İçeriğe atla
Mutaffifîn 29Cüz 30 · Sayfa 588

Mutaffifîn Sûresi 29. Âyet

المطففين

Sohbete sor

İnne-lleżîne ecramû kânû mine-lleżîne âmenû yadhakûn(e)

Şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.

Mutaffifîn Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı. “ (83/29)


1. Yorum; Öncelikle burada zâhiri yorumuna bakmaya çalışalım. Günah-cürüm işleyenlerin iman edenlere-inananlara yapmış olduğu fiil alay yollu gülme işlemidir. Buradaki suç-günah oluşturacak unsur sûre konusu olan diğer unsurlar olmakla beraber ağırlıklı “mutaffifîn” konusu olması akla ve mantığa daha uygun olduğu düşünülebilir. Neydi bu ölçü ve tartıda hile yapmak idi. Gülme fiilin ne demek olduğuna T.D.V. ansikopedisinden açıklamasına bakalım.

Gülme;

Klasik kaynaklarda genellikle, “sevincin veya psikolojik açıdan rahatlamanın bir ifadesi olarak dişler görünecek biçimde yüzün gerilmesi” şeklinde tarif edilen gülmenin hafif derecede olanına tebessüm, yüksek sesle olanına kahkaha denildiği belirtilir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḍḥk” md.; et-Taʿrîfât, “ḍıḥk” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḍḥk” md.). Kindî, gülmeyi tabii bir fiil olarak göstermiş ve hem fizyolojik hem de psikolojik tezahürlerine göre tarif etmiştir (Resâʾil, I, 126). İbn Sînâ’ya göre gülme, nâtık nefsin amelî gücünden doğan tepkisel bir durum olup insan türünü ifade eden bir özellik taşır. Meselâ, “İnsan gülen bir varlıktır” denildiğinde “gülen” kavramı bütün insanlar için ortak ve ayrılmaz bir özelliği gösterir (en-Necât, s. 330-331).

Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı örneklerden, insanın sevindirici bir haber, ilginç bir gelişme karşısında gülmesinin tabii olduğu anlaşılmaktadır (bk. Hûd 11/71; en-Neml 27/18-19). Güldürenin de ağlatanın da Allah olduğunu ifade eden âyet (en-Necm 53/43) hem gülme ve ağlamanın tabiiliğini, hem de aynı varlıkta zıt tabiatları yaratan kudretin büyüklüğünü belirtmektedir. Gülmenin bir alay ve aşağılama ifadesi olduğuna işaret eden âyetler de vardır (el-Mü’minûn 23/109-110; ez-Zuhruf 43/47; en-Necm 53/59-60). Dünyada müşrikler alaycı tavırlarla müminlere gülmüşlerdi; âhirette ise gülme sırası müminlere gelecek (el-Mutaffifîn 83/29-36) ve o gün bazı yüzler gülerken bazı yüzleri keder kaplayacaktır (Abese 80/38-41).

Gülme, insana has bir davranış olarak aynı zamanda insan karakterini belirleyici bir nitelik ve beşerî ilişkilerde sıkça görülen bir tavır olmasından dolayı İslâm ahlâkıyla ilgili kaynaklar bu kavramı inceleme konusu yapmıştır. Hz. Peygamber’in nükteli sözler, ilginç çelişkiler, sürpriz gelişmeler ve diğer bazı hareketler karşısında tebessüm ettiğine ve güldüğüne dair hadisler vardır (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “bsm”, “ḍḥk” md.leri; Abdülhay el-Kettânî, I, 118-119; III, 162-167). Bu hadisler, onun yumuşak tabiatının yanı sıra hoşgörüsünü de yansıtmaktadır (meselâ bk. Buhârî, “Edeb”, 68, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 6; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 22). Ancak söz konusu hadislerde Resûl-i Ekrem’in gülmesinin tebessüm şeklinde olduğu, ayrıca güler yüzlü oluşuyla yanındakilere sevinç ve huzur verdiği belirtilir (Buhârî, “Edeb”, 68; “Tefsîr”, 46/2; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 134; Tirmizî, s. 120-124). Konuyla ilgili hadisleri de dikkate alan İslâm ahlâkçıları, gülmenin hem insan tabiatına hem de ahlâka ve edebe uygun olduğunu belirtirler. Râgıb el-İsfahânî, ahlâk konularını oldukça gerçekçi bir yaklaşımla incelediği eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa adlı eserinde (s. 285) bazı ilginç olaylar karşısında insanın gülmesini ona ait temel bir özellik sayar. Modern açıklamalara da uygun düşen bir yaklaşımla böyle durumlarda gülmenin zihnin düşünme faaliyetinin ortaya çıkardığı bir tepki olduğunu, nitekim düşünme gibi gülmenin de yalnız insanda görüldüğünü, fakat mizah gibi gülmede de dengeyi korumanın güç olduğunu belirtir. Bundan dolayı ahlâkçılar, normal şartlarda gülmemenin veya gülme eğilimini bastırmanın insanı sevimsizleştirdiğine, ancak çok gülmenin de kişinin şahsiyet ve vakarını zedelemek, önemli meseleleri ciddiye almamak, gaflete yol açmak gibi sonuçlar doğurduğuna, özellikle ağır şakalar yaparak, alay ve gıybet ederek gülmenin insanlar arasında düşmanlığa yol açtığına dikkat çekmişlerdir (bk. Mâverdî, s. 302; Gazzâlî, III, 127-132, 147).

