Mutaffifîn Sûresi 26. Âyet
المطففين
Ḣitâmuhu misk(un)(c) vefî żâlike felyetenâfesi-lmutenâfisûn(e)
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
Bu ayet, cennet ehlinin içeceğinin niteliğini ve bu nimete ulaşmak için müminlerin göstermesi gereken çabayı dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Özellikle 'misk' ve 'tenafüs' kavramları, hem maddi bir güzelliği hem de manevi bir rekabeti vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hatm' kelimesinin bir şeyi tamamlamak, sonuna ulaşmak ve bir şeyi kapatmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hıtâmuhu misk' ifadesi, içeceğin son tadının misk gibi güzel olmasını veya kabının miskle mühürlenmesini ifade eder ki bu, içeceğin saflığına ve değerine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hıtâm' kelimesini 'son' veya 'akıbet' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, cennet şarabının içildikten sonra ağızda bıraktığı son tadın misk gibi güzel ve hoş olduğunu ifade eder. Bu, içeceğin kalitesini ve cennet nimetlerinin mükemmelliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hıtâm' kelimesinin hem 'son' hem de 'mühür' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hıtâmuhu misk' ifadesi, içeceğin sonunun misk gibi güzel kokması veya kabının miskle mühürlenmesi şeklinde iki vecihle tefsir edilir. Her iki durumda da içeceğin üstünlüğünü ve saflığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'misk'i bilinen güzel kokulu madde olarak tanımlar. Ayetteki 'hıtâmuhu misk' ifadesi, cennet şarabının içildikten sonra ağızda misk gibi hoş bir koku bırakacağını veya kabının miskle mühürlenmiş olacağını ifade eder. Bu, cennet nimetlerinin dünyevi karşılıklarından çok daha üstün olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'misk' kelimesini 'güzel kokulu bir madde' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cennet şarabının son tadının misk gibi hoş ve kalıcı olacağını veya kabının miskle mühürlenerek saflığının korunduğunu belirtir. Bu, cennet ehlinin alacağı hazzın ve nimetin yüceliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'misk'in bilinen güzel kokulu bir madde olduğunu ve genellikle en güzel kokuların başında geldiğini belirtir. Ayetteki 'hıtâmuhu misk' ifadesi, cennet içeceğinin sonunun misk gibi güzel kokmasıyla, onun en üstün ve en hoş içeceklerden olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tenafüs' kelimesini 'bir şeyde başkasıyla yarışmak, bir şeyi elde etmek için çabalamak' olarak açıklar. Ayetteki 'felyetenâfesi' emri, müminlerin cennet nimetlerine ulaşmak ve Allah katındaki derecelerini yükseltmek için hayırlı işlerde birbirleriyle yarışmaları gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tenafüs'ü 'birbirine gıpta etmek ve bir şeyde öne geçmeye çalışmak' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, cennetin bu eşsiz nimetlerine ulaşmak için insanların hayırlı amellerde birbirleriyle yarışmaları ve bu uğurda çaba göstermeleri teşvik edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tenafüs' kavramının Kur'an'da genellikle 'hayırlı işlerde yarışma' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'felyetenâfesi' ifadesi, cennetin vaat ettiği bu üstün nimetlere ulaşmak için müminlerin dünyevi rekabetlerini bir kenara bırakıp uhrevi hedefler için birbirleriyle olumlu bir rekabet içine girmeleri gerektiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mütenâfisûn' kelimesini 'birbirine gıpta edenler ve hayırlı işlerde yarışanlar' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cennetin bu eşsiz nimetlerine layık olmak için dünyada salih ameller işleyerek ve Allah'ın rızasını kazanmak için çabalayarak birbirleriyle yarışan müminleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mütenâfisûn' kelimesinin 'nefis' kökünden türediğini ve 'nefsin arzu ettiği, değerli gördüğü şeylerde yarışanlar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, cennetin vaat ettiği bu yüce nimetlere ulaşmak için dünyada hayırlı işlerde birbirleriyle yarışan, bu uğurda çaba gösteren müminleri tanımlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mütenâfisûn'u 'birbirine üstün gelmeye çalışanlar' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, cennetin bu eşsiz nimetlerine ulaşmak için hayırlı amellerde ve Allah'a yakınlaşmada birbirleriyle yarışan, bu uğurda gayret gösteren kimseleri ifade eder.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.“ (83/26)
Misk nedir internetten alınan bilgi;
Misk geyiğinden elde edilen güzel kokulu madde.
