Ennâri żâti-lvekûd(i)
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
O çıralı ateşin,
Bu ayet, 'ateş' ve 'yakıt' kavramları üzerinden, inananlara yapılan işkencenin şiddetini ve dehşetini tasvir etmektedir. Kelimelerin kök anlamları, bu dehşetin derinliğini ve sürekliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâr (نار) kelimesi, 'nur' (نور) kökünden türemiş olup, ışık ve aydınlık anlamına gelirken, aynı zamanda yakıcı ve yok edici ateşi de ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu yakıcı ve cezalandırıcı yönünü vurgular, zira inananlara karşı bir işkence aracı olarak kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nâr (نار) kelimesi, mecazi olarak da kullanılabilse de, bu ayette 'hakiki ateş' anlamındadır. Hendeklere doldurulan ve inananları yakmak için kullanılan somut bir ateşi anlatır, bu da işkencenin fiziksel boyutunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nâr' kavramı, genellikle ilahi cezanın ve azabın bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Bu ayette ise, zalimlerin inananlara uyguladığı dünyevi bir azap aracı olarak kullanılması, kavramın hem dünyevi hem de uhrevi cezalandırıcı gücünü yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zât (ذات) kelimesi, bir şeyin özünü, mahiyetini ve niteliğini ifade eder. Bu ayette 'nâr' kelimesiyle birlikte kullanıldığında, ateşin 'yakıt sahibi' olma niteliğini vurgular. Bu, ateşin varlığının ve şiddetinin yakıta bağlı olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zât (ذات) kelimesi, 'sahip olma' veya 'içerme' anlamında kullanılır. Ayetteki 'nâri zâti'l-vakûd' ifadesi, ateşin yakıtla beslenen, yakıtı olan bir ateş olduğunu açıkça belirtir. Bu, ateşin sıradan bir ateş değil, sürekli beslenen ve şiddeti artırılan bir ateş olduğunu anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vakûd (وقود) kelimesi, 'ateşi tutuşturmak, yakmak' anlamına gelen 'vakd' (وقد) kökünden türemiştir ve ateşi besleyen odun, kömür gibi maddeleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, hendeklerdeki ateşin sürekli beslenerek canlı tutulduğunu ve inananlara yönelik işkencenin sürekliliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vakûd (وقود), ateşi tutuşturmak ve yakmak için kullanılan her türlü maddeye denir. Bu ayetteki 'el-vakûd' ifadesi, ateşin sadece var olmakla kalmayıp, sürekli olarak beslendiğini ve bu sayede yakıcılığının ve tahrip gücünün artırıldığını gösterir. Bu, zalimlerin işkencedeki kasıtlı ve sürekli çabasını simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Vakûd kelimesi, Kur'an'da genellikle cehennem ateşi bağlamında, bu ateşin yakıtını oluşturan insanları ve taşları ifade etmek için kullanılır. Bu ayette ise, dünyevi bir işkence aracı olan ateşin yakıtını ifade ederek, kavramın hem dünyevi hem de uhrevi azap bağlamında kullanılabileceğini gösterir ve işkencenin şiddetini pekiştirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.