Tasavvufî kaynaklarda gülme kalbi katılaştıran, âhireti unutturan bir davranış olarak değerlendirilmiş, ağlayarak gözyaşı dökme veya hüzünlü görünme ruh selâmeti için gerekli kabul edilmiştir. (bk. AĞLAMA).[59]

Gülme bu şekilde ifade edilmiştir. İz-Terzi Baba gönülden esintilerde iman edenler; Ef’al - Şeriat mertebesi imanı, Esmâ - Tarikat mertebesi İmanı; Sıfât - Hakikat mertebesi İmanı ve Zât - Marifet mertebesi imanı olarak tasnif edilmiştir.

O zaman " Hasenatul ebrar, seyyiâtul mukarrebin "
" Ebrarların ( iyi insanların ) ( bazı ) sevabları , 
mukarrebler ( Allah'a en yakın insanlar ) için günah gibidir." Diye tabir edilen tasavvufi tabirlen olaya bakmaya suçluların-günahkarların durumuna bakmaya çalışalım…

Kûr’ân-ı Keriym Âl-i İmrân sûresi 3/193 âyetinde,

رَّبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلإِيمَانِ أَنْ آمِنُواْ بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأبْرَارِ {آل عمران/193}

rabbenâ innenâ se­mignâ münâdiyen yünâdiy lil imâni en âminu birabbiküm feâmennâ rabbenâ fağfirlena zünubenâ ve keffir annâ seyyiatinâ ve teveffenâ meâl ebrar Meâlen :

“rabbimiz gerçekten biz, rabbinize imân edin diye imâna çağıran bir çağırıcıyı duyduk imân ettik” “rabbimiz bizler için günahlarımızı bağışla bizden (çıkmış) kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle öldür.” Bu âyet-i kerime’de açık olarak görülen şu ki, kişi kendi nefsi ve bireysel benliği içerisinde lâfzi ve taklidi imânı ile hayatını sürdürüyorken, herhangi bir vesile, kendisinde meydana getirdiği muhabbet ile halinin değişmeye başlama-sıyle, imânın daha ileri hâl ve mertebelerini araştırmaya baş-lamasıdır.[60]

İşte burada suçlu olan öncelikle kendi nefsi ve bireysel benliği içerisinde inadından inkar edip inanmayıp inanlarla eğlenip gülenledir. Bir diğeride hayâli ve vehimi inancı ile lafzi ve taklidi imânı ile hayatını sürenlerin buna ne gerek var diyerek ve islâmın temel kurallarını uygulamak sizlere yetmiyor mu? Bunun ne ilerisine gerek var diyerek bu yapılan arayışların gereksiz olduğunu düşündüklerinden dolayı hakiki ef’al ve şeriat mertebesi imanına sahip olanlara gülmeleridir.