Kelimenin aslı Sanskritçe muşka (husye, testis, er bezi) olup Farsça aracılığıyla (müşg [müşk]) ve Farsça’da kazandığı bugünkü anlamla Grekçe’ye (moschos) ve Arapça’ya (misk), onlardan da diğer dillere geçmiştir. Türkçe’de Arapça’daki telaffuzuyla misk ve halk arasında daha çok mis şeklinde söylenir.
Misk, misk geyiği (moschus moschiferus) denilen ve Tibet, Moğolistan, Tonkin dağları dolaylarında yaşayan, âzami 60 cm. yüksekliğindeki boynuzsuz keçi (chevrotain) benzeri küçük bir memeli hayvanın erkeğinden elde edilir. Misk geyiğinin dişileri cezbetmek, ayrıca kendi hâkimiyet bölgesini belirlemek için kullandığı bir salgı olan misk, hayvanın husyelerinin önündeki özel bir bez tarafından üretilen, siyaha yakın parlak koyu esmer renkli ve kıvamlı, çok keskin kokulu bir maddedir. Eskiden güzel kokusunun yanı sıra yatıştırıcı, ağrı kesici, hâfıza, göz ve kalp kuvvetlendirici, ayrıca cinsî iktidar arttırıcı özelliklerinden dolayı tıpta da kullanılmıştır. Sâbit b. Kurre miski akrep sokmasına karşı iğnenin battığı yer üzerine konulabilecek maddeler arasında sayar (ez-Ẕahîre, s. 145). Kaynaklarda fazla alındığında baş ağrısına ve baş dönmesine, titreme, terleme ve uykuya yol açtığı, bunlardan başka kadınlarda âdet kanını arttırdığı belirtilir. Bugün miskten yalnız parfümeri sanayiinde faydalanılmaktadır. Çok pahalı bir madde olan misk piyasada genellikle bazı katkı maddeleriyle karıştırılarak satılır; ayrıca misk öküzü, misk kedisi ve misk sıçanı gibi hayvanların salgıları daha ekonomik olduğundan bu ad altında pazarlanmaktadır. Bazı kokulu bitkilere de bu ad verilir: Misk otu, çiçeği, gülü, orkidesi, kavunu gibi. Endülüslü ünlü botanikçi Ebü’l-Hayr el-İşbîlî misk-i Cidde, miskü’l-arz ve miskü’l-berden bahseder (ʿUmdetü’t-tabîb, I, 177, 178, 496; II, 604, 670). Kokulu bir üzüm çeşidi İngilizce ve Fransızca’da “muskat”, Türkçe’de “misket” adıyla tanınır. Amber gibi miskin de sentetiği bulunmakta, fakat bu mâmul gerçek misk kadar kesif bir koku içermemektedir.
Câhiliye Arapları tarafından yaygın biçimde kullanılan misk en güzel koku olarak kabul ediliyordu. İmruülkays’ın muallakasından üst tabaka Arap kadınlarının yataklarına misk sürdükleri anlaşılmaktadır (Yedi Askı, s. 24). Misk İslâmî dönemde güzelliğin ve güzel kokunun sembolü haline gelmiştir. Kur’an’da cennet şarabı “rahîk”ın içildikten sonra bırakacağı güzel kokunun (hitâm) misk gibi olacağı belirtilir (el-Mutaffifîn 83/25-26). Hz. Peygamber de misk kokusunu kokuların en güzeli sayar (Müslim, “Elfâẓ fi’l-edeb”, 18-19; Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 33) ve cenneti tasvir eden hadislerinde sık sık bu kokuya atıfta bulunur; ayrıca dünyada iyi insanlarla düşüp kalkmayı misk satan kimse ile arkadaşlık yapmaya benzetir (Buhârî, “Büyûʿ”, 38; “Ẕebâʾiḥ”, 31). Kendisi ihrama girmeden ve kurban bayramı günü (ihramdan çıkınca) tavaftan önce misk sürünürdü (Müslim, “Hac”, 46). Şemâil hadislerinde Resûl-i Ekrem’in kokusu “miskten daha güzel” olarak nitelenmiştir (Buhârî, “Menâḳıb”, 23; Müslim, “Feżâʾil”, 81, 82). Ayrıca diğer güzel kokuların yanı sıra cenazenin defne hazırlanmasında da misk kullanılmıştır.
