Likulli-mri-in minhum yevme-iżin şe/nun yuġnîh(i)
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
Abese Suresi'nin 37. ayeti, kıyamet gününün dehşetini ve her bireyin kendi haliyle meşgul olacağını vurgular. Ayet, o günkü bireysel sorumluluğu ve başkalarıyla ilgilenme imkanının kalmayacağını dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmri' (امرؤ), 'insan' anlamına gelir ve genellikle 'erkek' için kullanılır, ancak burada cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her bir kişiyi ifade eder. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde herkesin kendi derdine düşeceğini, başkalarıyla ilgilenme imkanının kalmayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İmri' kelimesi, 'kişi' veya 'birey' anlamında olup, bu ayetteki bağlamda, kıyamet gününde her bir ferdin kendi durumuyla yüzleşeceğini ve başkasına yardım edemeyeceğini mecazi olarak anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yevmeizin (يومئذٍ), 'o gün' anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle kıyamet gününü, yani hesap ve ceza gününü belirtmek için kullanılır. Bu ayette, o günün dehşetini ve herkesin kendi derdine düşeceği zamanı işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'yevm' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının sadece zamansal bir dilimi değil, aynı zamanda belirli bir olayın veya dönemin başlangıcını ve sonunu ifade ettiğini belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, kıyamet gününün benzersiz ve belirleyici bir zaman dilimi olduğunu vurgular, bu da o günkü bireysel meşguliyetin önemini artırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şe'n (شأن), 'hal, durum, iş, meşguliyet' anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde her insanın kendi durumu, amelleri ve akıbetiyle o kadar meşgul olacağını ki, başkalarıyla ilgilenmeye fırsat bulamayacağını anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şe'n, kişinin içinde bulunduğu önemli durumu veya meşguliyeti ifade eder. Bu ayette, kıyamet gününün şiddeti ve dehşeti nedeniyle her bireyin kendi kurtuluşuyla ilgili derin bir meşguliyet içinde olacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şe'n' kelimesinin Kur'an'da genellikle kişinin önem verdiği, üzerinde durduğu veya kendisini meşgul eden bir durumu ifade ettiğini belirtir. Abese 37'deki 'şe'n', kıyamet gününde bireyin tüm dikkatini kendi akıbetine yönelteceği, başka hiçbir şeye odaklanamayacağı bir 'dert' veya 'meşguliyet' olarak yorumlanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğanâ (غنى) kökünden türeyen 'yuğnîhi' (يُغْنِيهِ), 'onu yeterli kılar, onu başkalarından müstağni kılar' anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, her bireyin kendi derdinin o kadar büyük ve kapsayıcı olacağını ki, onu başkalarıyla ilgilenmekten tamamen alıkoyacağını, kendi haliyle yetinmesini sağlayacağını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yuğnîhi fiili, kişinin kendi işiyle meşgul olup başkasına bakmaya fırsat bulamayacağını, kendi derdinin ona yeteceğini anlatır. Bu, kıyamet gününün şiddetini ve bireysel sorumluluğun ağırlığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yuğnîhi, 'onu başkalarından uzaklaştırır, kendi haliyle meşgul eder' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde herkesin kendi derdiyle o kadar meşgul olacağını ki, en yakın akrabalarına bile bakamayacağını, kendi haliyle yetineceğini ve başkalarından müstağni kalacağını belirtir.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Mesnevi-i Şeri’ten devam;
Bu demde onu çağır ve bâkiyi bırak, tâ ki sen mülk-i cihanın vârisi olasın!
Mâdemki ölüm deminde, Hak’tan başka istimdâd edecek bir kimse yoktur; binâenaleyh şimdi bu hayât-ı dünyeviyye deminde de her bir ihtiyâcında Hakk’ı çağır ve ondan başkalarını ve bâlâ kalan ağyârı bırak! Eğer böyle yaparsan, Hakk’ın nâibi olan bir insân-ı kâmil olup mülk-i cihanda mülk-i cihânın da vârisi olursun.
Vaktaki kişinin kardeşinden kaçması gele, çocuk o gün babasından kaçar.
Bu beyt-i şerîfte Abese sûre-i şerîfesinde vâki’ (Abese 34/37) “O kıyamet gününde kişi kardeşinden ve anasından ve babasından ve dostundan kaçar. O günde onlardan her bir kimse kendisini iğnâ eden bir şe’nde ve meşgalededir.” Âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni, kıyâmet gününde herkes kendi başının derdiyle meşgûl olur ve hiçbir kimsenin birbirine bakacak mecâli olmaz.
Ondan dolayı her dost o saatte düşman olur, zîrâ o senin putun ve yoldan mâni'in idi.
Ya’ni, hayât-ı dünyeviyyede, bir put gibi kendisine taptığın bir dostun, seni Hak yolundan men ettiği için, yevm-i kıyâmette sen o dostunun düşmanı olursun ve (Furkan (25/28) ya’m “Keşki hayat-ı dünyeviyyede fâlân kimseyi dost ittihâz etmese idim!” dersin. Nitekim diğer bir âyet-i kerîmede (Zuhruf 43/67) “Dostlar oradaki o günde ba‘zısı ba‘zısına düşmandır, müttakîler müstesnâdır!” buyrulur.
Yüz nakkaşından yüz çevirdin, çünkü bir nakıştan gönül ünsü buldun.
Ey kimse, sen, senin yüzünü nakş ve tasvîr eden ve seni halkeden Hak Teâlâ hazretlerinden çevirip, o yüzü başka tarafta kullandın. Çünki Hakk’ın mahlûku olan bir nakış ve sûreti sevip gönlün o sûretle ünsiyet hâsıl etti ve o sûretin muhabbeti, Hak muhabbetine perde ve hicâb oldu.
Eğer bu demde senin dostların sana zıdd olurlar ise ve senden dönerler ve düşmanlığa giderlerse;
Agâh ol, de ki: "İşte benim günüm mübârek oldu. Yarın olacak şey, bugün oldu!"
Yukarıki beyit ile bu beyit bir cümle teşkil ederler. Ya’ni, eğer bu hayât-ı dünyeviyyede senin ehl-i gafletten olup Hak’la münâsebeti bulunmayan dostların sana zıddolur ve senden yüz çevirip, düşmanlık tarafına giderlerse sakın müteessir olma da de ki: “Oh ne iyi oldu, benim günüm, bugün mübârek oldu! Yarın kıyâmet gününde olacak hâl ve düşmanlık bugün oldu.”[23]