Kûr’ân-ı Keriym Bakara sûresi 2/3 - 4 âyetinde;

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {البقرة/3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ {البقرة/4}

“elleziyne yu’minune bilğaybi ve yükıymunessalâte ve mimma rezaknahüm yünfikune” (3) “velleziyne yu’minune bima ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike ve bil ahiretihüm yukinune”(4) Meâlen :

“Onlar ki, gaybe (görünmeyene) inanırlar ve na-mazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şey-lerden de infak ederler.” (3)

“onlar sana indirilene de senden önceki indiril-mişlere de inanırlar ve onlar ahireti de yakıynen tanır-lar.” (4) Bakara sûresinin 3 ve 4. Mertebesinde bilgaybi ifadesi ile esmâ - tarikat mertebesi imanın en önemli özelliği bilgaybi gaybleri ile “be-bi” yani kendilerinde bulunan risâlet mertebesi itibari ile kendi gaybleri ile âlemin gaybinin tanınması ve ahiretinde b-ilm’el yak’in olarak tanınmasıdır.

Esmâ - tarikat mertebesinin hakiki iman ehli ile inadından dolayı inkarından gülüp eğlenenler tarikat ehlinin yapmış oldukları zikirleri “Huu”cular diye gülüp alaya alırlar. Aslında “Hu”cular ifadesi bir tasdiktir. Bu mertebe ehlinin gayblerinde bulunan “Hu”yu tasdik etmektedirler haberleri yoktur.

İslâm dairesi içinde bulunan hayali ve vehimi ölçüye sahip gafil tarikat ehli ile tanınan ki bunların birçoğu şöhret bulmuş ve milyonlarca müntesibe sahiptirler, hele başlarında bulunanlarını nefsi ve hayali ölçü ile değerlendirmeleri evliya, zamanın kutbu, zamanın gavsı hatta gavs’ul azam hatta işi daha ileri götürerek mehdi ilan ederler. Bunların gerçek ölçüsüde yoktur. Bu mertebenin kendi vehimi ve hayali varlıklarından kurtulup izafi benliklerine ulaşmak olduğunu ve kendilerine vermiş olduları vücud-varlık günahınıda bilmezler.

İçimi gerçekten acıtan bir olayı yazmadan edemeyeceğim… Efendi Babam bu mertebeyi kılı kırk yararak ve cümle tarikatları bir ederek, cümle piran bizim pirimiz birdir diyerek, cümle yolları bir ederek geçmiştir. 124 numaralı Terzi Baba kitabına konu olan “Satih İnce” denilen şahış Efendi Babam ile gülüp eğlenmeye kalkmış. Hem dinle diyanet ile işi olmayanı hem de olanı Cenâb-ı Hakk kendisine musallat etmiş ve kendi eğlence konusu olmuş. Birisi şeyh dükkan açtı diye bahsetmiş, tarikat ehliyim diyen ama bu işlerden haberi olmayan bir kişi ise yapmış olduğu devran’ı hamsi tavasına benzetmiştir. Cenâb-ı Allah böyle suçlu duruma düşmekten muhafaza buyursun.

Kûr’ân-ı Keriym Meryem sûresi 19/96 âyetinde;

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا {مريم/96}

innelleziyne âmenu ve amilussali¬hati seyec’alü lehumürrahmânü vüdden Meâlen :

“Muhakkak ki imân edip salih amel işleyenleri rahmân sevgili kılar.” Salih amel; programı Hakk’tan fiili, tatbikati kuldan olan fiildir. Burada kul nefsinin değil Hakk’ın programı olan fiileri işler ve Hakk’tan gelen ma’nâları idarak ederek beşeri sıfâtlarından soyunarak ilahi sıfatları giyinmeye başlar. Bu halde olanı Rahmân sevgili kılar. Ve Hakikat – Sıfât mertebei imanı oluşur.