Ortadoğu’ya misk İpek yolu ve deniz bağlantılarıyla geliyordu. Kalkaşendî’nin sınıflandırmasından o dönemde miskin, geldiği veya üretildiği yerlere göre Tibetî (Tübetî), Soğdî, Sînî (Çin), Hindî, Kanbârî, Tuğur Gūzî (Dokuz Oğuz), Kasârî, Cezîrî, Cebelî (Sind) ve Asmârî denilen on çeşidinin bulunduğu anlaşılmaktadır. İslâm müellifleri genelde bunlardan Tibet miskini en kaliteli misk saymışlardır. Mes‘ûdî bunu hayvanın burada yetişen sümbül ve güzel kokulu otlardan yemesine bağlar. Ona göre Çin miskinin kalitesinin düşük olması Çin’de yetişen otların yeterince güzel kokmaması, içine bazı yabancı maddelerin karıştırılması ve uzun bir deniz yolculuğundan sonra alıcının eline geç ulaşması sebebiyledir. En kaliteli misk olgunlaşıp hayvanın kaşınması sonucu düşen kesecikten alınandır (aslında hayvanın karın derisinin altında ve limon büyüklüğünde olan misk kesesinin düşmesi söz konusu değildir; insanlar tarafından toplandığı söylenen kurumuş misk, ancak erkek geyiğin kendi bölgesini işaretlemek için kayalara ve çalılara sürdüğü miskin bir tabaka halinde kurumuş şekli olabilir). Misk doğrudan söz konusu hayvandan elde edildiği gibi bu şekilde düşüp kuruyan misk de toplanarak sıvılaştırıldıktan sonra satışa arzedilirdi (Mürûcü’z-zeheb, I, 179-180).
Misk İslâm kültürüne hoş kokunun ve temizliğin sembolü, güzelliğin ve buna ait çeşitli unsurların benzetileni olarak girmiş, müslüman milletlerin kültür ve edebiyatında bu hususiyetleriyle yer almıştır. Misk hakkında mahallî unsur ve şartların katılmasıyla folklorik özellikleri güçlü bir rivayetler zinciri ortaya çıkmış, bu rivayetlerle muhtevası zenginleşerek önemli bir kavram ve sembol haline gelmiştir. Edebiyatta miskin sağlandığı gazâl türü hayvan (âhû) güzelliği, narin yapısı ve vücudunun zarafeti gibi özellikleriyle sevgilinin genel bir benzetileni olurken misk de renginin siyahlığıyla onun saçlarını, kaşlarını ve benlerini ifade eder. Divan şiirinin sevgili için şekillendirdiği güzellik anlayışında öne çıkan unsurlardan saç siyah rengi ve güzel kokusuyla miskin ilk akla gelen benzetilenidir. Miskin hilye ve na‘tlardaki kullanılışından anlaşıldığına göre saça yüklenen bu özellikler, İslâm kültüründe kâinattaki güzelliğin kaynağı ve timsali sayılan Hz. Peygamber’in saçından kaynaklanmaktadır. Resûl-i Ekrem’in kabrinin bulunduğu Ravza-i Mutahhara’nın tabii olarak gül, reyhan ve sümbül yanında misk ve amber de koktuğuna inanılır.[56]
مِسْكٌ “Misk” sayısal değerine bakacak olursak; “Mim-40” “Sin-60” “Kef-20” (40+60+20=120) dir. Sıfır kaldırılınca geriye kalan (12) Hakîkat-i Muhammedidir. Efendimiz (s.a.v.) “Nefesi Rahmâninin kokusunu yemen canibinden alıyorum.” Diye bize bildirmiştir.
Muhyiddin Arabi Hazretleri; Fusûs’ül Hikem Fassı Muhammed (s.a.v.) fassını (bölümü) şu hadis-i şerif üzerine bina etmiştir. “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, koku ve namaz”…
Nefesi Rahmâniye, Hakîkat-i Muhammediye imrenen imrensin ve bu meratib-i İlâhiyye ulaşmaya çalışan yarışan yarışşın anlamını verdiği düşünülebilir.
وَمِزَاجُهُ مِن تَسْنِيمٍ {المطففين/27}
“Ve mizâcuhu min tesnîm.“