kelam söylerler ki kendileri zahir olarak geldiklerinden lisanlarını şeriat icabı yani herkesin anlayacağı bir şekilde söylerler ancak ulema-ı batın bunların sözlerinden batın manasını çıkarırlar.
Nitekim (s.a.v.) Efendimiz ataya hakkında bu mertebeye tenbih edip buyururlar ki “Ben atayı öyle bir adama yaparım ki (yani vermeyi öyle bir adama yaparım ki) o adamın üzerine tama galebe ettiği için Allahüteala onu nara düşüreceğinden korkarım. O adamanın üzerine tama ve nefs galebe ettiği için yani dünya tamahı ve nefsinin tabiatı galip geldiğinden Allahüteala onu nara düşüreceğinden korkarım. Halbuki bol bol verme ettiğim bu adamdan daha ziyade sevdiğim adamlar vardır. Yani kavminin arasında birçok insanlar vardır bazılarını daha çok severim bazılarına daha çok vermeyi isterim, o
adamdan da daha ziyade sevdiğim adamlar vardır.
Velakin onlarda nefsani sıfatlar galip olmadığı ve atadan mahrumiyetlerinden dolayı benden uzaklaşmakla nar-ı bu’da düşmeleri haffı bulunmadığı için emr-i hatada onları tehir edip bu adamların altında bulunan ashab-ı nefsi tercih ve takdim ederim. İşte görülüyor ki (s.a.v.) Efendimiz üzerlerine tama ve tabiat-ı nefsleri galip olan akılları ve nazarları zayıf olan kimseleri emr-i atada tercih buyurdu. Mertebesi yüksek olanları bırakıp mertebesi aşağıda olanları zahirde takdis eyledi. Eğitimin gereği olarak aklı fazla olmayanların eğitimini öne aldı efendimiz.
Halbuki kendisine daha yakın kimseler vardı muhabbet ehli vardı. Onları biraz geriye bıraktı neden çünkü onlar anlarlar onun zahir kelamından. Hani Abese suresinde “Abese ve tevella” âyeti işte bu hususta geldi. 80/1 عَبَسَ وَتَوَلَّى Abese ve tevella; Asıldı yüzü ve çevirdi yüzünü![5]
Aslında Efendimize gelen-gelecek bir ihtar yok onun şahsında ihtar bize geliyor. Yani hiçbir yerde eksik yanlış bir şey görmeyelim yanlışlık varsa gerçekten o yanlışlık bizdendir yani bizim anlayışımızın yanlışlığından biz onu yanlış görmekteyiz. “ İz- -T-B- ”
(abese ve tevellâ), bir nebze olsun “kesret”te (çoklukta) kaybolup, “vahdet”i (birliği) unutma halinin sembolüdür. Ardından gelen ilâhî uyarı, bu tür bir ayrımın aslında ilâhî hikmetle bağdaşmadığını, herkesin kalbine hitap etmek gerektiğini öğretir.
“Yüz çevirme” ve “ekşitme”, nefsin en temel hastalıklarından biri olan “istikbâr” (kibir) ve “zulmet” (manevî karanlık) ile de ilişkilendirilir. Âyetteki bu dışsal hareket, aynı zamanda nefsin iç hali olan Hak’tan yüz çevirmeye (idbar) ve ilâhî nûra kapalı olmaya (abese) işaret eder.