Hakk’ı inkar ehli olan kişiler bu kişilerin hakikate zaten Rahman’ın sevgilisi olan kişileri anlayamazlar, zaten bu mertebelerden haberi yoktur. Ve diğer inanlar gibi bunlarıda aynı katagoriye koyup gülüp, eğlenirler. Rahmân’ın sevgilisi olmak ne demektir. Meryem valideye Ruh’ul Küds geldiği zaman “Ben senden Rahmân’a sığınırım” demişti. Rahmân’ın sevgili kıldığı kişi kendi varlığında kendi Ruh’ul Kuds ile desteklenmiş ve Hakk aşığı olan kişidir. Gafletinden bu mertebeyi zâhir ehli inkar eder. Ama birde Hakk ehliyiz deyip bu mertebenin icabını yerine getirmeyen ve mukayyed yani belli bir zaman diliminde bu mertebenin kaydı ile kayıtlanmak ölçüsü ile kısa bir zaman diliminde Hakk’a ibadetlerini yerine getiremek durumundan çıkamayarak. Hakk ile Hakk olduk, namazı kime kılacağız, orucu kime tutacağız vs. benzer ibadetleri bu ifadeler ile işlemeyip zındık durumuna düşen taife vardır. İşte bunlarda bu durumdan çıkıp Hakk’ın programını işleyen Hakikat – Sıfât mertebesi ehli ile gülüp eğlenen Hakk’a karşı suç – günah işleyen gaflet ehli vardır. Bunlar nefsani benliklerinden kurtulamadıkları gibi, bu nefsani benliklerini besler ve hizmet ederler.

Kûr’ân-ı Keriym Bakara sûresi 2/285 âyetinde, amenerrasûlü bima ünzile ileyhi min rabbihî vel mu’minune küllün amene billâhi ve melâiketihî ve kütübihî verrüsülihî

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ {البقرة/285}

Meâlen :

“O elçi rabbinden kendisine indirilene inandı, mü’minler de hepsi Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına ve elçilerine inandı.” Bakara sûresi 285. Âyeti kerimesi Marifet–Zât mertebesi İmânı belirtmektedir.

Her peygamber (a.s) kendi mertebesini ve imanını getirmiş, Efendimiz bu peygamberlere ve mertebelerine cami olduğundan Zât-Marifet mertebesi imanı getirmiştir. Burada imân, ikâna dönüşmüş olur. Resül (a.s)’ın Rabbi hassı Allah (c.c.) esmâsı olduğundan Rabbi Allah (cc.) dür Ve Allah’a iman etmişlerdir. Bu mertebenin mü’minleri kendi Rabbi hassları yönünden Resûl’ün resulleri olarak imanlarını ikâna dönüştürür ve Allah (c.c.) bu esmâ yönünden imân ederler.

Zaten, inadından bilinçli örtüp gizleyen inkar ehli ne Efendimiz (s.a.v)’i kabul ederler, ne de onun irsal edicilerini kabul ederler ve suçlular-günahkarlar bu mertebeler ile gülüp eğlenmektedirler.

Bu işi gafletinden yapanların zaten bu mertebenin hakîkatinden haberi yoktur, hayali ve vehimi ürettikleri anlayış ile bu mertebeyi örtüp gizlerler.

Efendi Babam, Necdet ARDIÇ’ın yaşantısından anlattığı hikâyelerden birinde, kendisini Mehdi ilan edenlerden birinin müntesibi bir zamanlar kendisinin yanına gelip bu X kişinin zamanın Mehdisi olduğunu öne sürerek mutlaka kendisine iman edip, kabul etmesini ısrarlı bir şekilde öne sürmüştür. Efendi Babam iyi peki güzel diye öne sürdüğünüzün bu işin delili nedir dediği zaman X Mehdi olan kişinin Efendimiz ve diğer peygamberlere imamlık ederek namaz kıldırdığını söylemiştir. Efendi Babam bu nerede olmuştur. Zâhir, âlemde mi? Batın âlemde mi? diye sorup ilave ederek, bu iş zâhir âlemde olmaz Efendimiz (s.a.v.) zâhir âlemde şu an yoktur. Zâhir âlemde bu iş olmuştur ama Efendimiz hasta idi ve Hazreti Ebubekir’e emir verek kıldırdı. Yani Ebû Bekir efendimiz burada memur idi. Emri veren amir konumunda olduğundan zâhirde önde olan Ebu Bekir (r.a) olduğu halde bâtında imam olan yine Efendimiz (s.a.v.) idi. Bâtın âlemde ise sizin Efendi kıldırmış ise siz oradamıydınız? Diye sorulunca, ben görmedim, orada yoktum. Öyle söylüyorlar diye cevap vermiştir. Efendi Babam niye görmediğiniz bir şey hakkında ısrar ediyorsunuz diye sorunca cevap verememiştir. Efendi Babam bu kişiye peki size bir soru, iman bir ömür boyu sürer mi? Diye sorunca, bahse konu olan kişi evet iman bir ömür boyu sürer diye cevap verince tamam kardeşim, siz yolunuza ben yoluma daha fazla konuşalıcak bir şey kalmamıştır diye bu kişiyi yolcu etmiştir. Âyeti kerimenin kısa yorumunda görüldüğü gibi imân bu mertebede ikâna dönüşmesi lazımdır.

