Vemâ teşâûne illâ en yeşâa(A)llâhu rabbu-l'âlemîn(e)
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.
Tekvîr Suresi'nin bu ayeti, insan iradesinin mutlak olmadığını, aksine âlemlerin Rabbi olan Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu vurgular. Ayet, ilahi iradenin evrensel egemenliğini ve insan eylemlerinin nihai kaynağını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şey' kökünden türeyen 'meşîet', bir şeyi irade etmek, istemek anlamına gelir. Ayetteki 'teşâûne' ifadesi, insanların kendi iradeleriyle bir şeyi dilemelerini ifade eder, ancak bu dilemenin Allah'ın dilemesine bağlı olduğu vurgulanır. (el-Müfredât, s. 466)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Meşîet, bir şeyin varlığını veya yokluğunu irade etmektir. Bu ayetteki 'teşâûne', kulun cüzi iradesiyle bir şeyi talep etmesini ifade eder, ancak bu talebin gerçekleşmesi için külli irade olan Allah'ın meşîetinin şart koşulduğu belirtilir. (el-Külliyyât, s. 892)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'şâe' fiilinin Kur'an'daki kullanımının genellikle ilahi iradeyi ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayette 'teşâûne' ile insan iradesine atıfta bulunulurken, bu iradenin 'Allah'ın dilemesi'ne tabi olduğu vurgulanarak, insan iradesinin sınırlılığına dikkat çekilir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 240)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Buradaki 'yeşâe' fiili, Allah'ın mutlak iradesini ve kudretini ifade eder. İnsanların dilemesinin ancak Allah'ın dilemesiyle mümkün olabileceğini, yani Allah'ın izni ve takdiri olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini açıklar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 498)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mecazi olarak, 'Allah'ın dilemesi' ifadesi, O'nun her şeye gücü yetmesini ve her şeyin O'nun kontrolünde olduğunu gösterir. Ayetteki 'illâ en yeşâellâhu' ifadesi, insan iradesinin ilahi iradeye bağımlılığını net bir şekilde ortaya koyar. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 303)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şâe' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'a nispet edildiğinde, O'nun mutlak ve sınırsız iradesini, dilediğini yapma kudretini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'yeşâe' de bu anlamda kullanılarak, insan iradesinin ilahi irade karşısındaki acizliğini vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Allah ismi, bütün kemal sıfatlarını kendinde toplayan, ibadete layık tek varlığın özel ismidir. Ayette 'Allah' ismi, 'Rabbu'l-âlemîn' sıfatıyla birlikte kullanılarak, O'nun evren üzerindeki mutlak otoritesini ve iradesinin her şeyin üstünde olduğunu pekiştirir. (el-Müfredât, s. 83)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Allah, zat-ı vâcibu'l-vücûd'un, yani varlığı zorunlu olanın ismidir. Bu ayette, insanların dilemesinin ancak 'Allah'ın dilemesi' ile mümkün olabileceği belirtilerek, O'nun mutlak kudreti ve iradesi vurgulanır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 1, s. 104)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rab kelimesi, terbiye eden, besleyen, sahip olan ve işleri idare eden anlamlarına gelir. Ayette 'Rabbu'l-âlemîn' olarak kullanılması, Allah'ın sadece yaratıcı değil, aynı zamanda tüm âlemleri yöneten, terbiye eden ve onların işlerini düzenleyen mutlak otorite olduğunu gösterir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 202)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rab, mülkün sahibi, işleri ıslah eden ve terbiye edendir. Bu ayette 'Rabbu'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın tüm varlık âlemlerinin yegane sahibi ve yöneticisi olduğunu, dolayısıyla iradesinin de tüm âlemler üzerinde geçerli olduğunu vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 460)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âlemîn kelimesi, Allah'tan başka her şeyi kapsayan bir ifadedir. Bu ayette 'Rabbu'l-âlemîn' olarak kullanılması, Allah'ın sadece belirli bir topluluğun değil, tüm evrenin ve içindeki her şeyin Rabbi olduğunu, dolayısıyla iradesinin de evrensel olduğunu belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 23)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âlem, kendisiyle bir şeyin bilindiği her şeydir. Çoğulu olan 'âlemîn' ise, akıl sahibi varlıkları (insanlar, cinler, melekler) ve bazen de tüm yaratılmışları kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın iradesinin sadece insanları değil, tüm varlık âlemlerini kuşattığını ifade eder. (el-Müfredât, s. 586)
Tekvîr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyeti kerîmelere bakılınca bireyin hükmü ortadan kalkmaktadır. Bu durumda günâh ve sevâp hükümleri neye göre olacaktır, sorusu hemen akla gelmektedir.
Her birerlerimiz Hakk yolunda isek eğer bu yola ne şekilde hangi düşünce ile girdiğimizi şöyle bir düşünürsek eğer muhakkak bir sebep buluruz. Ki bu sebepte dikkat edersek bizim irâdemiz dışında bize tesir etmiştir.
