Mutaffifîn Sûresi 17. Âyet
المطففين
Śumme yukâlu hâżâ-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)
Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir.
Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
Bu ayet, ahiret gününde inkarcılara yöneltilecek bir hitabı içermektedir. Temel olarak, dünyada yalanladıkları gerçeğin o gün karşılarına çıkacağını ve bunun bir azap veya kınama ifadesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, bir şeyin dille ifade edilmesi, beyan edilmesi anlamına gelir. Ayetteki 'yükâlü' (يُقَالُ) formu, bu sözün kim tarafından söylendiği belirtilmeksizin, bir hitabın vuku bulacağını, yani inkarcılara bu gerçeğin dile getirileceğini gösterir. Bu, ilahi bir hitap veya melekler aracılığıyla bir kınama olabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'kîle' (قِيلَ) veya 'yükâlü' (يُقَالُ) gibi edilgen fiiller, bazen failin azametini veya biliniyor olmasını ima eder. Burada da, bu sözün sıradan bir söz olmayıp, ahiretteki ilahi adaletin bir tecellisi olarak söyleneceğine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İşaret isimleri (esmâ-i işâre), belirli bir şeye işaret etmek için kullanılır. 'Hâzâ' (هَـٰذَا) burada, inkarcıların dünyada yalanladıkları ahiret gerçekliğine, yani azaba veya hesap gününe somut bir şekilde işaret ederek, o anki durumu gözler önüne serer.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bu işaret zamiri, genellikle yakın olan bir şeye işaret etmekle birlikte, bazen de zihinde hazır bulunan veya daha önce bahsedilen bir şeye atıfta bulunur. Ayetteki kullanımı, inkarcıların dünyada inkar ettikleri şeyin artık somut bir gerçeklik olarak karşılarında durduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كذب), bir şeyin gerçeğe aykırı olduğunu söylemek veya inanmamaktır. 'Tukezzibûn' (تُكَذِّبُونَ) fiili, tef'îl babından gelerek, yalanlama eyleminin şiddetini, sürekliliğini ve muhatabın bu eylemi ısrarla yaptığını gösterir. Ayette, dünyada ahiret gerçeklerini, peygamberleri veya ilahi mesajları yalanlayanların durumunu tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'tekzîb' (تكذيب) kavramı, sadece bir şeyi yalanlamak değil, aynı zamanda onu reddetmek, inkar etmek ve ona karşı çıkmak anlamlarını da içerir. Bu, özellikle peygamberlerin getirdiği mesajlara karşı takınılan olumsuz tavrı ifade eder. Ayetteki 'tükedzibûn' ifadesi, inkarcıların ahiret gününde yüzleşecekleri gerçeği, dünyadaki inkar ve yalanlama eylemlerinin doğrudan bir sonucu olarak sunar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kezib kökünden türeyen fiiller, Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini veya ahiret gününü yalanlama bağlamında kullanılır. Bu fiilin muzari (şimdiki/geniş zaman) ve cemi (çoğul) formda gelmesi, yalanlama eyleminin geçmişte sürekli yapıldığını ve bir topluluğun ortak tavrı olduğunu vurgular. Ayette, bu sürekli yalanlamanın sonucunun ahirette somut bir şekilde ortaya çıkacağı belirtilir.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Sonra da onlara: «İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir» denilecek.. “ (83/17)
كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ {المطففين/18}
“Kellâ inne kitâbel ebrâri lefî illiyyîn.“