Yine bir gün gittiği bir yerde Fenâfillah/hakikat, Marifet/bakabillah kavramlarından, orada oturup anlatan kişi bahsetmekteymiş. Efendi Babam, Efendim Fenâfillah/hakikat, Marifet/bekabillah diye bir takım isimler yapmış olduğunuz sohbette geçmekte bunlar nedir? Merak ettim açıklayabilir misiniz? Diye sorduğunda kendisinin bunları okuduğu kitapta geçtiğini kendisininde bilmediğini itiraf etmiştir. Belki bunlar açıkça bu mertebelerin ölçü ve tartısının hileleri olmasada bu mertebelerin olmadığı yerde varmış gibi insanlar kandırılmaktadır.

2. Yorum; Bu âyette geçen suçlu - günahkar hakkı ve hakikati bilen ve uygulayan kişidir.

Hızır ile Mûsâ (a.s.) arasında Kehf sûresinde anlatılan kıssa hikâye bu tarzdandır. Hakîkat üzerine yapılan işlere, şeriat-tarikat mertebesi imân ehlinin sabrı ve anlayışı olmadığı ifade edilmektedir. Hakîkat ehli ise yaptığı işte emir ve o işin hikmetini bildiği için mazurdur.

Tanınan mutasavvıflardan Ahmed Kuddusi’nin yazmış olduğu şiir günümüzde ilâhi şeklinde okunmaktadır. Mutsavvuf şair şiirin şah beyitlerinde “Cürmüm ile geldim sana.” Diye tekrar etmektedir. Günahı ile Rabb-ine gidenin bir bildiği vardır herhalde…

Bu işi biraz müşahadeye dökersek sûrenin bu âyeti ile ilgili düşündüğüm günlerde evimizde Ömer Hayyam’ın bir şiiri şarkı şeklinde fakirin ev hanesinde nefsi küllünün üretkenliği tarafından dinleniyordu. Önce şu sözler kulağımda yer etti. “Defterim dolsa da suçlarla, siyahtan korkmam”… Ömer Hayyam olması ve içinde “suç” kelimesi geçmesi dikkatimi celbetmişti. Ömer Hayyam bazı çevrelerce pek kabul görmez ama şiirlerinde bulunan hakikat yönleri ve işaretleri kendisinin göz ardı edilemeyecek bir kişi olduğunun göstergesidir. Bunun üzerine bir araştırma yaptım…

Dal goncayı bir sabah açılmış buldu, 
Gül melteme bir masal deyip savruldu 
Dünyada vefasızlığa bak; on günde 
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu. 
Sen acırken bana, hiç bir günahımdan korkmam 
Benle oldukça; yokuş, engebe, yoldan korkmam 
Beni ak yüzle diriltirsin a Tanrım, bilirim; 
Defterim dolsa da suçlarla, siyahtan korkmam.

Ömer Hayyam[61]

Ahmed Kuddusi şiirinde tarikat ağırlıklı bir ifade kullandığı halde burada ise Ömer Hayyam, Hakîkat ve Marifet ağırlı bir ifade tarzı kullanmıştır.

Dal goncayı bir sabah açılmış buldu,  Dal gülün dikenli yani nefis tarafıdır, bir sabah ise Bekâbillah sabahıdır. Nefsini bilen, rabbini bilir hükmü ile mucidine tam bir fakr ve ihtiyaç halinde ölmeden önce ölen nefis bir sabah marifet goncasını Bekâbillah sabahı nefinde açılmış bulur.

Gül melteme bir masal deyip savruldu, Meltem nedir? Deniz kıyısı bölgelerde, gündüzleri denizden karalara, geceleri ise karadan denizlere doğru esen hafif şiddetli rüzgarlardır.