Bu nedenle kimse diğer kimselere karşı hiçbir şekilde gurur ve kibir yapmamalıdır. Örneklerini çok sık olarak görmekteyiz, kişi yeni namaza başlar başlamaz çevresindekilere hemen telkine başlar “hadi ya, siz daha başlamıyormusunuz” gibilerden. Bu konu çok önemli bir konudur, üstünde çok düşünmeliyiz ve ona göre hareket etmeliyiz.
Dünyâ sahnesinde oynanan ilâhî oyun öyle bir oyundur ki bütün bireyler ile de ilgilidir, kimse kendi kendine tek kişilik bir oyun oynamamaktadır, her bir varlığın diğerlerine olan irtibatı ile hep birlikte oynanan bir oyundur. Bu Âyet-i Kerîme’nin neler ifâde etmek istediğini anlayabilmemiz için
mertebeler açısından ifâdelerine bakmamız gerekmektedir yoksa içinden çıkamayız.
Ef’âl mertebesi, zâhiren Âyet-i Kerîme’yi okuyan ve tefekkür etmeyen kelam ehli, âyeti kerîmeyi sâdece okuyup geçmektedir.
Esmâ mertebesi, bu aşamada tefekkür tam olarak hakkıyla oluşmamıştır ancak bir önceki mertebeye göre duygusallık vardır. Âyeti Kerîme’nin üzerinde iyi niyetle biraz daha durulur ve beşeri bir tefekkür ile o hâl kabullenilir, Âyet-i Kerîme’nin neticesi düşünülmeden kabul edilir.
Sıfât mertebesi, bu mertebede Âyet-i Kerîme’nin içinde geçen “minkum” yani “sizden” ifâdesi izâfi olmakta ve görünmekte olan o varlıklar beşeri mânâ da olan “sizler” değilsiniz, olmakta ve bu “minkum” ortada olmayınca dileyende olmaz ve bu nedenle dileyemez. Görünen bizler aslında birer zuhur mahâlliyiz kendimize ait varlıklarımız yoktur.
Zât mertebesi, işte bu zuhurlara yani Cenâb-ı Hakk (c.c) kendini kendisine muhatab alarak hitap ediyor.
Her bir mertebe îtibarıyla olan bu ifâdeler diğer mertebenin hükmünü kaldırıcı değil tamamlayıcıdırlar.
Not=Mevzuumuzu biraz daha aydınlatması bakımından (İnsan Sûresi 76/30) da da benzer ifade vardır oradaki yazımızıda buraya aktarmış olalım. İnşeallah faydalı olur.
(Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh, innallâhe kâne alîmen hakîmâ. )
(76/30) “Ve Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sâhibidir).”
Allah dilemedikçe bu âlemde bir şeyin olması mümkün değildir. Konuya bu açıdan ve bu Âyet-i Kerîme’nin ifâdesi ile baktığımız zaman çok değişik bir yaşam sistemi ortaya çıkmaktadır.
Allah (c.c) evvelâ istemeyi veriyor ve istetiyor, sende zannediyorsun ki “ben istiyorum”. Allah (c.c) vermeyi dilediği için istemeyi vermiştir.
Zâhiri şeriat yönüyle bu Âyet’in hükmü çok fazla dikkate alınmıyor çünkü orada kişinin varlığı, birimsel kimliği esastır çünkü çokluk âlemidir. Günah ve sevap hükmü içerisinde kul ve mâbud anlayışı ile ikilik üzerine bir sistem vardır. Ef’âl mertebesi îtibarıyla birimsel varlıklarımız mevcût olduğu için herbirerlerimiz mükellefiz.
Bir yukarda ki, (76/29) uncu “Âyet-i Kerîme” de bahsedilen hüküm budur. “kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir).” Bu yaşantıda “dileme” kula aittir.
Ve bu Âyet-i Kerîme’nin hedefi bu anlayış içerisinde yaşayan kişiler değil en az esmâ mertebesinde olan kişilerdir. Esmâ mertebesine ulaşmış olan kişinin artık ortada birimsel bir kimliği kalmamıştır. Tabiat zindanından kurtulunduğu için artık oranın hükümleri geçerli değildir. Bu nedenle açıkça “sen” yoksun ve “isteyemezsin” denilmektedir. Ve ortada bir dilek var ise de Cenâb-ı Hakk (c.c) o dilek “Biz’den” geliyor demektedir. Esmâ mertebesine ulaşanlarda ebrâr zümresindendir.
Bizler ebrâr zümresine ulaşamamış isek ve ef’âl mertebesinde yaşıyor isek her şeyi kendimize bağlarız.
Bu Âyet-i Kerîme’nin her mertebeden bir zuhur ve yaşantısı vardır, tefsirlerde bu hususta geniş bilgiler verilmiştir araştırmalarda yarar vardır. Bu Âyet-i Kerîme’ hakkında daha geniş bir anlayışa ulaşmak büyük bir eğitim ve zevk işidir. Kişinin kendi vicdanın da kendi hakikatinde kendi gerçek kimliğini bulduğunda o da Hakk’ın ta kendisi olduğunda tabii ki o kişinin dileyeceği bir şey yoktur Hakk onun namına ondan dilemiş kişi bir şey dilememiştir. Ancak
daha o zaman henüz bâtınî mânâ da da ikilik olduğundan “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” hükmü geçerlidir.
