Mutaffifîn Sûresi 10. Âyet
المطففين
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
Vay haline yalanlayanların o gün!
Bu ayet, kıyamet gününde yalanlayanların karşılaşacağı azabı ve kötü akıbeti vurgulamaktadır. Temel kavramlar, 'vay halini' ifadesiyle tehdidi ve 'yalanlayanlar' kelimesiyle de bu tehdidin muhataplarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesini 'şer' ve 'helak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, yalanlayanların kıyamet gününde karşılaşacakları büyük bir felaketi ve azabı ifade eder. Aynı zamanda cehennemde bir vadi adı olarak da zikredilir ki bu da azabın şiddetini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesinin Arapların 'yazıklar olsun' veya 'helak olsun' anlamında kullandıkları bir ifade olduğunu belirtir. Ayette, Allah'ın yalanlayanlara yönelik şiddetli bir kınama ve tehdit sözü olarak kullanılmıştır, onların kötü akıbetini haber verir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' gibi ifadelerin Kur'an'da genellikle bir uyarı ve tehdit olarak kullanıldığını, belirli bir davranışın veya inancın olumsuz sonuçlarını vurguladığını belirtir. Bu ayette, ahireti ve hesap gününü yalanlayanların kaçınılmaz sonunu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin bilinen bir zaman dilimi olduğunu ifade eder. 'Yevmeizin' ise 'o gün' anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle kıyamet gününe, hesap gününe veya belirli bir olayın gerçekleştiği zamana işaret eder. Bu ayette, yalanlayanların azapla karşılaşacağı belirli ve kaçınılmaz günü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yevm' kelimesinin hem mutlak zamanı hem de belirli bir zaman dilimini ifade edebileceğini belirtir. 'Yevmeizin' terkibi, önceki ayetlerde bahsedilen veya bağlamdan anlaşılan belirli bir günü, yani kıyamet gününü işaret ederek, tehdidin zamanını netleştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tekzîb' kelimesinin 'yalanlama' ve 'inkâr etme' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-mükezzibîn' ifadesi, Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini veya ahiret gününü yalan sayan, inanmayan kimseleri ifade eder. Bu kişiler, ayetin tehdidinin doğrudan muhataplarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' kökünden türeyen 'tekzîb'in, bir şeyi doğru kabul etmeyip yalan saymak olduğunu açıklar. 'Mükezzibîn' ise bu eylemi sürekli yapanları ifade eder. Ayette, özellikle ahiret gününü, hesabı ve cezayı yalanlayanların kötü akıbeti vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezeb' kökünün Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, sadece sözlü yalanı değil, aynı zamanda hakikati inkâr etmeyi ve reddetmeyi de kapsadığını belirtir. 'Mükezzibîn' terimi, Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberlerin getirdiklerini ve ahiret gününü reddedenleri ifade eder ki bu da onların 'veyl'e müstahak olmalarının temel sebebidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece bir 'yalan söyleme' eylemi olmadığını, aynı zamanda Allah'ın mesajını ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri 'reddetme' ve 'inkâr etme' anlamını taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'mükezzibîn', ahiret gününün gerçekliğini ve hesap verme sorumluluğunu reddedenlerdir.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vay haline yalanlayanların o gün! “ (83/10)
الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ {المطففين/11}
“Ellezîne yukezzibûne bi yevmiddîn.“