Gece ve gündüz yani Fenâfillah ve Bakâbillah rüzgarlarını taşıyan nefesi rahmâniyye, gül masal yani Hakk’ın hayâli deyip savruldu, yani Hakk’ın istediği yöne Hakk’ın emrini yerine getirdi.

Dünyada vefasızlığa bak; on günde 
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu.

Bu  dünyaya vefasızlık olsada ahrete tam bir vefadır. On kemâl sayıdır, “Aşera” olan bu sayıya bazıları “İsna Aşer” yani 12 derler. 12 Hakîkat-i Muhammedir. Yani bir gülün, gül Hazret-i Muhammedin remzidir. Onun getirmiş olduğu meratib-i İlâhinin bâtını anlayan kâmil insân açtı yani zâhirde gözüktü ve emr-i hak ile bâtına alındı.

Sen acırken bana, hiç bir günahımdan korkmam, Burada “sen acırken” bu âlemlerin Hakikat-i Muhammediden başka bir şey olmadığının idrâkine ulaşılması Hakk’ın kuluna acımasıdır. Hiçbir günahtan korkmam ise, Fetih sûresi 2. Âyette Cenâb-ı Hakk’ın buyurmuş olduğu “Gelmiş, geçmiş günahların af olundu.” ile Efendimizin Hakîkat-i Muhammedi mertebesi bu merteden kaynaklanan zâhirde suç unsuru olan günahların af olmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) bünyesinde bu mertebeyi (Hakîkat-i Muhammedi) idrak eden ümmetinin mensupları, tüm âlem ondan başka bir şey olmadığının farkına varıp onda yaşadıklarının ve onun bir unsuru olduklarının farkına vardıkları, vücud-varlık günahından kurtuldukları için af olunmuşlardır.

Benle oldukça; yokuş, engebe, yoldan korkmam  Benle, benimle, bende ben oldukça; yani Hakk’ın varlığının benim varlığım olduğunu anlayınca benle oldukçadır. Sen çık aradan, kalsın yaradadan olunca ne tarikat ne şeriat mertebesinde yürümekten korkmam…

Beni ak yüzle diriltirsin a Tanrım, bilirim; 

Ak yüzle dirilmek, suç ve günahtan beri olmak olduğu gibi, Ak-beyaz Ulûhiyet mertebesidir. Ulûhiyet-İlâhlık veçhi yönü ile dirirtirsin yani Hayy edersin çeviride tanrı kullanılmış, aslında Allah (c.c.) olma ihtimali yüksek bu mertebeyi ifade etmektedir. Allah’ım bilirim daha makul bir yazım olur, şairin de muradı bu yönde olsa gerek diye düşünüyoruz.

Defterim dolsa da suçlarla, siyahtan korkmam.

Defter, kişinin bu dünya hayatında yaşantısı ile yazmış olduğu kitabıdır. Şair burada kitabının suç günah ile bu kitab yazılmış olsa bile “siyah”tan kormadığını söylüyor. Siyah; karanlık ve Fenâfillah’ın ifadesidir. Bir diğer ifadesi mutlak siyahlık a’mâiyyetin ifadesidir. Bir bakıma Ka’be örtüsüdür. Kişi fenâfillah ile Hakk’ta fani oldu mu? Siyah örtüsü yani balçık kara toprak örtüsü ile saf-ak olan Hakk’ın camını sırlar… Tabii Fenâfillah’ta olanın kendi mevhum, hayali varlığı olmadığından Hakk’ın âleti konumuna dönüşür ve memur mazurdur.

İşte bu suç işleyenler inananlar ile karşılaştığı zaman onların makamlarını görüp onların hâline gülerler.

Bu konunu biraz daha açıklığa kavuşması için Efendi Babam, Fakîr ve bir kardeşimizin zâhirde suç sayılan, ama bâtında eğitim amaçlı sizleri gülümseteceğini umduğum yazışmaları buraya alıyoruz.

(1)(2)(3) şişe şarap‏[62]

14.12.2013 (1)(2)(3) şişe şarap.

