Ve huve-lġafûru-lvedûd(u)
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
Bu ayet, Allah'ın iki temel sıfatını, 'çok bağışlayıcı' ve 'çok seven' oluşunu vurgulayarak, O'nun rahmet ve muhabbetinin genişliğini ifade eder. Dilbilimsel olarak bu iki sıfat, mübalağa kalıplarıyla Allah'ın bu niteliklerdeki kemalini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr kelimesi, 'ğafere' fiilinden türemiştir ve 'örtmek, gizlemek' anlamını taşır. Allah için kullanıldığında, günahları örtmek, affetmek ve azabını gizlemek demektir. Ayetteki 'el-Ğafûr' sıfatı, Allah'ın kullarının hatalarını tekrar tekrar bağışlama ve onları cezalandırmama konusundaki engin rahmetini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğafûr, mübalağa sigası olup, çokça bağışlayan demektir. Allah'ın bu sıfatı, günahları silmekle kalmayıp, onların kötü etkilerini de ortadan kaldırmayı ve kulun itibarını korumayı içerir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın affediciliğinin sınırsız olduğunu ve tövbe edenlere karşı daima merhametli olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğafûr kavramı, Kur'an'da Allah'ın en sık zikredilen sıfatlarından biridir ve O'nun merhametinin temel bir yönünü oluşturur. Günahları örtme ve affetme eylemi, sadece cezayı kaldırmakla sınırlı olmayıp, aynı zamanda kul ile Allah arasındaki ilişkinin yeniden tesis edilmesini de ifade eder. Bu ayetteki 'el-Ğafûr', Allah'ın kullarına karşı olan bu sürekli bağışlayıcılığını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vedûd, 'vedd' kökünden türemiştir ve 'sevgi, muhabbet' anlamına gelir. Allah için kullanıldığında, kullarını çok seven, onlara iyilik ve ihsanda bulunan demektir. Ayetteki 'el-Vedûd' sıfatı, Allah'ın kullarına olan sevgisinin karşılıksız ve engin olduğunu, onların iyiliğini dilediğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vedûd, mübalağa sigası olup, çok seven ve çok sevilen anlamlarına gelir. Allah'ın bu sıfatı, hem kullarını çok sevdiğini hem de kulları tarafından çok sevilen olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın bağışlayıcılığının (Ğafûr) yanı sıra, kullarına olan derin sevgisini de (Vedûd) vurgulayarak, O'nun rahmetinin kapsamını genişletir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vedûd kavramı, Kur'an'da Allah'ın kullarına karşı olan aktif sevgisini ve şefkatini ifade eder. Bu sevgi, sadece duygusal bir durum olmayıp, aynı zamanda Allah'ın kullarına lütuf ve ihsanlarda bulunması, onları doğru yola iletmesi gibi eylemlerle de kendini gösterir. Burûc Suresi'ndeki bu kullanım, Allah'ın bağışlayıcılığının, O'nun kullarına olan derin sevgisinden kaynaklandığını ima eder.
Bürûc Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve huve-lġafûru-lvedûd(u) Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir. (85/14)
Kahhar esmâsı olduğu kahrettiği gibi celali özelliği yani cemâli özelliği olan gafur esmâsı özelliği ile kaimdir.
Gafûr kelimesi, sözlükte “örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak için bir şeyin üstünü örtmek” mânasındaki gafr (gufrân, mağfiret) kökünden sıfât olup “birinin kusurunu örten, suçunu bağışlayan” anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, Allah’a nisbet edilen gufran ve mağfireti O’nun, kulunu azap görmekten koruması şeklinde mânalandırmıştır.[36]
Mütefekkir Muhyiddin-i A’rabi Hazretleri, “İsm-üz-zât, cemi-üs sıfat, esma-i mütekabile ve sıfat-ı mütezatte cem’inin ehadiyetine ALLAH c.c.” denir.
Yani Zâtinin ismi, sıfâtlarının kapsamı, zıt isimlerin topluluğu ve zâtî sıfatlarının tamamının toplu halde aldığı isme, ALLAH c.c. denir diye tarif etmiştir.
Vedûd; Sözlükte “sevmek, muhabbet etmek” anlamındaki vüdd kökünden türemiş mübalağa bildiren bir sıfat olan vedûd “çok seven, çok sevilen” demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de vedûd ismi esmâ-i hüsnâdan olan rahîm ve gafûr isimleriyle birlikte iki âyette geçmektedir (Hûd 11/90; el-Burûc 85/14).[37]
Mesnevi-i Şerif, Ahmed Avni Konuk Şerhi 11. Cildinde Hazreti Bilal’in dilinden Vedûd’u şöyle tarif etmektedir.
965. Cisim cühûdun dikenlerinin yarası önündedir, benim cânım o Vedûd'un mesti ve harabıdır.
“Vedûd”, esmâ-i hüsnâdandır. Lügat mâ’nası “muhabbet edici" demektir. Ya’ni, benim cismim zâhirde yahûdinin vurduğu diken yarasının önündedir. Fakat rûhum o kullarına Vedûd olan Hak Teâlâ hazretlerinin sarhoşu ve harabıdır. Binâenaleyh bu zevk-i ma’nevî elem-i cismânînin hicâbı olur.