Fe-ente lehu tesaddâ
Sen, ona yöneliyorsun.
Sen ona yöneliyorsun.
Bu ayet, Hz. Peygamber'in tebliğdeki önceliklerini eleştirel bir dille sorgulamakta, özellikle de kendisini zengin ve müstağni gören kişiye yönelmesini 'tasaddâ' fiili üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, muhatabın tavrını ve Peygamber'in bu tavra karşı sergilediği tutumu dilbilimsel olarak derinlemesine incelemektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tasaddâ' fiilini 'ona yöneldi, ona meyletti' şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in, zengin ve kibirli kişiye yönelerek onunla ilgilenmesini ifade eder, bu da mecazi olarak 'yüzünü ona çevirmek' anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tasaddâ' kelimesinin 'sadd' kökünden türediğini ve 'bir şeye yönelmek, ona karşı durmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in, kendisini yeterli gören kişiye yönelerek ona tebliğde bulunma çabasını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tasaddâ' fiilinin 'sadd' kökünden geldiğini ve 'bir şeye yönelmek, ona karşı durmak' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'fâ ente lehu tasaddâ' ifadesi, Hz. Peygamber'in, kendisini müstağni gören kişiye yönelerek ona ilgi göstermesini ve onunla meşgul olmasını eleştirel bir tonla dile getirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin bağlamsal anlam derinliklerine dikkat çeker. 'Tasaddâ' fiili, burada bir yönelme ve ilgi gösterme eylemini ifade ederken, aynı zamanda bu yönelmenin eleştirel bir bağlamda sunulduğunu, yani Peygamber'in önceliklerinin sorgulandığını gösterir.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Burada, Mekke’nin ileri gelenlerinden, servet ve iktidarına güvenen bir kişinin (Velîd b. Muğîre olduğu rivâyet edilir) durumu anlatılmaktadır. Klasik tefsircilere göre “yönelmek” (teseddî), ilgilenmek, sohbet etmek, onun gönlünü kazanmaya çalışmak anlamlarına gelir.
Bu âyetller 80/1-4 âyetleri devamı olduğundan yine;
“Aslında Efendimize gelecek bir ihtar yok onun şahsında ihtar bize geliyor. Yani hiçbir yerde eksik yanlış bir şey görmeyelim yanlışlık varsa gerçekten o yanlışlık bizdendir yani bizim anlayışımızın yanlışlığından biz onu yanlış görmekteyiz.” Şeklinde anlamamız gerekir.
İz-Efendi Babam’ım aktarımı ile Nusret Babamız (r.a) bir kişi ile konuşunca önce onu dinle, ona birkaç hakikat bilgisi aktar ilgileniyorsa konuşmaya ilgilenmeye devam et. İlgilenmiyorsa kendi haline bırakılmasını söylemiştir.
Nefsi emaresinin hayal ve vehimi ile “Kendini müstağni gören” (zengin, iktidar sahibi, mağrur) kişiye yönelmek (teseddî), nefsin “Benlik ve mal ile övünme” (enâniyet ve kibir) makamına itibar etmek demektir. Bu ise kalp gözünün perdelendiği bir “manevî yanılgı” dır. (M.D.)
Nefs Mertebesi “Yönelmek” ile İlişkisi,
Nefs‑i Emmâre (kötülüğü emreden nefs), Daima dışsal güce, mala, makama meyleder; bunlara yönelir. Zayıf ve çaresiz görünenden (âmâ gibi) yüz çevirir.
Nefs‑i Levvâme (pişmanlık duyan nefs) Bazen yönelir, bazen pişman olur; kararsız ve tereddütlüdür.
Nefs‑i Mutmainne (huzur bulan, Hakka teslim olmuş nefs) Hakk’ın her kuluna eşit bir nazarla bakar; makam, mal, şöhret gibi geçici değerlere değil, kalpteki ihlasa yönelir.
Âyette zikredilen “kendini müstağni gören” kişi, İbnü’l‑Arabî’nin terminolojisinde nefsin, asıl zenginliğin (el-Ğaniyy olan Allah) kaynağını unutup kendi mülküne güvenmesi halidir. Oysa hakiki “yönelme” (teseddî), sadece dünyevî makam ve servete değil, kalbi Hakk’a açan her bir kula (İbn Ümm-i Mektûm gibi) yönelmektir.
“Dış dünyada servet ve güç sahibi olanların gönlünü kazanmaya çalışmak, insanı Hak’tan uzaklaştıran bir tuzaktır. Asıl önemli olan, dervişâne bir edeple Allah’ın yolunu isteyen her kalbe aynı değeri vermek, onları ihmal etmemektir.”
Nefs‑i emmâre’nin kibrinin (istikbâr) bir tezahürüdür. “Sana doğru yöneliyorsun” (tesahhâ), nefs‑i emmâre ile mücadelenin bir yansımasıdır. Nefs, kendini büyük görür (Velîd b. Muğîre), zayıf ve âciz görünene (İbn Ümm-i Mektûm) aldırış etmez. İşte bu âyet, bu yanlış yönelmeyi düzelten ilâhî bir ihtar olarak okunur.
“Dış dünyanın zenginlik ve makam sahiplerine yönelmek, aslında nefsin bir zaafıdır (nefs-i emmâre’nin kibrinin tecellisidir). Oysa insana düşen, kalp gözüyle bakarak, iç âlemin işaretlerini okuyabilen asıl fakir ve dervişlere yönelmektir. Bu yöneliş, beşeriyetin bir zaaflarını temsil eder ve ilâhî ihtar ile düzeltilir.”[9]