Akşam-ı şeriflerin hayr olsun Fa… oğlum. Mu…tın ki ile iki şişe üçe çıkmış. Birerde bonus almışlar zâhir bâtın (6) şişe olmuş buda her cihetten nereye baksan mahlûkatı serhoş görmek demektir. Serhoşlar arasında kalanın ise o muhitte yaşayabilmesi için zahirende olsa, serhoş gözükmesi gerekmektedir yoksa aralarında yaşayamazlar. Sana bu hususta küçük bir hatıramı anlatayım.

(1953) senelerinde idi İstanbuldan geldikten sonra o günkü evimize yaklaşık iki kilometre kadar uzakta olan "Çiftlik önü Camiine" Arapça okumak için her sabah (5/5,30) da kalkıp giderdim, o zaman oraları da bu günkü kadar kalabalık değildi, hele o saatlerde pek kimseler olmazdı, camiye yaklaştığım bir sırada yorgunluktan ve uykusuzluktan olsa gerek, giderken biraz sağ sol yapıp sendelemişim, o sırada da yolcu oldukları anlaşılan erkekli kadınlı bir kaç kişi, “şu serhoşa bak, sabah sabah içmiş,” diyerek kendi aralarında konuşarak yanımdan geçip gitmişlerdi.

Bende bu sözler üzerine, yakıştırdıkları vasfa sevinmiştim. Oyüzden, Bayezid-i Bistaminin dediği gibi. "Şeribtül hubbe kâ'sen ba'di kâ'sin.............." "Muhabbet şarabını kâ'se kâ'se içtim, ne şarap bitti ne ben kandım" demiştir. Onun için onlar bize yabancı değildir. Diğer taraftan, başka bir düşünürde, "bizi sarhoş eden angur/üzüm suyu değildir" demiştir. Biz gene lâtifeyi ve serhoşluğu bir tarafa bırakalım da, ilim hoşluğuna devam edelim İnşeallah.  Herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban. 


16 -12 -2013 (1)(2)(3) şişe şarap
Sabahı Şerifleriniz Hayrolsun Babacığım;

10.12.2013 tarihinde sizinle telefonda konuşurken, İstanbul'dan bir emriniz var mı diye sordum, sizde gelirken "bir şişe şarap" getirirsin, buyurdunuz, cevaben dedim ki:

Tekirdağ'ında daha kalitesi var (aslında sizi kasdediyordum) dedim, siz bir süre güldünüz, sonra hadi bakalım yalnız olmasın gelirken "iki şişe şarap" getirirsin dediniz. böylece telefon konuşmasını hitama erdirdiniz.

Telefonu kapadıktan sonra lâtife ettiğinizi düşündüm ama hemen kısa bir süre sonra bunun altında vardır bir hikmet, yoksa Efendi Babacığım böyle bir şey istemezdi dedim. Sayılar ve şarap konusunda az çok bilgim vardı ama şişe konusunda biraz takıldım, o sırada gönlüme Nesimi'nin nefesi geldi;

Ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne Sofular haram demişler bu aşkın badesine (şarabına) Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne Daha sonraki gün M… C… abi'ye danıştım, bu kelime-lerin anlamlarını bulabilmek için, cevaben bir yazı gönderdi ve altında şu not vardı aynen aktarıyorum;

"Bizi de dahil ettin... Efendi Babacığıma hürmet, muhabbet ve selâmlarımı iletmeni rica ediyorum. Birde bizde dahil olduğumuz için "Üç tane şarap  götürür-sün" Mu… abim de böyle söyledi dersin..." İnşellah sizin cevabınızla bu sözün hakikatını daha iyi idrak ederiz hürmetle sizin ve validemin ellerininden öpüyorum.

oğlunuz fa…

(Ya ) Selâm.


(1)(2)(3) ŞİŞE ŞARAP

Bir emir geldiyse sorma Ümmeti Mûsâ gibi olma Biri iki, ikiyi üç yapma Cevabı istersen gönüle gel Hızır bâtın, Mûsâ zâhirdir Gördüğüm iki şişe gibidir Ehli tevhide bunlar birdir Kır şişeleri de irfâna gel İlmi ledünne talib olduk Marecel bahreynde buluştuk Söz verdikte yoldaş olduk Sabreyle de fena'ya gel İsa bin Meryem Rûhullah İncil'in kendisi Kelîmetullah Ondadır makamı fenafillah Kalma burada baka'ya gel Öğrendiysen Musa'dan tenzihi Durma anla İsa'dan teşbihi Cem eyleyiver de bul tevhidi İlmi ledün sultanı Muhammed'e gel Sırrı feyzi Hüda'dır Hazmiya Kervan-ı aşka sakidir Nusreta Sende ermek istersen Necata Arifi billah Terzi Baba'ya gel


