Dâhiketun mustebşira(tun)
Gülerler, sevinirler.
Güler, sevinir.
Abese Suresi'nin 39. ayeti, kıyamet gününde müminlerin yüzlerinin alacağı durumu tasvir etmektedir. Bu ayet, ahiret saadetinin ve Allah'ın rızasına nail olmanın getirdiği içsel huzur ve dışsal yansımayı 'gülme' ve 'sevinme' kavramları üzerinden güçlü bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dahk' (ضحك) kelimesini, sevinç ve neşenin bir yansıması olarak tanımlar. Ayetteki 'dâhiketun' (ضَاحِكَةٌ) ifadesi, cennet ehlinin yüzlerindeki bu sevinç ve mutluluğun dışa vurumunu, yani tebessüm ve gülümsemeyi belirtir. Bu, sadece bir fiziki eylem değil, aynı zamanda içsel bir hoşnutluğun göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dâhiketun' (ضَاحِكَةٌ) kelimesini, yüzlerin aydınlık ve neşeli olması anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, bu ifade, kıyamet gününde müminlerin yüzlerinin, Allah'ın rahmeti ve cennet müjdesiyle parlayacağını ve sevinçten dolayı güleceğini mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'gülme' (dahk) kavramının genellikle olumlu bir bağlamda, özellikle de ahiret saadetini ve Allah'ın lütfunu ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'dâhiketun' (ضَاحِكَةٌ), müminlerin kurtuluşa ermiş olmanın getirdiği derin bir iç huzur ve mutluluğun dışa vurumu olarak yorumlanmalıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' (بشرى) kelimesinin, bir haberin veya olayın getirdiği sevinci ifade ettiğini belirtir. 'Müstebşiretun' (مُّسْتَبْشِرَةٌ) ise, bu sevinçli haberi almış ve onunla dolmuş, yani müjdelenmiş ve bu müjdeyle sevinç duyan anlamına gelir. Ayette, cennet ehlinin, kendilerine vaat edilen mükafatlarla sevinç içinde olduklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istibşâr' (استبشار) kelimesini, iyi bir haberle sevinmek ve neşelenmek olarak açıklar. Ayetteki 'müstebşiretun' (مُّسْتَبْشِرَةٌ) ifadesi, müminlerin kıyamet gününde, amellerinin karşılığını görmenin ve cennete girme müjdesini almanın getirdiği büyük bir sevinç ve mutluluk içinde olacaklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'büşrâ' (بشرى) kökünden türeyen 'istibşâr' (استبشار) kelimesinin, bir müjde ile sevinç duymak ve bu sevincin yüzlere yansıması olduğunu ifade eder. 'Müstebşiretun' (مُّسْتَبْشِرَةٌ) kelimesi, ayette, müminlerin yüzlerinin, kendilerine verilen müjdelerle aydınlanmış ve sevinçle parlamış olduğunu anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'büşrâ' (بشرى) ve türevlerinin Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına verdiği güzel haberleri ve bu haberlerin getirdiği sevinci ifade ettiğini belirtir. 'Müstebşiretun' (مُّسْتَبْشِرَةٌ) kelimesi, ayette, müminlerin ahiretteki durumlarının, kendilerine önceden vaat edilen müjdelerin gerçekleşmesiyle oluşan derin bir sevinç ve memnuniyet hali olduğunu gösterir.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vucûh” Vecih ifadesi sadece yüz değil tüm yönü ifade eder. Vecih (yüz/çehre), tasavvufi/işârî yorumda genellikle ilahi tecellilerin aynası, Allah’a yöneliş veya hakikatin görünen iç yüzü olarak anlamlandırılır. Zahiri anlamın ötesine geçerek nefis terbiyesi, ilahi aşk ve kalp tecrübesiyle âyetlerin bâtıni manalarına odaklanan işârî tefsir geleneğinde vecih, fani varlıktan geçip Bâki olana yönelme (vechullah) şeklinde te’vil edilir.
Fusûs’ül-Hikem’de ve bu eserin Ahmed Avni Konuk tarafından yapılan şerhinde, "vecih" kavramı, insan-ı kâmil’in (olgun insan) iki konumunu izah ederken kullanılmıştır. İnsan-ı kâmil, kulluk makamı (ubûdiyet) ile Hakk’ın halifeliği (hilâfet) arasında bir "vecih" (yön/itibar) ilişkisi içerisinde bulunur.
Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 17. cildinde yer alan “el-Hak İsmi’nin Mertebesi” bahsinde, "vecih" kavramına doğrudan vurgu yapılır. Metin şöyle der:
“Nitekim ‘vecih sahipleri böyle derler. Vecih, beka özelliğine sahiptir. Çünkü vecih, ulvilik özelliğine sahip zattır.”
- “Vecih sahipleri”: Bu ifade genellikle, varlığın sadece “Vecih-i Has” yönüne (yani Hakk’ın tecelli eden yüzüne) bakan ve bu nedenle çokluk içinde birliği müşahede eden kâmil ârifleri (velîleri) işaret eder.
- “Vecih bekâya sahiptir”: Varlığın Hakk’a ait olan o özel yönü (Vecih-i Has), zaman ve mekândan münezzeh olduğu için ebedî olarak kalıcıdır.
Sadreddin Konevî, bu kavramı yorumlarken “vecih” i “külli vecih” (Tüm Yüz / Tüm Varlık Saçan Yön) olarak tanımlar. Bu kavram, âlemin yaratılmasının temel sebebi olarak görülür ve şöyle ifade edilir: “İnsan, Hak açısından ‘külli vecih’ ile var olmuştur.”.
Bu yorum, insanın varoluş gayesini (hilâfet) "vecih" kavramı ile açıklamaktadır. İnsan, yeryüzünde Hakk’ın tüm isim ve sıfatlarını yansıtması (külli vecih) için halk edilmiştir.
Bu bağlamda Hakk’a ayna olan insan Hakk’ın nuru’nu yansıttığı için “veçhi” parıl,parıl parlar ve o gün sevinir. (M.D.)