Mutaffifîn Sûresi 30. Âyet
المطففين
Ve-iżâ merrû bihim yeteġâmezûn(e)
Mü'minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
Bu ayet, alaycı ve küçümseyici bir tavrı ifade eden 'göz kırpma' eylemini dilbilimsel olarak ele almaktadır. Kelimenin kökeni ve farklı kaynaklardaki açıklamaları, bu eylemin sadece fiziksel bir hareket olmaktan öte, derin bir sosyal ve psikolojik anlam taşıdığını göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'مرر' kökünü 'bir şeyin üzerinden geçmek, bir yerden katetmek' olarak açıklar. Ayetteki 'مَرُّوا۟ بِهِمْ' ifadesi, müminlerin yanından geçişlerini, bu geçişin bir eylem olarak gerçekleştiğini ve sonrasında alaycı tavrın geldiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'مرر' fiilinin burada 'geçip gitmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, kafirlerin müminlerin yanından geçerken sergiledikleri küçümseyici tavrın başlangıcı olarak bu geçiş eylemini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'غمز' kelimesini 'gözle işaret etmek, birine bir şeyi ima etmek' olarak tanımlar. Özellikle 'teğamüz' (تَغَامُز) kalıbının karşılıklı olarak göz kırpma ve alay etme anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'يَتَغَامَزُونَ' ifadesi, kafirlerin müminlere karşı sergiledikleri küçümseyici ve alaycı tavrı, bu göz kırpma eylemiyle açıkça ortaya koyduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'غمز' kelimesinin 'ayıplamak, kusurunu aramak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'يَتَغَامَزُونَ' ifadesiyle, kafirlerin müminlerin yanından geçerken onları küçümseyerek, ayıplayarak ve alay ederek birbirlerine göz kırptıklarını, bu eylemin onların içlerindeki nefreti ve aşağılamayı dışa vurduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'alay etme' (istihzâ) kavramının farklı tezahürlerini incelerken, 'teğamüz' gibi fiillerin bu alayın bir parçası olduğunu belirtir. 'يَتَغَامَزُونَ' fiili, kafirlerin müminlere karşı sergiledikleri düşmanca ve küçümseyici tavrın, sözlü olmasa da bedensel bir ifadeyle ortaya konulduğunu ve bu durumun Kur'an'da olumsuz bir davranış olarak ele alındığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'غمز' kökünün 'bir şeye işaret etmek, bir şeyi ima etmek' anlamlarını taşıdığını ve 'teğamüz' kalıbının karşılıklı olarak bu eylemi gerçekleştirmek olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımda, kafirlerin müminlere karşı birbirlerine göz kırparak onları küçümsediklerini ve bu eylemin onların ahlaki düşüklüğünü gösterdiğini belirtir.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı. “ (83/30)
Burada mealde verilmiş olan “yetegâmezûne” göz kırpıyorlardı bir diğer anlamı “kaş göz işareti, hareketleridir.
Onlara yani ef’âl-şeriat, esmâ-tarikat hakikat-sıfât, zât-marifet mertebesi müntesiplerinin yanına uğrayan zâhir mertebesi suçlu ve günahkarları birbirine eğlenme maksatlı ve birlikte oldukları şeytanı, nefsâniyeti, hayâli vehimi bilgileri haber vermek amaçlı üç harfli varlıkları kullanıyorlardı.
Bâtini olarak ise zâhirde suçlu gibi gözüken hakikat ehlinin birbirine işareti göz-ayn dır. Göz, görme, müşahade hakîkat bilgisidir. Bunların birbirleri ile iletişimi kendilerinin anlayabileceği şifre ve işaretlerledir. Kaş ise marifet bilgisidir. Necm sûresinde “iki yay’ın birbirine yaklaşaması” iki kaşın birbine yaklaşarak aslı iki olan göz-sıfât sübut-i ve zât-i sıfâtların bir edilmesidir. Bu da insan’ın fatiha remzi olan yüzündeki deliklerden gözdür. “7” olan 6 ya inmiş olur. Görüldüğü gibi “6” Zât-i sıfâtlar ve İmân mertebesi, “7” Sübût-i sıfâtlar ve nefis mertebeleridir. Daha fazlası ehline malumdur, diyelim…
İşte irfan ehli yeri gelince göz işareti sıfât/hakîkat şifresi ile konuşur, yeri gelince Kaş zât/marifet şifresi ile konuşur. İşte bu işaret ve şifreler ehline malumdur. Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman bu hâlde konuşur ve ehli ile anlaşır ve bu hâle vakıf olamayanlar ne konuşulduğunu anlayamadıkları vakidir.
Efendimiz (s.a.v.) “Kûr’ân-ı Kerim’in dört, yedi hatta sonsuz ma’nâsı vardır” buyurmuştur. İlk dört manâsı ef’ali - Mimâm’ül Mübin (Önde olan İmam) Arapçası, Esmâ-i - A!Rabçası, Sıfât-i – Furkan, Hakçası ve Zât-i Ümm’ül Kitab, Ana kitab, Allah’çasıdır. İşte İrfan ehli göz işareti remiz ile Hakkça, kaş işareti remzi ile Allahça konuşur. Efendimiz (s.a.v.) Mi’rac dönüşü “Beni gören Hakk’ı gördü” diyerek Hakkça ya işaret etmiş, Enfal Sûresi 17. Ayette Cenâb-ı “Vema rameyte iz rameyte velakinallahi rama” Attığın zaman sen atmadın velâkin Allah attı” buyurmuştur. Bunu şöylede benzer şekilde ifade edebiliriz. “Konuştuğun zaman sen konuşmadın velakin Allah konuştu”. Zaten Kûr’an kerim’in ma’nâsıda, lafzıda Allah’tan dır. Buna vahiy denir. Ma’nâsı Hakk’tan lafzı ise Efendimiz (s.a.v)’den olanlar ise Hadis’i Kudsidir. Buna ilham denir. Ma’nâsı ve lafzı efendimizden olanlar ise Hadis’i Şeriftir, bunun karşılığı ise Firasettir.
وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ {المطففين/31}
“Ve izenkalebû ilâ ehlihimunkalebû fekihîn.“
“Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.“ (83/30)
Burada dikkat çeken kelime ehli-ehil kelimesidir.
ehl (ehil) Sözlük Anlamı:
ehil -hli isim Arapça ehl
1. isim Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap “O, bu işin ehlidir.”
2. Sahip “Sanat ehli. Zevk ehli.”
3. Karı kocadan her biri, eş “Bu adam ehliyle iyi geçinmiyor.”
4. Topluluk, cemaat Tamlamalarla birlikte karşımıza çıkan anlamları:
(Bir şeye) sahip olan, bir yerde oturan ya da oturanlar; becerikli, elinden iş gelir. Sözcük “topluluk, aynı yol ve gidişte” olanlar anlamıyla tamlamalarda kullanılmıştır.
Ehli beyt: (ev halkı), Hz. Muhammed’le kızı Fatma ve damadı Ali’yle onların soyundan gelenlere denir.
Ehli Bid’at (bid’at ehli): Kuran’ı ve hadisleri kendi görüşlerine göre yorumlayarak değiştirdik leri ileri sürülenler için kullanılmıştır.
Ehli dert (dert ehli): Âşık:
Az eyleme inayetini ehli dertten Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni (Fuzulî) Ehli didar: Hakka âşık olanlar:
Olduk fena enderfenâ Sanmam bizi var ehliyiz Maşukumuz Hak’tır bizim Biz ehli didâr ehliyiz (Kaygusuz Alaeddin) Ehli dil: Gönül adamı, kalender kişi derviş:
Bu bezmi dilküşâya mahrem olmaz BAKİ’yâ herkes De gelsin ehli diller gelmesin bigâneler dönsün Ehli fena: Tasavvufta fena aşamasına erişenler:
Kısveti ehli fenaya durmayıp girmekte halk Arifi billâh olan ehli fena eksilmede (Ruhi) Ehli hak: Ehli aşk, ehli hakikat, ehli hâl, ehli bâtın, ehli tarikat sözleri de eşanlamlısı olarak kullanılmıştır.
Dosta mihmanız cümle bir canız Elhi imanız elhamdüllaâh (Haşim) Ehli irfan: Hakk’ın bilgisine, gerçeğine erişmiş olanlar:
Ehli irfan ol gel eyleme inkâr Gerçek âşık isen gel yaramı sar Yüküm lâ’l ü gevher şah damgası var Gördüm bir bazergân Yemen’den gelir (Abdal) Ehli kâl (söz ehli): Hakikatten habersiz olanlar, dışa önem verip şeriatın dış görünüşlerine uyanlar. Ehli hâl’in karşıtıdır. Eşanlamlısı olarak ehli takva, ehli şeriat, ehli zahit sözleri de kullanılır:
EMRAH’I ceht eyle kâli hâl eyle Kâl ehli olandan infisal eyle[63]
Verilen ehil tamlamalarına Ehlullahta ilave edilebilir.
Yani kim varlığında, nefsinde ne iş ile iştigal ve inananlara o yönden yaklaşıp, samimi, alaylı gülüyor ve onlar ile alay ediyor ve hangi mertebede ise âyeti kerimede varilen inkilab etme dönme hâli ünsiyet ettiklerine dönüşme hâlidir. İki kere verilmesi birincisi zâhiri değişimdir, ikincisi ise bâtınına sirayet etmekte ve ahkalı bağlı bulunduğu zümreye dönmektedir. Ehl-i Beyt, Ehl-i bidat, Ehl-i Kal, Ehl-i İrfan… İşte kim hangi halde ise ondan zevk almaktadır. Pislik böceği güzel kokudan zevk alır mı? Meyhaneye giden camiiye gitmekten, camiiye giden meyhaneye gitmekten zevk alır mı? Bunlar tezattır, kim neyin ehli ise ondan zevk alır ve gönlü ya viraneye, ya meyhaneye, ya puthaneye, ya camiiye, ya ka’be ye dönüşür. Ehli İrfan da tevhid sohbetinden zevk alır, aşk badesinden neşelenir. İz-Efendi Babamın dediği gibi, bizler Ehli irfan arıyoruz. Duyan gelsin meydane!
Ehli’yi aile olarak ele alırsak, kişinin zâhiri ailesi olduğu gibi bâtını ailesi kendi varlığında bulunan nefsi, aklı cüz ve nefsi cüz çocuklarıdır. Birimsel akıl ile yaşayan kişi bunların idrâki ve üretkenliği içinde nefsi emmare üzeredir. Ama bu Efendimiz (s.a.v)’in ehlibeyti-ehliyeti olursa kişi nefsi küll, aklı küll olan Hazret-i Ali ve Hazret-i Fatmaya ve Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin gibi gönül evladına idrak ve anlayışına dönüşerek zevklenir.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاء لَضَالُّونَ {المطففين/32}
“Ve izâ reevhum kâlû inne hâulâi ledâllûn.“