Fa… Bu… 31.12.2013

M… abiciğim hayırlı sabahlar;

Şarap ile ilgili mail aşağıdaki gibidir, daha önceden şiir deneyimim yoktu bu ilk oldu, hatamız varsa affola…

Selâmlar. Fa… kardeşiniz


Mu… CA… 01.01.2014

Fa…cığım Hayırlı Seneler,

Gönderdiğin mail için teşekkür ederiz.

Fakir de şiir konusunda acemi, yazdığın şiir güzel olmuş... Sen yazmaya devam et, zaman içinde hece vezni mi? Arus ölçüsü mü? Yazacaksın karar verirsin. Hece vezni daha kolaydır. İnternette bu konu hakkında bilgiler var.

Bende şiiri biraz değişik yorumlamaya çalıştım...

4+4+3 hece vezniyle yazılmıştır.

Emirini verdiğinde koşmalı, Muhammedi ümmetinden olmalı, Altı yönden kapısına bakmalı, Fetihleri bildirmekte Kâbe gel.

Sohbetinde irfanıyla bayıldık, 
İlmi ledün anlatınca ayıldık, Hakikatin yollarında sayıldık, Kadehleri doldurmakta Saki gel, Zahirinde Muhammedi  ismiyle, (s.a.v.) Batınında Hüviyeti "Hu"suyla, Velilerde tenzihle, teşbihle, Tevhidini birlemekte Kâmil gel, Kelimeler dudağından dağılır,
Nefesinden rahmetleri yayılır, Hakîkatin kokusundan ağlatır, Karanlığın noktasında Aşka gel, Muhammedi tevhid eder zâtında, (s.a.v) Resülünde Resülleri zuhurda,  Cem'ül Cem'le  hidayeti bekada,
Dolunayın parlaklığı Onda gel, İlimlerin kapısında Hazmidir, Deryaların kapısında Nusretdir, Mevlamızın kapısında Necdetdir, Marifetin Velâyeti Ali gel. (k.v.c)


Burada Niyazi babamıza ait bir şiir var. Onu da ilâve edelim, ruhu şad olsun. Koyu yazıların altlarındaki normal yazılar şiirin özetle izahlarıdır.


Zühdünü ko aşka düş ehl-i canân etsin seni,
Pîr-i aşka kulluk et cânâne cân etsun seni.

Zühdünü koy aşka düş canân ehli etsin seni,
Aşkın üstâdına kulluk et, cânâne cân etsin seni.

Bir zaman bülbül gibi efgânın ağdır göklere,
Şol kadar kıl nâleyi kim gülistân etsin seni.

Bir zaman bülbül gibi efgânını yükselt göklere,
Şu kadar inilti kıl ki gülistân etsin seni.

Âr u nâmusun bırak şöhret abâsından soyun,
Giy Melâmet hırkasın kim ol nihân etsin seni.

Âr ve nâmusun bırak şöhret cübbesinden soyun,
Melâmet hırkasın giy ki ol gizli etsin seni.

Yüzünü yerler gibi ayaklar altında ko kim,
Hak teâlâ başlar üzre âsumân etsin seni.

Yüzünü yerler gibi ayaklar altında koy ki,
Hak teâlâ başlar üzerinde gökyüzü etsin seni.

Verme râhat nefsine dâim gazâ-yi ekber et,
Kâbe-i dil feth olup dârül-emân etsin seni.

Verme râhat nefsine dâim en büyük savaşı et,
Gönül Kâbe’si feth olup emin yurt etsin seni.

Gel Niyâzi’nin elinden bir kadeh nûş eyle kim,
Mahvedip nâm-ı nişânın bî-nişân etsin seni.

Gel Niyâzi’nin elinden bir kadeh iç ki,
Mahvedip nâm ve nişânın nişansız etsin seni.

Selâmlar, Hoşça kal (M. C.)


وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ {المطففين/30}

“Ve iza merrû bihim yetegâmezûne. “

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)