İçeriğe atla
Abese 13Cüz 30 · Sayfa 585

Abese Sûresi 13. Âyet

عبس

Sohbete sor

Fî suhufin mukerrame(tin)

(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Abese Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Kur’ân. Sahîfeler, Levh-i Mahfuz, yahut doğrudan doğruya Kur’ân yazılan derilerdir. Yazıcıları; melekler, hafızlar, vahyi

yazanlar diye anlıyanlar vardır.[12]

Suhuf-i Mükerreme (Şerefli Sayfalar) A‘yân-ı Sâbite (Ezelî Sabit Hakikatler) İlm-i ilâhîdeki ezelî yazgı, vahyin kaynağı.


Kûr’ân-ı Kerîm Allah tarafından mâ’nâ âleminde dört defa tercüme edildi. Yâni ana kitâpta iken, Ümmül Kitâp’ta iken, kitabın anasında yâni, ana varlıkta iken bir tercüme edildi, Allahçadan Hakça’ya, oradan Levhi Mehfuz’a nâzil oldu, indirildi. Levhi Mahfuzda Hakça’ dan, Rabçaya tercüme edildi. Rapçadan da Arapçaya tercüme edildi. Bu tercümeyi yapan Allah-ü Teâlâ Hazret-lerinin kendisiydi. Sem’i ve âlim ismiyle. Âlim sıfâtıyla yaptı bunları. Niye böyle oldu bu işler? Şimdiye kadar Kûr’ân-ı Kerîmin böyle bir ifâdesini duyduk mu? Duymadık.

Duymadık ama bizim duymamamız bunun yokluğu değildir. Duymayabiliriz, her şeyi ama gerçeği bu Kûr’ân-ı Azimüşşanın. Bize ulaşma gerçeği bu. Eğer Levhi Mahfuzda ve ondan evvelki Ümmül Kitâpta olduğu şekliyle bize indirilmiş olsaydı, bizim bunu anlamamız kesinlikle mümkün değildi. İşte Kûr’ân-ı Kerîm’in nâzil olma hakîkatinde bu yatmakta. Gerçeğinde bu yatmaktadır. Nâzil bir mertebeden bir mertebeye, yâni bir mahâlden bir mahâle indirilmesi değil. İçindeki mânânın bir mertebeden bir mertebeye, hafifletilerek indirilmesi. Nüzul demek bu demektir, nâzil olması da budur. Yâni zât mertebesinden, sıfât mertebesine indirilmesidir. Yoksa Arş-ı Alâ’dan dünya semâsına indirilmesi gibi, ifâdeler de geçerlidir ama bunlar izafi ifâdelerdir, bazı şeyleri belirtmek için söylenen ifâdeler. Makam ve mekân ifâdeleri değil. Zaman ve mekân ifâdeleri değildir. Eğer Cenâb-ı Hakk Allah’çadan Arapçaya tercüme etmeseydi, bu Kûr’ân-ı Azimüşşanı sadece ve sadece Allahü Teâlâ Hazretlerinin benzeri birçok Allah’lar olması lazımdı ki, ancak onlar kendi aralarında anlayabilirlerdi bu lîsânı. Tabii böyle bir şey mümkün değil. Ama izâh için söylüyorum. Anlatabildim mi? Allah’da olan Ümmül Kitâpta olan Kûr’ân-ı Azimüşşanın özünü, aslını hiçbir varlığın sıfât mertbesi dahil, orada bulunan hiçbir varlığın anlaması mümkün değildir. İşte anlaşılması için anlaşılmasının kolaylaştırılması için, Cenâb- Hakk onu bir tercüme yaptı, yâni nâzil etti, nuzul etti, hafifletti, indirdi. Nasıl ki bütün bu âlemler yok iken, Allah-ü Teâlâ Hazretleri amaiyette iken, bu âlemler varmıydı? Yoktu. Arapça Türkçe lîsânlar varmıydı? Yoktu.

Bunların hepsi sonradan oluştu, sonradan meydana geldi. İşte bunlar sonradan meydana geldiği gibi Kûr’ân-ı Kerîm’inde tecelli saf’haları sonradan oluştu. Nâzil denen budur. İnme diye bahsedilen budur. Bir mertebeden bir mertebeye, bizim anladığımız mânâda inmek, düşmek işte ulaşmak gibi değil, mânâsının hafifleştirilmesi nâzil olması. Zât mertebesinden sıfât mertebesine Levhi Mahfuza. Levhi mahfuzda levhalar halinde ilim olarak billurlaşmaya başladı, belirmeye başladı Kûr’ân-ı Kerim’in hakîkati. Oradan yine o şekilde bize gelseydi yine anlayamayacaktık. Mümkün değildi çünkü.

Oradan da Cenâb-ı Hakk Levhi mahfuzda bir tercüme yaparak. Şimdi aklıma geldi. Kitab’ül Mübin neyse, oradan sonra aldığı isim de, İmam’ül Mübindir. O ismi alarak Kûr’ân ifâdelendirildi. Orada da Rabça. Yâni esmâ merte-besine tenezzül etti. Bütün varlık tenezzül ettiği gibi, Kûr’ân’da esmâ mertebesine tenezzül etti. Bunlar hep… Dinleyenlerden biri: Furkan… Yok, Furkan değil. Furkan sıfât. Levhi mahfuzdan bir tecelli ile bir tercüme ile Kitab’ül Mübin, yâni açık kitâp hükmüne ki, buda esmâ âlemidir. Esmâ-i İlâhiyenin açıldığı sahadır. Orada Rabçaya tercüme etti Cenâb-ı Hakk. Yâni Hakçadan Rabçaya tercüme etti. Rab bilindiği gibi rububiyet, terbiye mertebesi, esmâ mertebesi, yâni isimlerin zuhur mertebesidir. Eğer bu şekliyle gelseydi yine anlaya-mazdık. Taa ki o günün en gelişmiş lîsânı olan, başına bir elif/ayn konmak sûretiyle Arapçaya tercüme edildi. “ İz- -T-B- ”