Vemâ edrâke mâ siccîn(un)
"Siccin"in ne olduğunu sen ne bileceksin.
Bildin mi sen, Siccin nedir?
Bu ayet, 'Siccin' kavramının mahiyetinin insan idrakinin ötesinde olduğuna vurgu yaparak, bu kelimenin derin ve bilinmez anlamını sorgulamaktadır. Ayet, Siccin'in ne olduğunu bilmenin zorluğunu ve belki de imkansızlığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dirayet' kelimesini 'bir şeyi bilmek, idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'edrâke' ifadesi, Allah'ın peygamberine veya muhatabına bir şeyin bilgisini vermesi anlamında kullanılır. Ancak soru kalıbıyla geldiğinde, o şeyin mahiyetinin bilinmesinin zorluğunu veya imkansızlığını vurgular. Burada Siccin'in hakikatinin beşer idrakinin ötesinde olduğuna işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür soru kalıplarının (mâ edrâke) Kur'an'da genellikle cevabının hemen ardından geldiğini, ancak burada olduğu gibi cevabının verilmediği durumlarda, o şeyin büyüklüğüne ve mahiyetinin bilinmezliğine dikkat çekmek için kullanıldığını belirtir. Bu, Siccin'in sıradan bir şey olmadığını ve mahiyetinin derinliğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki bilgi ve idrak kavramlarını incelerken, 'dirayet'in genellikle dışsal bir bilgi edinme sürecini ifade ettiğini belirtir. 'Mâ edrâke' kalıbı, muhatabın kendi başına bu bilgiye ulaşamayacağını, ancak Allah'ın bildirmesiyle mümkün olabileceğini ima eder. Ayetteki kullanımı, Siccin'in bilgisinin ancak ilahi bir bildirimle elde edilebileceğini, aksi takdirde bilinmez kalacağını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Siccin'in 'sicn' (hapishane) kökünden geldiğini ve 'büyük bir hapishane' veya 'derin bir çukur' anlamına geldiğini belirtir. Ona göre bu, kafirlerin amellerinin yazıldığı bir kitap veya cehennemin en alt tabakasıdır. Ayetteki kullanımı, Siccin'in korkunç ve bilinmez bir yer veya durum olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sicn' kelimesinin 'hapsetmek, alıkoymak' anlamında olduğunu ve 'Siccin'in ise 'büyük bir hapishane' veya 'derin bir çukur' olduğunu ifade eder. Ayrıca, bazı müfessirlerin bunu 'yedi kat yerin altındaki bir yer' veya 'şeytanların ve kafirlerin ruhlarının hapsedildiği yer' olarak yorumladığını aktarır. Ayetteki bağlamda, Siccin'in mahiyetinin bilinmezliği, onun dehşet verici ve derin bir kavram olduğunu pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, Siccin'in 'cehennemin en alt tabakası' veya 'kafirlerin amel defterlerinin kaydedildiği bir kitap' olduğunu belirtir. Kelimenin 'fa'îl' vezninde mübalağa ifade ettiğini ve 'çok hapsedici, çok derin' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'mâ siccîn' ifadesi, bu yerin veya kitabın dehşetini ve bilinmezliğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Siccin' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını ve 'aşağılık, hapsedilmiş, dar' gibi anlamlarla ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki soru kalıbıyla birlikte, Siccin'in mahiyetinin insan idrakini aşan, korkutucu ve bilinmez bir gerçekliğe işaret ettiğini vurgular.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Bildin mi sen, Siccin nedir? “ (83/8)
كِتَابٌ مَّرْقُومٌ {المطففين/9}
“Ve mâ edrâke mâ siccîn.“