Bunun üstünde diğer bir anlayışta ise, kişi gerçek mânâ da kendinin hakkanî varlığını bulduğunda, o zaman sadece kendinde kendi vardır, ve o mertebesi itibariyle dileyen kendi varlık mülkünde Hakk’an-î olarak sadece kendisidir. Çünkü burada bireyler olan (siz) kalkmıştır sadece “ene” olan “ben” kalmıştır ve dileyende kendi kendinde kendi dileğini ortaya çıkaran kendisidir. Diğer yönden, (siz) dileyemezsiniz hükmü kendi hakikatinden kendi zâhirine-zuhurunadır. Bu mevzu (kazâ ve kader bahsi ile de ilgili olduğundan bunların gerçek anlamda bilinmeside bu Âyet-i Kerîme’nin anlaşılarak yaşanmasında büyük faydası olacağı açıktır. Bunlar “kesret ve lâf âlemlerinin yaşantıları” değil, “Alîm ve Hakîm” isimlerinin hakikatleri ile yaşanacak idrak ve anlayışlardır. Rabb’ımızdan bu hakikatlerin tahsilini niyaz ederiz.
(Heze min fazlı rabb’î) rabb’imize şükrederiz nihayet bu kitabımızda özetle böylece neticelenmiş oldu.
Perşembe Ramazanın yedinci günü.
Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tan’dır.
(Terzi Baba Tekirdağ) (26/07/ 2012
KAYNAKÇA
1. KÛR’ÂN VE HADîS :
2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.
3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.
4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.
“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ”
(Gönülden Esintiler)
1. Necdet Divanı:
2. Hacc Divanı:
3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:
4. Lübb’ül Lübb Özün Özü,(Osmanlıca’dan çeviri):
5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”
6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri:
7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):
8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):
9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:
10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:
11. Vâhy ve Cebrâil:
12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:
13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:
14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi
15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16. Divân (3)
17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.
18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.
19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.
20. Terzi Baba Umre (2009)
21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)
22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:
23. Değmez dosyası:
24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)
25. Köle ve incir dosyası:
26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:
27. Genç ve elmas dosyası:
28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:
29. Karınca, Neml Sûresi:
30. Meryem Sûresi:
31. Kehf Sûresi:
32. İstişare dosyası:
33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)
34. Bakara dosyası:
35. Fâtiha Sûresi:
36. Bakara Sûresi:
37. Necm Sûresi:
38. İsrâ Sûresi:
39. Terzi Baba: (2)
40. Âl-i İmrân Sûresi:
41. İnci tezgâhı:
42. 4-Nisâ Sûresi:
43. 5-Mâide Sûresi:
44. 7-A’raf Sûresi:
45. 14-İbrâhîm Sûresi:
46. İngilizce, Salât-Namaz:
47. İspanyolca, Salât-Namaz:
48. Fransızca İrfan mektebi:
49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:
50. 76-İnsân, Sûresi:
51. 81-Tekvir, Sûresi:
52. 89-Fecr, Sûresi:
53. Hazmi Tura:
54. 95-Tîn, Sûresi:
55. 28- Kasas, Sûresi:
56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:
57. Namaz Sûreleri:
58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:
59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.)
60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)
61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)
61. Bir ressam hikâyesi:
63. İnci mercan tezgâhı
64. Ölüm hakkında:
65. Reşehatt’an bölümler:
66. Risâle-i Gavsiyye:
67. 067-Mülk Sûresi:
68. 1-Namaz Sûrereleri:
69. 2-Namaz Sûrereleri:
70. Yahova Şahitleri:
71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:
72. Îman bahsi:
73. Celâl ve İkram:
74. 2012 Umre dosyası:
75. Gülşen-i Râz şerhi:
Mektuplar ve zuhuratlar serisi:
81- 12- Terzi Baba-(1)
82- 39- Terzi Baba-(2)
Terzi Baba İnternet dosyaları-
83-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-3-
84-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-4-
85-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-5-
86-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-6-
87-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-7-
88-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-8-
89-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-9-
90-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-10-
91-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-11-
92-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-12-
93-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-13-
94-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-14-
95-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-15-
96-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-16-
97-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-17-
98-Terzi-Baba-Mek-ve-zu-Ke-Kara-bi-dosyası-18-
99-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -19-
100-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -20-
101-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -21-
102-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -22-
103-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -23-
104-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -24-
105-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -25-
106-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -26-
NECDET ARDIÇ
Büro : Ertuğrul mah.
Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4
Servet Apt.
59 100 Tekirdağ.
Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad.
Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13.
59 100 Tekirdağ Tel (Büro) : (0282) 263 78 73
Faks : (0282) 263 78 73
Tel (ev) : (0282) 261 43 18
Cep : (0533) 774 39 37
Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/
Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info>
Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com>
Radyo adresi (form): <terzibaba13.com>
İnternet, MSN Adresi:
Necdet Ardıç <[email protected]